Risale-i Nur'da "Risale-i Nur sohbetlerine ve mütalaalara katılmayı teşvik eden" yerler hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İlmi ve imani bahislerin okunduğu mekânlarda toplanmalar ve birliktelikler, Hz. Peygamber (a.s.m) zamanından beri gelen bir sünnettir. İslam tarihinde "İlim halkaları" diye meşhur olmuştur. İlim halkalarının faziletine dair yüzlerce hadis-i şerif varid olmuştur. Alimler de şiddetle tavsiye etmiştir.

Camilerin köşelerinde ve mescitlerde bu sünnet asırlarca ifa edilmiştir ve edilmektedir. Şimdi de Risale-i Nurlar bu adeti devam ettirerek, o değerli ananeyi çok verimli bir şekilde ehl-i imanın istifadesine sunmaktadırlar. Ayrıca Risale-i Nurlar iman ve Kur'an hakikatlerinin en yüksek derslerini talim ettiğinden İslam, âleminin inkişafı açısından ayrı bir ehemmiyeti haizdir.

Şimdi Risalelerin okunmasının ve müzakere edilmesinin ehemmiyetine, yine risalelerden delil getirmeye gayret edelim:

"Sohbet-i Nebeviye öyle bir iksirdir ki, bir dakikada ona mazhar bir zât, senelerle seyr ü sülûke mukabil, hakikatın envârına mazhar olur. Çünki sohbette insibağ ve in'ikas vardır..."

"...Madem öyledir nübüvvet derecesi, velayet derecesinden ne kadar yüksek ise, o iki sohbet de o derece tefavüt etmek lâzım gelir.

Sohbet-i Nebeviye ne derece bir iksir-i nurani olduğu bununla anlaşılır ki: Bir bedevi adam, kızını sağ olarak defnedecek derecede bir kasavet-i vahşiyanede bulunduğu halde, gelip bir saat sohbet-i Nebeviyeye müşerref olur, daha karıncaya ayağını basamaz derecede bir şefkat-i rahîmaneyi kesbederdi. Hem cahil, vahşi bir adam, bir gün sohbet-i Nebeviyeye mazhar olur; sonra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi, o mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-i kemalât olurdu." (Sözler, 27. Söz'ün Zeyli)

İmani sohbetlerde ve derslerde bir insibağ ve inikas manası olur. Yani sohbete gelenler birbirinin ilminden istifade eder. Güzel ahlaklar ve edepler görülüp, öğrenilir. Güzel alışkanlıklar yekdiğerine geçer. Bu cihetler, sohbetlerin ve derslerin azim ve ciddi fayda sağlamasına tesiri vardır. Cemaatin keyfiyetine ve ihlaslarına göre de tesiri farklı olur. En büyük tesiri, Hz. Peygamber (asm) bir sohbette hatta bir nazarda bunu yapabilmiştir. Basit bir bedeviyi, bir münevver alim seviyesine bu yolla getirmiştir:

"Sahabeler ise, sohbet-i nübüvvetin in'ikasıyla ve incizabıyla ve iksiriyle tarîkattaki seyr ü sülûk daire-i azîminin tayyına mecbur değildirler. Bir kademde ve bir sohbette zahirden hakikata geçebilirler." (Mektubat, On Beşinci Mektup)

Risale-i Nur'da "mütalaa" için toplu veya şahsi diye bir tahsis belirtilmemiştir. Mütalaanın geçtiği yerlerin hepsini cemaatle sohbet şeklinde olabileceği gibi, şahsi tefekkür için de anlayabiliriz. Mütalaa teşvik ve maslahatı için çok fazla yerlerde teşvikler geçer. Ama biz numune için birkaç tanesini hatırlatmaya gayret edelim:

"Kur'an-ı Hakîm'in feyziyle ve Hâlık-ı Rahîm'in rahmetiyle, şu taklidi kırılmış ve teslimi bozulmuş asırda, o derin ve yüksek yolu şu derece ihsan ettiğinden bin şükür etmeliyiz. Çünkü imanımızın kurtulmasına kâfi gelir. Fehmettiğimiz miktarına memnun olup tekrar mütalaa ile izdiyadına çalışmalıyız." (Sözler, 10. Söz, Hatime.)

