Risale-i Nur'da, Üstad Bediüzzaman Said Nursi için kullanılan tabirler ve tavsifler nelerdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur'da, Üstad Bediüzzaman'ın kendisi için geçen ifadeleri çok azdır. Neredeyse hiç yoktur. Üstad her zaman, nazarları kendisine değil, Risale-i Nurlara çevirmek istemiştir. Onun için burda geçen tabirler ve tavsifler, taleberinin ve başka zatların Üstad hakkında kullandığı ifadelerden ve mektuplardan alınmıştır.

Sıfatlar ve lakablar

- Said Nur Hazretleri
- Bediüzzaman
- Hazret-i Üstad
- Büyük Üstad
- Gönüller fatihi
- "Ârif-i Billah"
- Nadire-i fıtrat
- Nadire-i hilkat
- İman hudutlarını bekleyen kahraman
- Feda-i bir nefer
- Kuran-ı Kerim'in sadık hizmetkârı
- Mümtaz ve müstesna bir zat
- Zülcenaheyn
- Müfekkirin
- Müstakim bir din adamı
- Hakikat adamı
- Kuru çubuk (kendi kendisi için)
- Molla Said
- Şeyh Talebesi (küçükken)
- Âlleme-i asır
- Saidü'l-meşhur
- Genç Said
- Bediuzzaman-ı Kürdi
- Said-i Kürdi
- Molla Said-i Meşhur
- Nazırsiz bir allame
- Fedai-yi İslam
- Müçtehid-i ekber
- Müceddidi azam
- Ateşpare zekâ
- Beliğ bir hatib...
- Bediüzzaman Dede
- Kürt gönüllü alay komutanı
- Dellal-ı Kur'an
- Zat-ı hakîmane
- Türkiye'nin Gandhi'si
- Sahibüzzaman
- Fahrüddeveran
- Fatînü'l-Asr
- İttihad-i Muhammedi'nin küçük efradı
- Sahibünnur olan Bedîüzzamanımız!
- Sahibü'l-ihlas vennur velkemal velirşad mücahid-i ekber Bedîüzzaman Hazretleri
- Azizlerin azizi azizim!
- Bizim bir tane Sahibünnur vel'azm vel'irade vel'irşad Efendimiz Hazretleri...

Üstad'ın kendisi için geçen ifadeleri şunlardır;

- İstibdadın Garibüzzamanı
- Meşrutiyetin Bedîüzzamanı
- Şimdikinin de Bid'atüzzamanı Said Nursî
- Ceride-i Seyyare
- Ebu lâşey
- İbnüzzaman
- Ehu'l-acaib
- İbnü ammi'l-garaib

Aşağıdaki pasaj da Bediüzaman ile Risale-i Nur'un, İslamiyet'in şahs-ı manevisindeki mevkisini ve makamını ifade etmektedir. Aynen nakil ediyoruz.

Cenab-ı Hak kemal-i rahmetiyle bu ferd-i ferîdi, kemalât-ı insaniyenin bütün enva'ını câmi' bir istidadda yaratmış ve bu istidadların da a'zamî şekilde inkişafını irade etmiş ki; bu müstesna zâtı, İslâmiyet ağacının son asırlara uzanan ve binler dal budak salan Risale-i Nur şahs-ı manevîsi itibariyle bütün hakaikte "Üstad-ı küll" hükmüne getirmiş ve topyekûn İslâmiyet hakikatlarının bir aks-i nurunu ve tecellisini Risale-i Nur şahs-ı manevîsinde dercederek, ehl-i hakikat ve kemali hayretle baktırmış ve böylece risalet-i Ahmediye ve hakikat-i Muhammediyenin câmi' bir âyinesi olan Risale-i Nur ile Said Nursî, bir Said olarak çürümüş, erimiş; fakat manen bütün âlem-i İslâm olarak tevellüd etmiş, beka bulmuştur. (Tarihçe-i Hayat, Barla Hayatı)

Hüsrev Ağabey'in aşağıdaki tarif ve tavsifleri, Üstad'ın mahiyetini ve vazifesinin ehemmiyetini nazarlara vermektedir.

"...Üstad'ın mahiyetini tarif eden ayn-ı hakikat bir ifadesidir."

