"Risale-i Nur, Eskişehir imtihan ve mahkemesinde, şakirtlerinden yalnız bir buçuk kaybetti." Buradaki "bir buçuk talebe"yi nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Aziz, sıddık kardeşlerim,"

"Eski zamanda bir şeyhin müridleri pek çok olmasından, o memleketin hükûmeti siyasetçe telâş edip onun cemaatini dağıtmak istemiş. O zat, hükümete demiş: 'Benim yalnız bir buçuk müridim var, başka yok. İsterseniz tecrübe edeceğiz.' "

"O zat, bir yerde çadır kurdu, kendi binler müridlerini oraya toplattı. O da emretti: 'Ben bir imtihan yapacağım. Her kim benim müridim ise ve emri kabul etse, cennete gidecek.' "

"Çadıra birer birer çağırdı. Gizli bir koyun kesti. Güya has bir müridini kesti, cennete gönderdi! O kanı gören binler müridler, daha hiçbiri şeyhi dinlemedi, inkâra başladılar. Yalnız bir adam dedi: 'Başım feda olsun.' Yanına gitti. Sonra bir kadın dahi gitti; başkalar dağıldılar."

"O zat, hükûmet adamlarına dedi: 'İşte benim bir buçuk müridim bulunduğunu gördünüz.' "

"Cenâb-ı Hakka yüz binler şükürler olsun ki, Risale-i Nur, Eskişehir imtihan ve mahkemesinde, şakirtlerinden yalnız bir buçuk kaybetti. O eski şeyhin aksine olarak, Isparta ve civar kahramanlarının himmetiyle, o zâyi olan bir buçuk adam yerine on bin ilâve oldu. İnşaallah, bu imtihanda dahi hem şark, hem garbın kahramanlarının himmetleriyle, çokları kaybedilmeyecek ve bir giden yerine on girecek."(1)

Bu gibi tabirlere siyak-ı kelam, yani söz gelimi nazarı ile bakmak gerekiyor. Temsilin her noktasını ve köşesini hakikate birebir uyarlamak mümkün değildir. Mesela temsildeki "buçuk" ifadesi kadına tekabül ediyor; halbuki Eskişehir imtihan ve mahkemesinde kadın bulunmuyor; ama Üstad Hazretleri temsilin siyakına uygun olsun diye "bir buçuk" ifadesini kullanıyor.

(1) bk. Şualar, On Üçüncü Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

sancaktarân

Peki o bir buçuk müridi kalan Şeyh kimdir. Bi malumatiniz var mi??

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Bayramiye tarîkatı, asıl ismi Numan olan Hacı Bayram–ı Velî'nin Ankara'da kendi adına kurmuş olduğu tarîkattır. "O zat (Hacı Bayram), bir yerde çadır kurdu, kendi binler müridlerini oraya toplattı. O da emretti: 'Ben bir imtihan yapacağım. Her kim benim müridim ise ve emri kabul etse, Cennete gidecek.'
"Çadıra birer birer çağırdı. Gizli bir koyun kesti. Güya has bir müridini kesti, Cennete gönderdi! O kanı gören binler müridler, daha hiçbiri şeyhi dinlemedi, inkâra başladılar. Yalnız bir adam dedi: 'Başım feda olsun.' Yanına gitti. Sonra bir kadın dahi gitti; başkalar dağıldılar.

"O zat, hükûmet adamlarına dedi: 'İşte benim bir buçuk müridim bulunduğunu gördünüz.'
Yaptığı imtihanın neticesini hükümet temsilcilerine hatırlatan Hacı Bayram, orada şunu söyler: "Şu bir buçuk müridimin dışında kalan herkesin, devlete olan borcunu ödemesi elzemdir."

Hükümetin maliyecileri, orada bulunan binlerce müridin ismini teker teker kayda geçirerek, onları borçlular listesine bir güzel dahil ederler. Bu tarihî vak'ayı bir misâl olarak zikreden Bediüzzaman Said Nursî, "kıssadan hisse" kabilinden talebelerine şu hakikatli dersi verir:

"Cenâb–ı Hakk'a yüz binler şükürler olsun ki, Risâle–i Nur, Eskişehir imtihan ve mahkemesinde, şakirtlerinden yalnız bir buçuk kaybetti. O eski şeyhin aksine olarak, Isparta ve civar kahramanlarının himmetiyle, o zâyi olan bir buçuk adam yerine on bin ilâve oldu. İnşaallah, bu imtihanda dahi hem şark, hem garbın kahramanlarının himmetleriyle, çokları kaybedilmeyecek ve bir giden yerine on girecek." (Şuâlar, s. 283)
 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...