"Bu dinsizleri mağlub etmek için, yeni tahsili de yapalım diyenler veya yapanlar, Nur risalelerini devam ve sebatla mütalaa ederek, bu hedeflerine vâsıl olurlar ve çare-i yegâne de budur. Hem böylelikle, mekteb malûmatları da maarif-i İlahiyeye inkılab eder." (bk. age., Konferans)

"Evet, Risale-i Nur, kalblere o derece bir aşk ve muhabbet, ruhlara o kadar bir vecd ve heyecan vermiş, akıl ve mantıkları öyle bir tarzda ikna etmiş ve öyle bir itminan-ı kalb hasıl etmiştir ki, milyonlarca Nur talebelerine, kendini defalarca okutmuş, yazdırmış ve bir ömür boyunca mütalaa ettirmiş ve senelerden beri âdeta kendi kendini neşretmiştir." (bk. age., ay.)

"Bu Risale, bazı âyât-ı Kur'aniyenin şuhudî bir nevi tefsiridir. Ve ondaki mes'eleler, Kur'an-ı Hakîm'in bahçesinden koparılmış çiçeklerdir. Bu Risalenin ibaresindeki icmal ve îcaz ve fehmindeki zahirî müşkilât, sana tevahhuş vermesin. Tekrar tekrar mütalaa et, tâ ki لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَ الْاَرْضِ ve emsali tekrarat-ı Kur'aniyenin sırrı sana açılsın." (Mesnevi-i Nuriye, Nokta)

"Herkes bu zamanda Risale-i Nur'a muhtaçtır. Fakat umumunu elde edemez. Elde etse de tamam okuyamaz. Fakat küçük bir Risale-i Nur hükmüne geçmiş bir risale-i câmiayı elde edebilir. Ve ekser vakitlerde muhtaç olduğu mes'eleleri onda okuyabilir ve gıda gibi her zaman ihtiyaç tekerrür ettiği gibi, o da mütalaasını tekrar eder." (Kastamonu Lahikası, 34. Mektup)

Hatta birlikte olmak ve hasbihal için bile olsa bir araya gelmek büyük faydaları ve maslahatı vardır. Bir araya gelmeler müdavele-i efkâr ve hissiyata sebep olur:

"Bahtiyar Kardeşim Hüsrev!

Şu risale(*), bir meclis-i nuranîdir ki, Kur'an'ın şu münevver, mübarek şakirdleri, içinde birbiriyle manen müzakere ve müdavele-i efkâr ediyorlar. Ve yüksek bir medrese salonudur ki, Kur'an'ın şakirdleri onda her biri aldığı dersi arkadaşlarına söylüyor. Ve Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın hazine-i kudsiyesinin sandukçaları olan risalelerin satıcı ve dellâllarına muhteşem ve müzeyyen bir dükkân ve bir menzildir. Her biri aldığı kıymetdar mücevheratı birbirine ve müşterilerine orada gösteriyor. Bârekellah, sen de o menzili çok güzel süslendirmişsin. Said Nursî"

(*): Yani Yirmi Yedinci Mektub'un umumu. (Barla Lahikası, 67. Mektup)

"...Siz hem birbirinizi teselli, hem kuvve-i maneviyeyi takviye, hem tatlı sohbetle müzakere-i ilmiye, hem Nurların yazması ve mütalaalarıyla bu geçici zahmetin noktasını siler rahmet yapmağa, bu fâni saatleri bâki saatlere çevirmeğe muvaffak olursunuz inşâallah." (Şualar, On Dördüncü Şua)

Bu sohbetlerde ve derslerde kardeşlerle ve dava arkadaşlarıyla hasbihal için hangi cefa ve sıkıntı olsa çekilmeden gidilmesi gerektiğini, bu zorlukların ehemmiyetinin olmadığını Üstad Hazretleri şöyle ifade ediyor:

"Hem Nur'un takvadarane ve riyazetkârane meşrebi hem umuma ve en muhtaçlara hattâ muarızlara ders vermek mesleği hem dairesindeki şahs-ı manevîyi konuşturmak için eski zamanda ehl-i hakikatın senede hiç olmazsa bir-iki defa içtimaları ve sohbetleri gibi; Nur şakirdlerinin de birkaç senede en müsaid olan Medrese-i Yusufiye'de bir defa toplanmalarının lüzumu cihetinde bin sıkıntı ve meşakkat dahi olsa ehemmiyeti yoktur." (bk. age., a.y.)

"Aziz, sıddık kardeşlerim! Bu dünyanın hayatı pek çabuk değişmesine ve zevaline ve fena ve fâni, âkıbetsiz lezzetlerine ve firak ve iftirak tokatlarına karşı bir ehemmiyetli medar-ı teselli ise, samimî dostlar ile görüşmektir. Evet bazan bir tek dostunu bir-iki saat görmek için, yirmi gün yol gider ve yüz lirayı sarfeder. Şimdi bu acib, dostsuz zamanda samimî kırk-elli dostunu birden bir-iki ay görmek ve Allah için sohbet etmek ve hakikî bir teselli alıp vermek; elbette başımıza gelen bu meşakkatler ve zayiat-ı maliye ona karşı pek ucuz düşer, ehemmiyeti kalmaz. Ben kendim, buradaki kardeşlerimden on sene firaktan sonra bir tekini görmek için bu meşakkati kabul ederdim. Teşekki kaderi tenkid ve teşekkür kadere teslimdir." (bk. age., On Üçüncü Şua.)