Bugünde Mele-i A'lânın arzda medar-ı süruru
Bugünde sekene-i arzın Mele-i A'lâda medar-ı iftiharı
Bugünde Habibullah'ın medar-ı nazarı
Bugünde müslümanlığın sertacı
Bugünde hak tarîklerin şahı
Bugünde hakikatların imamı
Hem bugünde Mahbub-u Huda
Hem bugünde allâme-i asır
Hem bugünde zulmetin nuru
Hem bütün günlerde serdar-ı hidayet
Hem Molla Saidü'n-Nursî
Hem Bedîüzzaman el-Fahrüddevranî...

Hüsrev

(Tarihçe-i Hayat, Emirdağ Hayatı)

Hukuk Fakültesi'nden, ZİYA NUR'un Üstad ile ilgili değerlendirmeleri;

"Bedîüzzaman kimdir?"

"Bedîüzzaman, mahud ve mühlik uçurumlarla dolu olan içtimaî seyrimizi, manevi değerler bakımından bir nur-u imanî ve ziya-yı irşadî ile taht-ı emniyete almağa çabalayan ve bu hususta bilmenin, kendi kendini idare etmek; bilmemenin, körükörüne idare olunmak hakikatına vücud vereceğini halk kitleleri arasında temessül ettiren insandır.

Bedîüzzaman, ahlakî kıymetler ve millî hasletlerin pozitif ilimlerle müvazi olarak kat'-ı mesafe edemediğini, bu mana ve şekil muvacehesinde yetişen çöl kadar kuru ve boş ruhlarla bulanmış gençliğin, istikbalde milletimizin rü'yet ufkunda bir kara bela olacağı hakikat-i kat'iyyesini gözlere sokan ve çare-i halası da gösteren kimsedir.

Bedîüzzaman, şark ve garb arasındaki azîm müfarakatın, şahsiyet mefhumunun daralma ve genişlemesinden neş'et ettiğini gören ve asrın maymun taklidçiliğine varan şahsiyetsizliği önünde, şahsiyet mefhumunun ilahi yüksekliğini gönüllerin mihrak noktasında sembolleştirmeğe tevessül eden âlimdir.

Bedîüzzaman, hür adamların, hür memleketinin ilahi kuruluş felsefesini, akıllara ve gönüllere nakşeden din adamıdır.

Bu necib millet, Bedîüzzaman gibi nefsindeki menfaat putunu deviren insanların hizmetine çok, ama çok muhtaçtır."

Hukuk Fakültesinden
Ziya Nur

(Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı: Bediüzzaman Kimdir?)

Ali Ulvi KURUCU'nun aşağıdaki ifadeleri de Bediüzzaman'ın tavsifi için ehemmiyetlidir.

"...Eğer bir iman, kemalini bulursa, neler yapar ve ne hârikalar doğururmuş!

Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,
İnsan da, o imandaki son sırra ererse,
En azgın ölümler ona zincir vuramazlar;
Volkan gibi coşkun akıyor, durduramazlar...

Rabbimden iner azmine kuvvet veren ilham,
Peygamberi rüyada görür belki her akşam.
Hep nur onun iman dolu kalbindeki mihrap,
Kandil olamaz ufkuna dünyadaki mehtap.

Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz;
Mevsim, bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz.
Cennetteki âlemleri dünyada görür de,
Mahvolsa eğilmez sıra dağlar gibi derde.

En sarp uçurumlar gelip etrafını sarsa,
Ay batsa, güneş sönse, ufuklar da kararsa,
Gökler yıkılıp çökse, yolundan yine dönmez,
Ruhundaki imanla yanan meş’ale sönmez!

Kalbinde yanardağ gibi, iman ne mukaddes!
Vicdanına her an şunu haykırmada bir ses:
Ey yolcu! Şafaklar sökecek, durma, ilerle,
Zulmetlere kan ağlatacak meş’alelerle...

Yıldızlara bas, çık yüce âlemlere, yüksel,
İnsanlığı kurtarmaya Cennetten inen el!

Sanki bu mısralar iman kahramanı büyük mücahid Bedîüzzaman Hazretleri için yazılmış.
Zira bu yüksek sıfatlar, hep onun sıfatlarıdır.
(Tarihçe-i Hayat, Ön Söz)

Eşref Edip'in aşağıdaki ifadelerini nakledip bitirelim:

"Üstad'la tanışmamız kırk seneyi geçti. O zamanlar hemen her gün idarehaneye gelir; Akif’ler, Naim’ler, Ferit’ler, İzmirli’lerle birlikte saatlerce tatlı tatlı musahabelerde bulunurduk. Üstad, kendine mahsus şivesiyle yüksek ilmî meselelerden konuşur, onun konuşmasındaki celâdet ve şehamet bizi de heyecanlandırırdı. Harikulâde fıtrî bir zekâ, İlâhî bir mevhibe...

