"Şeriat-ı garranın adem-i müraat-ı ahkâmından ve bazı hakaik-ı şer'iyeyi başka unvanla gösterdiğinden, avamı tenfir ile itaat-ı vicdaniyelerini sarsmaktır..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Birincisi: Şeriat-ı garranın adem-i müraat-ı ahkâmından ve bazı hakaik-ı şer'iyeyi başka unvanla gösterdiğinden, avamı tenfir ile itaat-ı vicdaniyelerini sarsmaktır. devr-i inhitatımızdan beri güya fevka'ş-şeriat bazı nizamatı neşr etmek (şeriattan izin almadan) tedennimizin en büyük sebebidir." (Asar-ı Bediiyye, Makale-6: MEBUSANA HİTABI)

İslam'ın evrensel kaide ve düsturlarına müracaat etmeden, onun izin ve onayını almadan bu toplumda bir terakki ve gelişim sağlamak mümkün değildir. İslami bir kavram olan meşveret ve istişare ismi ile değil de farklı isimlerle hareket ederek insanları o kavramlara düşman ettiniz. En azından yabani kalmalarını sağladınız.

Müslümanların geri kalmasında bunun etkisi büyüktür. Meşrutiyet ve cumhuriyete halen yabani bakan Müslümanların olması, bu kavramın Batı dili ve jargonu ile dayatılmasından dolayıdır. Jön Türklerin bunda hatası çok büyüktür.

"İkincisi: Bazı müdahinlerin keyfemayeşa sû-i tefsir etmek, haşa, İslamiyeti istibdada müsait ve medeniyete mani gibi göstermektir."

Bazı yalakaların devrin padişahına yaranmak adına istibdadı güzelleyip, meşrutiyeti kötü tefsir etmesi İslam’ın terakki ve medeniyetin önünde bir engelmiş izlenimini oluşturdu.

"Üçüncüsü: Zahirperest dinin cahil dostları, taassubat-ı nâbemahal ile bazı teşbihatı hakikat olarak telakki ve telkin ederek ve bunu iyilik belleyip dine hıyanet etmesidir."

Dinin teşbih ve temsil ile anlatmak istediği bazı hakikatleri olduğu gibi anlayıp tevilsiz kabul edenler, dine ayrıca zarar veriyorlar. Yani temsil ve teşbihin işaret ettiği manayı değil de teşbihin kendisini hakikat zannedip İslam'da birtakım hurafelerin oluşmasına neden oluyorlar. Bu gibi dinde mutaassıp akli muhakemelerden uzak kişiler, İslam'ın bilim dışı ve medeniyete müsait olmadığı görüntüsüne sebep olmuşlar.

Zahirperestlik; görünüşe aldanmak ve dış hâle göre bir anlayış ve kavrayış hâlidir.

"Dördüncüsü: Müşkilü't-tahsil mehasin-i medeniyeti terk ile çocuk gibi heva ve hevese muvafık zünub-u mesavi-i medeniyeti tutî gibi taklit etmeleridir."

Medeniyetin güzel ve olumlu taraflarını terk edip ne kadar günahlı ve olumsuz tarafları varsa onları taklit eden bir Batıcı zihniyet türemiş. Batı'nın dansını, giyim ve kuşamını, edebiyatını körü körüne taklit ederken aynı batının sanayi ve teknolojisini taklit edememişler. Bu çarpık zihniyet yüzünden İslam alemi geri kalmıştır.

"Ey vükelâ-i ümmet, şeriat namıyla meydana çıksanız, icma-ı ümmetin bir küçük dili olacaksınız. Hem de şeriat-ı garranın nidasıyla bütün ezhanı manyetizmalandıracak ruhen ve vicdanen evamiriniz telakki olunacaktır. Siz ehl-i teşrih değilsiniz; ehl-i tercih ü tatbik-i ahkâm-ı ilcaat-ı zamane olacaksınız. Ve böyle esaslarda az bir ihmal ve inhiraf, kesr-i adedî gibi füruatta bir yekûn-u azim-i seyyiat teşkil edecektir. Şimdi tam görünmese, müstakbel tarlasında Ebucehil karpuzu gibi mazarrat ile sünbüllenecektir. Ehven-i şerri ihtiyar, adalet-i izafiyedir. Ücaletü'r-rakib gibi yapılmasın, ta adalet-i hakikiyeye istidat peyda olsun." (bk. age.)

Ey Müslümanları temsil eden idareciler; yapacağınız değişimi İslam'ın prensipleri nam ve hesabına yapsanız, Müslümanların küçük bir dili olacaksınız. Hem de İslam’ın sesi ve kimliği ile bütün düşünce ve zihinleri kendinize çekecek ve yapmak istediklerinizi kolayca yapacaksınız.

Siz açıklama ve şerh makamında değil, zamanın gereği olan hükümleri uygulama ve tatbik makamındasınız. Bu uygulama konusunda az bir hata ve ihmaliniz katlanarak büyük bir günaha dönüşür. Bu günah ve hatanız şimdi tam görünmüyor olsa da ileride çok büyük zararlara ve tahribatlara yol açacaktır.

Şark'ın kendi haline bırakılması ile bu yatırımların yapılıp, müteyakkız olmalarını deruhte etmek mukayese edilirse, bu açılımlar ve eğitimler, özellikle de Hamîdiliğin sünbüllendirilmesi ve korunması diğer hale göre ehvenüşşerdir. Bu da adalet-i izafiyedir. Bir toplumda birden adalet-i mahzâya geçmek çok zor ve insan fıtratına mugayir olduğundan, bu gibi işlerde, basitten mükemmele doğru gidilmelidir. Ancak, zinhar acele edilmemelidir. Acele etmek, bu gibi önemli ve ammeyi ilgilendiren hususlarda maksadı ifsad eder ve şeytanın bir hile ve hud'asıdır.

Burada geçen "ücâletü'r-râkib" tabiri, bir Arapça deyimdir. Manası ise, bir işi alelacele yapmaktır. Bu işi alelacele ve oldubittiye getirerek yapmayın. Enine boyuna düşünün ve hazmederek dört başı mamur değerlendirin. Böylece doğru bir sonuca ulaşasınız, deniyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...