Hatta sohbetlerin müdavele-i efkâr ve hissiyata sebep olması kâinatta ve âlemlerde bile cari olan bir manadır:

"Her şey, Sâni'-i Zülcelal'in birer mektub-u hakaiknüma, birer kaside-i letafetnüma, birer kelime-i hikmet-eda hükmündedir ki; melaike ve cin ve hayvanın ve insanın enzarına arzeder, mütalaaya davet eder. Demek ona bakan her zîşuura, ibretnüma bir mütalaagâhtır." (Sözler, 1o. Söz, Altıncı Hakikat, Haşiye-2)

"Şimdi kuşlara bak! Onların söyleşmeleri ve cıvıldaşmaları, bir Sâni'-i Hakîm'in intak ve söyletmesi olduğuna delil-i kat'î ise, hayret verir bir tarzda birbirine o seslerle müdavele-i hissiyat ve ifade-i maksad etmeleridir." (bk. age., 33. Söz, Yirminci Pencere)

"Hem o Tercüman-ı Kelâm-ı Ezelî ervahları görüyor, melaikelerle sohbet ediyor, cin ve insi de irşad ediyor. Değil ins ve cin âlemi, belki âlem-i ervah ve âlem-i melaike fevkinde ders alıyor." (Mektubat, 19. Mektup, On Dokuzuncu Nükteli İşaret)

İlim halkaları ve sohbetleri şahs-ı manevinin temessül ettiği yerlerdir. Bu cihetle ehemmiyetlidir. Bu birliktelikler ile cemaatin sıkıntıları ve çare bekleyen meseleleri de da meşveretle yani ortak bir akılla halledilir:

"Aziz, sıddık, sarsılmaz, sıkıntıdan usanıp bizlerden çekilmez kardeşlerim;

...Hem Nur'un takvadarane ve riyazetkârane meşrebi, hem umuma ve en muhtaçlara hattâ muarızlara ders vermek mesleği, hem dairesindeki şahs-ı manevîyi konuşturmak için eski zamanda ehl-i hakikatın senede hiç olmazsa bir-iki defa içtimaları ve sohbetleri gibi; Nur şakirdlerinin de, birkaç senede en müsaid olan Medrese-i Yusufiye'de bir defa toplanmalarının lüzumu cihetinde bin sıkıntı ve meşakkat dahi olsa ehemmiyeti yoktur." (Şualar, On Dördüncü Şua.)

Üstad Hazretleri çocuklarla birlikte sohbet yapmanın faziletini ve lezzetini şöyle ifade edilmiştir:

"O masumane ve hâlisane ve samimî ve tatlı dillerinden, derslerinden Risale-i Nur'un şirin ve derin mes'elelerini lezzetli bir hayretle dinlemek ve ders almaktır." (Emirdağ Lahikası-I, 35. Mektup)

"...Sizin hanenizdeki masum evlâdlarınızla masumane sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir.

Hem kat'iyyen biliniz ki; bu hayat-ı dünyeviyede hakikî lezzet, iman dairesindedir ve imandadır. Ve a'mal-i sâlihanın her birisinde bir manevî lezzet var." (Lem'alar, Yirmi Dördüncü Lem'a)

Ayrıca Nur sohbetlerinde Üstad ile görüşmek manasında feyizlere vesile olabilir:

"Aziz, sıddık kardeşlerim!

Risale-i Nur benim bedelime sizlerle görüşür, derse müştak yeni kardeşlerimize güzelce ders verir. Nurlarla ya okumak veya okutmak veya yazmak suretindeki meşguliyet; tecrübelerle kalbe ferah, ruha rahat, rızka bereket, vücuda sıhhat veriyor." (Şualar, On Dördüncü Şua)

"Aziz, sıddık kardeşlerim ve hapis arkadaşlarım;

Evvelâ: Sureten görüşmediğimizden merak etmeyiniz. Bizler manen her zaman görüşüyoruz. Benim ehemmiyetsiz şahsıma bedel, Nurdan elinize geçen hangi risaleyi okusanız veya dinleseniz, benim âdi şahsım yerine Kur'anın bir hâdimi haysiyetiyle beni o risale içerisinde görüp sohbet edersiniz. Zâten ben de sizinle bütün dualarımda ve yazılarınızda ve alâkanızda hayalimde görüşüyorum ve bir dairede beraber bulunmamızdan her vakit görüşüyoruz gibidir. " (bk. age., ay.)

