"Risale-i Nur, Kur’ân’ın bir mu’cize-i mânevîsi olduğu gibi..." ifadesini nasıl anlamalıyız?
Değerli Kardeşimiz;
Mu’cize; sadece ve sadece peygamberlere mahsus bir hal ve alamettir. Peygamber olmayan birinin mu’cize göstermesi asla ve kat’a mümkün değildir.
Üstad Hazretlerinin, Risale-i Nur için "Kur'an’ın manevî bir mucizesi" demesi, Risale-i Nur'a değil, Kur'an’a bir atıftır. Yani mu’cize, Kur'an’ın bir vasfıdır. Risale-i Nur bu mu’cizeyi izhar ve ispat ettiği için onun ile vasıflanıyor. Yani Risale-i Nur bizzat değil, dolaylı yönden mu’cizeyi izhar ediyor. Onu da Kur’an namına yapıyor. Olsa olsa Risale-i Nurlardaki harikalar keramet nev’inden olabilir.
Risale-i Nur, Kur'an’a ince, şeffaf ve parlak bir ayna olduğu için, Kur'an’ın ışıkları bu aynada şaşaalı bir şekilde cevelan ediyor. Aynaya hasr-ı nazar edenler, ışığın aynadan kaynayıp geldiğini zannediyorlar. Hâlbuki ayna sadece bir vasıta ve vesiledir. Asıl kaynak ve menba Kur'an'dır.
Hulasa olarak; Kur'an’ın mu’cizeleri Risale-i Nur'a keramet olarak yansımıştır. Bu kerametlerdeki meziyetlerin aslı ve özü ise Kur'an’a aittir. Bu yüzden, Üstad Hazretleri Risale-i Nurlara "Kur'an’ın manevî bir mu’cizesi" demektedir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü