"Risale-i Nur eczaları... Hakaik-i imaniye ve Kur’aniyeyi, hatta en muannide karşı dahi parlak bir surette ispatı, çok kuvvetli bir işaret-i gaybiye ve bir inayet-i ilahiyedir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Risale-i Nur eczaları, bütün mühim hakaik-i imaniye ve Kur’âniyeyi, hatta en muannide karşı dahi parlak bir surette ispatı, çok kuvvetli bir işaret-i gaybiye ve bir inâyet-i İlâhiyedir. Çünkü hakaik-i imaniye ve Kur’âniye içinde öyleleri var ki, en büyük bir dâhi telakki edilen İbni Sina, fehminde aczini itiraf etmiş, 'Akıl buna yol bulamaz.' demiş..." (Mektubat, 28. Mektup, Yedinci Risale)
Risale-i Nur'un imana dair derin meseleleri temsil ve teşbihler vasıtası ile en avam insana ders vermesi ve onları da tam tatmin etmesi; Allah’ın büyük bir ihsanı, harika ikramı ve fevkalade bir inayetidir. Risale-i Nur'un bu üstün vasfı, vahyin manevi bir inikasıdır. Yani Risale-i Nur felsefeyi değil, vahyi kendine mikyas yapmıştır ve ve manevi kuvvetini Kur’an'dan ve onun müstesna usul ve esasından almıştır.
Mesela; Kur’an ihtira ve inayet delillerini esas alırken, felsefe devir ve teselsül gibi uzun ve meşakkatli delilleri esas alır. Risale-i Nur bu asırda Kur’anî olan ihtira ve inayet delillerini harika bir şekilde işlemiş ve sırr-ı temsil ve teşbih ile avam insanların seviyesine indirmiştir.
Aristo, İbn-i Sina, Eflatun gibi üstün zekâ sahibi dâhi filozoflar, Allah’a iman ettikleri halde, tekrar dirilmenin ruhen olacağına inanmışlar ve bedenin de dirilmesini akıllarına sığıştıramamışlardır.
İbn-i Sina haşr-i cismanî hususunda; "Akıl bunda gidemez" deyip, acizliğini itiraf ediyorsa, avam insanların kendi başlarına bu hakikatleri idrak etmeleri imkânsızdır. Bu da insanlığın vahyin ışığına ne kadar muhtaç olduğunu bedihî bir surette gösterir.
Burada mukayese edilen; akıl ile vahyin mertebesidir. Hangi akıl olursa olsun, vahye muhtaçtır. Kur’ana ve sünnete tabi olmayan bir akıl, sırat-ı müstakimde yürüyemez, ufku her şeyi kuşatamaz ve tam bir mürşid olamaz. Çünkü akıl da bir mahluktur, idraki sınırlı ve mahduttur. İnsan, mücerred akıl ile Allahü Teâlâ'nın varlığını bilse dahi, o Zât-ı Akdes'in kudsî sıfatlarını ve esmasını, bu kâinatın yaratılış hikmetini, insanların vazifelerini, şu mevcudatın nereden gelip, nereye gittiklerini ve ahirete ait hakikatleri bilemeyeceğinden, Cenâb-ı Hak onlara peygamberler ve semavi kitaplar gönderdi.
Hem bu kâinatın ve insanın yaratılışındaki âli maksatlar ve ilahi hikmetler ancak “yüksek dellal, doğru keşşaf, muhakkik üstad ve sadık muallim” olan başta Hz. Muhammed (asm) olmak üzere diğer bütün peygamberlerle bilinir ve anlaşılır.
Üstad Hazretlerinin dikkatlere takdim ettiği husus da budur. Yani insan deha derecesinde akıl sahibi de olsa vahye tabi olmaz ise, hakikatleri anlamak noktasında âmî ve avam bir insan gibi kalır. Nasıl çok güzel bir adam Hz. Yusuf (a.s)’in güzelliği yanında sönük kalıyor ise, İbn-i Sina gibi bir akıl sahibi de vahyin yanında sönük ve âmi kalır. Risale-i Nur burada Kur’an’ın manevî bir tefsiri olması hasebi ile vahyi temsil ediyor.
İbn-i Sina haşir konusunda aklına itimad ettiği için, işin içinden çıkamayıp aczini itiraf ediyor. Ama vahiy haşir inancını en âmi ve avam adamın da aklına tespit ettiriyor. Burada vahyin üstün ve keskin zekâveti ile insanın cüz’î ve sönük zekâveti kıyas edilmiş oluyor. Üstad Hazretleri bu farka işaret ederek vahyin akla olan üstünlüğünü ve keskinliğini ilan ve ispat etmiş oluyor.
İbn-i Sina’nın dehalığı diğer insanlara karşıdır, Kur'an ayetlerine karşı değildir. İbn-i Sina insanlara kıyaslandığı zaman dahi ve harikadır, vahye kıyaslandığı zaman âmi ve avamdır.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Risale-i Nur'daki ispat kuvveti (Video: Dr. B. SABAZ).
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
MÜHİM HAKAİKİ İMANİYE VE KURANİYEDEN NE ANLAMALIYIZ? HANGİLERİ MÜHİM KISMINDADIR?
Tevhit, haşir, nübüvvet, melaike, kitaplara iman, kaderin ispatı ve bu altı iman esasına taalluk eden imana dair diğer konular mühim hakaik-i imaniye ve Kuraniye olarak ifade edilebilirler.
Özellikle bu zamanda dinsiz felsefe tarafından tenkide maruz kalmış imana dair konular mühim hakaik-i imaniye ve Kuraniye sınıfındandır. Çünkü ebedi saadetin vesikası olan iman hakikatlerinde zerre kadar şüphe olsa insanı ebedi helakete sürükler ve insanın mahvına sebep olur. Bu yüzden imanı tahkim eden bütün risaleler mühim hakaik-i imaniye ve Kuraniye sınıfındandır diyebiliriz.
Risale-i Nur bu zamanda ekmek su gibi lazım ve zaruri ihtiyaçlar sırasına girmiştir bu sebeple Risale-i Nurun her bir meselesi büyük ve önemli konular sınıfındandır.