En mu’dil meselelerde, zekâsının kudret ve azameti kendisini gösterir. Daima işleyen ve düşünen bir kafa. Nakillerle pek meşgul değil. Onun rehberi yalnız Kur’ân. Bütün feyiz ve zekâ kaynağı bu. Bütün o lem’alar, doğrudan doğruya bu kaynaktan nebean ediyor. Bir müçtehid, bir imam kadar rey sahibi. Kalbi bir Sahabî kadar imanla dolu. Ruhunda Ömer’in şehameti var. Yirminci asırda Devr-i Saadeti nefsinde yaşatan bir mü’min. Bütün hedefi iman ve Kur’ân.

İslâmın gayetü'l-gayesi olan "Tevhid" ve "Allah'a İman" esası, onun ve Risale-i Nur'un en büyük umdesidir. Devr-i saadette, Müslümanlığın ilk kuruluş zamanlarında olsaydı, Hazret-i Peygamber, Kâ'be'deki putların parçalanması vazifesini ona verirdi. Şirk'e ve putperestliğe o derece düşmandır.

Mücahede ile gönüllerde iman ve Kur'an hakikatlerini yerleştirmek için geçen uzun, bir asra yakın bir ömür. Fazilet ve şehametle geçen bir ömür. Harb meydanlarında, mücahidlerin önünde, kılınç elinde, dimdik ayakta düşmana saldıran bir kahraman. Esarette, düşman kumandanına karşı koyan bir kahraman. İ'dam sehpasında, düşman kumandanını düşündüren, insafa getiren bir kahraman...

Millet ve memleket için canını vermekten zerre kadar çekinmeyen bir fedai.
Fitnenin, bozgunculuğun en müdhiş düşmanı.
Milletin menfaati için, her türlü zulme, işkenceye tahammül ediyor.
Ona zulmedenlere beddua bile etmez.
Onu zindanlara atanlara, ancak salah ve iman temenni eder.
Gaye uğrunda ölüm, onun için basit bir şeydir.

Kendisi bir çanak çorba, bir bardak su, bir lokma ekmekle tagaddi eder.
Elbisesi pek basit ve fakiranedir.
Beyaz Amerikan bezinden pamuklu bir hırka.
Çamaşırını kirlenmeden değiştirir ve temizletir.
Temizliğe fevkalâde itina eder.
Kâğıt parayı tutmaz ve üstünde taşımaz.
Mâmelek namına dünyada hiçbir şeyi yok.
Kendi için yaşamaz, cemiyet için yaşar.

Yapısı ufak tefektir, fakat heybetlidir, haşmetlidir.
Gözleri birer şems-i tâbân gibi nur saçar.
Bakışları şahanedir.
Maddeten, belki dünyanın en fakir adamıdır; fakat maneviyat âleminin sultanıdır.

Seksen küsur senenin âlâmı yüzünde bir buruşuk yapamamış, yalnız saçlarını ağartmıştır.
Rengi, pembe beyazdır.
Sakalı yoktur.
Bir delikanlı kadar zindedir.
Halîm ve selimdir. Fakat heyecana geldiği zaman bir arslan tavrı alır, iki dizinin üstüne doğrulur, bir şâhenşâh gibi konuşur.

En sevmediği şey siyasettir.
Otuzbeş senedir bir gazeteyi eline almış değildir.
Dünya şuunu ile alâkasını kesmiştir.
Akşam namazından sonra ferdası öğleye kadar kimseyi kabul etmez, ibadetle meşgul olur.
Pek az uyur.
Talebelerini de siyasetten şiddetle men eder.

Memleketin her tarafında 600 bini mütecaviz, belki bir milyonu bulan talebeleri, memleketin en faziletli evlâdlarıdır. Üniversitenin muhtelif fakültelerinde müsbet ilimler tahsil eden şakirdleri pek çoktur, yüzlercedir, binlercedir. Hiçbir Nur talebesi yoktur ki, sınıfının en faziletlisi, en çalışkanı olmasın.

Memleketin her tarafında bulunan bu yüzbinlerce Risale-i Nur talebesinden hiçbirinin, hiçbir yerde asayişi muhill hiçbir hareketi, hiçbir vak'ası yoktur. Her Nur talebesi, hükûmetin, nizam ve intizamın tabiî birer muhafızıdır; asayişin manevî bekçisidir." (Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı, Tahliller)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...