"Benimle hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adam, hangi risaleyi açsa; benimle değil, hâdim-i Kur'an olan üstadıyla görüşür ve hakaik-i imaniyeden zevkle bir ders alabilir." (Kastamonu Lahikası, 18. Mektup: Ahiret Kardeşlerime Mühim Bir İhtar.)

İmani ve ilmî sohbetlerin ve derslerin meleki ve ulvi bir amel olduğunu ve irşad açısından faydasını şöyle ifade edilmiştir:

"Eğer istersen hayalinle Nurşin karyesindeki Seyda'nın meclisine git bak: Orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir, göreceksin ki, akrepler insan libası giymişler ve ifritler adam suretini almışlar ilâ âhir" (bk. Mesnevi-i Nuriye, Fihrist: 5-Hubab)

"Hattâ Denizli hapsindeki zâtların az bir zamanda Nurlardan fevkalâde hüsn-ü ahlâk dersini alanlarını gören bazı alâkadar zâtlar demişler ki: "Terbiye için onbeş sene hapse atmaktansa, onbeş hafta Risale-i Nur dersini alsalar, daha ziyade onları ıslah eder." (Şualar, 14. Şua: Gençlik Rehberinin küçük bir haşiyesi)

Bu ahir zamanda bu kadar zorluklar ve cazibeler içinde ilmi ve imani içtimalar için toplanmak ancak fütuhat-ı Nuriye ile olabilir:

"Madem hakikat budur. Telaşsız ve ihtiyat içinde kemal-i sabır ve şükürle, hakkımızda cereyan eden kaza ve kader-i İlahî ve bizi himaye eden inayet-i İlahiyeye karşı teslim ve tevekkülle ve buradaki kardeşlerimizle de hâlisane ve tesellikârane ve samimane ve mütesanidane hakikî bir ülfet ve muhabbet ve sohbetle ramazan-ı şerifte hayrı birden bine çıkan evradlarımızla meşgul olup ilmî derslerimizle bu cüz'î, geçici sıkıntılara ehemmiyet vermemeğe çalışmak büyük bir bahtiyarlıktır. Ve Nur'un pek ehemmiyetli bu imtihanındaki tesirli dersleri ve muarızlara kendini okutturması, ehemmiyetli bir fütuhat-ı Nuriyedir." (bk. age., ay.)

Sohbet yapılırken dikkat edilmesi gerekenler de şöyle hatırlatılmıştır:

Re'fet Bey mektubunda diyor: "Bu mesele ihvanlar beyninde medar-ı münakaşa olmuş." Kardeşlerime tavsiye ediyorum ki, inşikaka ve iftiraka sebebiyet veren münakaşa etmesinler. Yalnız müdavele-i efkâr suretinde nizasız mübahaseye alışsınlar." (Lem'alar, 16. Lem'a)

Mümkünse bir araya gelerek okuma yapmak da şöyle tavsiye edilmiştir:

"Herbir adam eğer hanesinde dört beş çoluk çocuğu bulunsa kendi hanesini bir küçük medrese-i Nuriyeye çevirsin. Eğer yoksa, yalnız ise, çok alâkadar komşularından üç-dört zât birleşsin ve bu heyet bulundukları haneyi küçük bir medrese-i Nuriye ittihaz etsin." (Emirdağ Lâhikası-II, 77.Mektup)

Bir müjde ile bitirmek istiyoruz: Maddeten ve cismen bir araya gelemeyenler üzülmesinler. Çünkü aynı maksat ve gaye için aynı vazifeyi yapanlar aynı hükmündedirler.

"Aziz, gayretli, ciddî, hakikatlı, hâlis, dirayetli kardeşim!

Bizim gibi hakikat ve âhiret kardeşlerin, ihtilaf-ı zaman ve mekân sohbetlerine ve ünsiyetlerine bir mani' teşkil etmez. Biri şarkta biri garbda, biri mazide biri müstakbelde, biri dünyada biri ahirette olsa da beraber sayılabilirler ve sohbet edebilirler. Hususan bir tek maksad için bir tek vazifede bulunanlar, birbirinin aynı hükmündedirler." (Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 626
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

hamditas

semâvât zemine gıpta eder ki, zeminde hâlisen lillâh sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar, kendi Sâni-i Zülcelâlinin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü âsâr-ı san’atını birbirine göstererek Sânilerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler." (Barla Lahikası)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...