“Senin hak şükrünü nasıl eda edebiliriz? Sen öyle şükre lâyık bir meşkûrsun ki, bütün kâinata serilmiş bütün ihsânâtın açık lisan-ı hâlleri, şükür ve senânızı okuyorlar..." Devamıyla birlikte açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah insana sayısız nimetler ihsan etmiştir. Külliyat’ta bu konuda birçok hikmetli dersler mevcuttur. Misal olarak Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal'da sayılan nimetleri şöyle bir hatırlayalım:

“Hayr-ı mahz olan vücud,
İştihâlı bir mide,
Hassasiyetli bir hayât,
İnsâniyet,
İslâmîyet ve muhabbet ni’metleri.”

Bu nimetler hakkında kısaca şu açıklamalar yapılabilir:

Mahz “sırf, sadece, bütünüyle” demektir. Vücûd, yani varlık sırf hayırdır. Onun zıddı olan adem (yokluk) ise şerr-i mahzdır. Var olmak en büyük bir nimettir ve bütün nimetler bu temel nimet üzerine bina edilirler.

“İştihâlı bir mide” sadece hayvanlarda ve insanlarda vardır. Ne cansız varlıklarda, ne de meleklerde mide bulunmadığından onlarda “Rezzâk” ismi tecelli etmez. Bitkiler, bir yönüyle rızıklanan grubuna girseler de onlarda da iştihâlı bir mide bulunmadığından “rızık” grubunda yer alırlar

“Hassasiyetli bir hayât” yani hislerle donatılmış bir hayat sahibi olma noktasında hayvanlarla insanlar ortaktırlar. Ancak insan his yönüyle hayvanlardan çok zengindir.

Devâmında, hayâtın da bir mide gibi rızık istediği ifâde ediliyor ve “Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki, rûy-i zemîn kadar geniş bir sofra-i ni’meti o ellerin önüne koymuştur.” buyuruluyor. Buna göre biz gün boyunca neye baksak o şey görme duygumuz için bir nevi rızık oluyor, işittiğimiz her söz de işitme duygumuza bir rızık hükmüne geçiyor.

Hayat, en büyük nimet…Hayâtımız olmasaydı, biz de bu kâinatın küçük bir cüz’ü, bir parçası olurduk. Hayatın ihsan edilmesiyle, cansız bir cüz’ olmaktan kurtulduk. Geceyle, gündüzle, hava ile su ile güneş’le, ay’la, baharla, yazla irtibatımız oldu. Böylece bir nevî külliyet kazandık.

İnsanın hayvanlar âleminden ayrıldığı en ehemmiyetli özelliği akıl sahibi olması, böylece gerek kendi nefsinde, gerek haricî âlemde sergilenen sanat harikalarını değerlendirebilmesi, hâdiseler arasında münasebetler kurarak bazı hükümlere varmasıdır. Bu da şükür gerektiren çok büyük bir ihsandır.

Üstadımız İslâmiyet için “insaniyet-i kübra” ifadesini kullanır. İslâmiyet ve iman nimetinden mahrum olan inançsız insanlar da akıllarını kullanarak bu varlık alemini tanımakta ve nimetlerinden istifade etmektedirler. Şu var ki, onlar hem kendilerini hem de bu âlemi sahipsiz ve Hâlık’sız vehmettikleri için bu âlemler hakkındaki bilgileri onların kalb ve rûhlarını terakki ettirmez. Sadece elde ettikleri başarılarla dünya nimetlerinden biraz daha fazla faydalanırlar.

Bir mümin, varlık alemine îman nazarıyla baktığında, onlarda tecelli eden esmâ ve sıfat-ı İlâhiyeyi düşünmeye başlar. Eşyâyı, birer İlâhî sanat ve Rabbanî ihsan olarak değerlendirir. Böylece, sadece akılla elde ettiği o külliyet ulvileşir, kalbin mazhar olduğu feyizlerle nûraniyet kazanır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...