Risaleleri meselâ bazı köylüler anlamakta zorlanıyor. Kâinata bakarak herkes Allah'ı tanıyacak seviyede değil, ne dersiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Açıkçası bu bakış açısı, tepeden bir bakış açısıdır. Bu fikir iki açıdan yanlış ve hatalıdır:
Birisi; Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden delillerin şiddet-i zuhurudur ki, en ami ve en avam insan bile bu şiddetli delilleri görüp okuyabilir. Yani kâinatta tezahür eden deliller çok hafi ve karmaşık deliller değil ki, avam insanlar onu görmekte ve okumakta zorlansınlar.
"Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu kainat hâkimsiz ve sahipsiz olur?.." gibi sade ve basit deliller, gayet derecede imana hatta tahkiki imana yeterli ve kâfi delillerdir. Avam tabaka belki felsefenin karmaşık ve işe yaramaz delillerini anlamakta zorlanabilirler, lakin Kur’an’ın sade ve anlaşılır inayet ve ihtira delillerini en ami ve en gabi insan da kavrayabilir. Mesela:
"Ve yine Rabbinize ibadet ediniz ki, Arz'ı size döşek; semayı binanıza dam yapmış; ve semadan suları indirmiş ki, sizlere rızık olmak üzere yerden meyve ve sair gıdaları çıkartsın, öyle ise, Allah'a misil ve şerik yapmayınız. Bilirsiniz ki, Allah'tan başka mâbud ve Halikınız yoktur." (Bakara, 2/22)
"Gerçekten göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, sağduyulu, akıl sahipleri için Allah'ın varlığını, kudret ve azametini gösterir kesin deliller vardır." (Âl-i İmrân, 3/190)
"Bir de insan yiyeceklerinin kaynağına bir baksın. Biz o yağmuru bol bol yağdırdık, sonra toprağı (hayat menbaı olan rızkınızı oradan göndermek için) bir yarış ile yardık. Bu suretle bitirdik, onda taneler; üzümler, yoncalar; zeytinlikler, hurmalıklar; âfaka ser çekmiş (dilber) bahçeler; meyveler ve nice çayırlar... (Bütün bunları) sizin ve hayvanatınızın menfaati için yarattık."(Abese, 80/24-32).
İkincisi; insanın fıtri istidadıdır ki, her insan mahiyetinde bu kabiliyete sahiptir. Her insan, fıtratına konulmuş olan istidat, ruhuna yerleştirilen harika cihazlar ve eşsiz latifeler sayesinde tevhidin basit ve sade delillerini kâfi derecede idrak edecek bir mahiyettedir. Kimse bu hususta o eğitimsiz, bu köylü diye ayrım yapamaz, tepeden bakamaz. Öyle köylüler var ki, on tane üniversiteliyi cebinden çıkarır.
Meselâ; Risale-i Nurların yazılıp çoğaltılmasında en büyük gayreti gösterenler, ihlas ve sadakatla çalışanlar köylüler ve çiftçiler olmuştur. Üstad Hazretlerinin en büyük ve en sadık talebeleri köylüler olmuştur. Hatta okuma yazması olmayıp, sadece dinleyerek Risale-i Nurları mükemmel ve muazzam anlayan ağabeylerin Lahikalardaki mektuplarını şimdiki edebiyat öğretmenleri, değil kaleme almak, anlamakta bile zorluk çekerler.
Okuma ve yazması olmayan Bekir Ağa isimli ağabeyin bir mektubunu numune olarak takdim edelim:
"Sözler'i müştakların ellerine yetiştiren kardeşim Bekir Ağa'nın fıkrasıdır."
"Elimizdeki hakaik-i Kur'âniyeyi câmi Nur risaleleri, her an ve zaman bizi tarik-i hakikatin nurlarına istiğrak ederek, şu zaman-ı hâzıranın ehl-i imanın kalbine verdiği ıztırabı izale etmektedir."
"Hakka şükürler olsun ki, ehl-i imanın üzerine musallat olan ve gayr-ı kabil-i tahammül olan hâlât karşısında, iman ve irşadın nuranî dairesi dahilinde, hak ve hakikate lâyık bir vazifede istihdam ediliyoruz. Şu zamanda yegâne medar-ı tesellîmiz olan şey, ancak Erhamü'r-Râhimîn'in, tavassutunuzla bize kavuşturduğu hakikatlerdir. Lisanım, şükranlarıma tercüman olamıyor. Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Ancak söyleyebildiğim şey, beklediğim ümit, benim ve ehl-i imanın, bilhassa risalelerle alâkadar kardeşlerimin iki cihanda mesrur olmalarını ve bilhassa başta Üstadımızın kudsî ve pek azîm hizmetinden, Hâlık-ı Kâinat Hazretlerinin razı olmasını temenniden ibaret kalıyor. Bugünkü ahvâl-i müessifeden müteessir olmamak mümkün değil. Allah iyi yapar, inşaallah. Ben câhilim, bu kadar yazabildim. O Sözler'in kıymetini tariften âcizim. Ne kadar yazsam, o eserlerin kıymetinden binde bir nebzesini gösteremez."
"Talebeniz Emrullah Oğlu Bekir" (Barla Lâhikası, 108. Mektup)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Nefsî tefekkürün tafsilatlı, afakî tefekkürün ise icmalî yapılmasını üstad söylüyor. Fende felsefede ilerleyenler afaki tefekkürde çok tafsilata girince boğulup kalmışlar. Mesela semayı tefekkür eden ami bir köylü yıldızlar galaksiler hakkında bir kozmoğrafyacı kadar detay bilmez fakat gördüğü ecram-ı semaviyeden cenab-ı vacib-ul Vucud'un mevcudiyyetine intikal edebilir. Fakat kozmoğrafyacı bildiği çok detay bilgilerden dolayı boğulup tüm kainatı tesadüfe havale etmesi çok vakidir. Ek bilgi almak için tıklayınız
Bir dersten sonra Üstad:"keçeli anladın mı? diyor.Anlamadım Üstadım cevabını veren talebesine dinlediğin sana kafi diyor"(Bir hatırada okumuştum)
Aklın dışında kalb his vicdan gibi latifelerin de İmanda hissesi var. Çok iyi bilen ama iman etmeyen kafirlerin olması buna güzel bir delil.