"Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım. Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil." İzah eder misiniz, fark nedir? Şer'i devlet sistemi nasıl olmalı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Şeriatın bir hakikatine, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım. Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat, ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil!”(1)

Burada kastedilen mana, şeriatın istenilme ve tatbik edilmesini talep etme şeklidir. İslam toplumunda bir doğrunun tesis edilmesi, yine doğru bir tarz ve doğru bir üslup ile olabilir. Yoksa menfi ve ihtilal şeklinde toplumu kamplara bölerek asayişi bozmak tarzında hak talep etmek, Ehl-i sünnet sisteminde doğru değildir. Üstad Hazretlerinin ihtar ettiği ve kabul etmediği nokta, şeriatın tesis edilmesinde toplumu ve yönetimi zaafa düşürecek bir şekilde hareket edilmesidir.

Özet olarak, ihtilal taraftarlarının hem niyeti hem de isteme şekli yanlış ve menfi olduğu için, Üstad Hazretleri onlar ile aynı safta olmayı reddediyor. İhtilal taraftarlarının niyeti ise İttihat ve Terakki Partisinin siyasi mülahazalarına alet olmak ve hizmet etmektir. Üstad Hazretleri böyle bir niyete taraftar olmamak için onların istediğini değil, isteyiş tarzını reddediyor.

İslam’a en uygun ve en ideal yönetim şekli; şeffaf ve hesap verebilir, hukukun üstünlüğünün temin edildiği ve özgürlüklerin sağlandığı bir demokratik cumhuriyet sistemidir.

"Şerait" deyince, genelde akla "muamelat" geliyor, yani ibadet ve ahlakın dışında kalan hukuk sistemi. Muamelât, fıkhın ibadetler dışında kalan kısmını, yani hukukun tamamını ifade eder. Aile, miras, borç, nesep, ceza hukuku vs. gibi. Günümüzde bu gibi hukuki düzenlemeler Batı medeniyetinden alınmadır. Bu sebeple insanlar hakiki bir adalete ve tatmine ulaşamıyorlar.

Oysa İslam’ın bu alanlara getirmiş olduğu hukuki düzenlemeler, hem dünya hem ahiret hem de fıtrata en uygun olan düzenlemelerdir. İslam’ın muamelat kısmı insan fıtratına en uygun hukuk düzenidir.

Mesela, Batı'dan ithal edilen ceza hukukunda cinayet işleyen birisine beş on yıl ceza verip sonra serbest bırakıyorlar, maktulün yakınları bu cezayı yetersiz gördükleri için, katili öldürüyorlar; sonra iş kan davasına dönüşüyor ve çok masum hayatlar heder oluyor. Kur’an-ı Kerim, "Kısasta hayat var." hükmü ile işi başından bağlıyor:

“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Böylece korunmayı umabilirsiniz. Kısas, hayat hakkının ve canı korumanın gereğidir.” (Bakara, 2/179)

Gerçi kısasın kendisi, cezayı hak etmiş bir hayatı yok etmektir, ama aynı zamanda haksız yere hayatı yok etmeye karşı, hayatın en büyük müeyyidesidir. Kısas gibi caydırıcı bir hüküm, toplum ve kişi hayatının garantisidir. Böylece dünya hayatınızı olduğu gibi ahiret hayatınızı da korursunuz.

İslam’ın diğer hükümleri de kısas gibi adil ve fıtri olandır, hem dünya saadetini hem de ahiret saadetini temin ediyor.

Şeriat adaletin abdesti gibidir, nasıl abdest olmadan namaz sahih olmaz ise, şeriatın yasaları olmadan da hakiki adalet olmaz ve olamaz...

(1) bk. Divan-ı Harbi Örfi, Mukaddime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...