"Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız, o gençlik zâyi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyâde belâlar ve elemler getirecek..." cümlelerini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız, o gençlik zâyi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyâde belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile, o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak, iffet ve nâmusluluk ve tâatte sarf etseniz, o gençlik mânen bâkî kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak."

“Elhasıl: Gençlik gidecek. Sefâhette gitmiş ise, hem dünyada, hem âhirette binler belâ ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle sû-i istimâl ile, israfât ile gelen evhamlı hastalıkla hastahânelere ve taşkınlıklarıyla hapishânelere veya sefâlethânelere ve mânevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhânelere düşeceklerini anlamak isterseniz, hastahânelerden ve hapishânelerden ve kabristanlardan sorunuz. ...”(Sözler, On Üçüncü Söz)

Sorular:

a. Daire-i meşruada kalmayan gençliğin; dünyada, kabirde ve âhirette başlarına gelecek belalar ve elemler neler olabilir?

b. Gençlik nimetine şükür olarak; o gençliği iffet, namusluluk ve taatte sarfetmek nazara veriliyor. Bir gencin bu vasıflara sahip olabilmesi için tavsiyeleriniz nelerdir?

c. Hastanelerde, hapishanelerde ve kabristanlarda sıkıntı ve ızdırap çekenlerin ekseriyetinin gençliğini su-i istimal edenler olduğu nazara veriliyor. Bu hususu istatistiklerle teyid eder misiniz?

d. Tefsir ve hadislerden kabir hayatı ile alâkalı bazı bilgiler verir misiniz?

e. Buradaki "ebedî gençlik"ten kasıt nedir?

Cevaplar:

a. Üstadımız bu sualin cevabını “hastanelerden, hapishanelerden, kabristanlardan” sormamızı istiyor. Ölüme ve yaralanmaya yol açan çoğu kavgaların temelinde hep gençlik nimetinin yanlış kullanılması yatar. Hastanelerde yatanların büyük ekseriyeti de, gençliklerinde kapıldıkları kötü alışkanlıkların cezasını çekmektedirler. Bunun en açık misali sigaranın ve içkinin yol açtığı problemlerdir.

Öte yandan, gençlik daimî olmadığı için, bu mevsimde işlenen hatalar, insanın âhir ömründe “ya vicdan azabı, ya dostlarından sadakat yerine hıyanet görmek, yalnız başına kalmak, işlediği isyanlarıyla imanı zayıf düştüğünden ölümden fazlasıyla korkmak, devamlı tedirgin ve endişeli bir hayat sürmek” gibi nice manevî elemleri mnetice vermesi de konunun bir başka cihetidir.

Günümüzde birçok insanın bunalıma ve depresyona girdiği, herkesin malumudur. İşte Üstad, evhamlı hastalıklarla bu manevî buhranlara işaret ediyor.

Evham, insanın aklî melekelerinin zaafından ortaya çıkan manevî bir hastalıktır. Asrımızın en büyük hastalıklarından biri de strestir. Bunun temelinde de israf ve gayr-imeşru hayat vardır.

"İsraf" nimetlerin ölçüsüz ve hesapsızca kullanılmasıdır. Bu nimetler gençlik, sağlık, vakit, mal, mülk şeklinde sıralanabilir. Hayatını ve gençliğini haram dairede geçiren birisi, hem maddî hem de manevî hastalıklara, sıkıntılara ve azaplara müptela olur. Hem sağlığını hem gençliğini hem de hayat sermayesini israf etmiş olur.

b. Risale-i Nur Külliyatı’nda “her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaının iman olduğu” beyan edilir. Buna göre, “iffet, namusluluk ve taatin de kaynağı imandır. İmanımızı taklitten, tahkike çıkaran Nur dersleri bu noktada bizim için büyük bir İlahî ihsandır; bundan âzamî derecede faydalanmaya çalışmamız gerekir.

Öte yandan, Üstadımızın şu çok önemli tespitini de daima hatırlamamız gerekir:

“Zaman şahs-ı manevî zamanıdır.”

Bu tespitin devamında, bir şahsın dâhi derecesinde bir kabiliyete de sahip olsa cemaatten gelen şahs-ı maneviye karşı mağlup düşebileceği kaydedilir. Bu noktadan hareketle diyoruz ki, bir gencin kendini bu fitne ve fesat hareketleri karşısında korumasının vazgeçilmez yolu, kendi gibi düşünen gençlerle birlikte olmak, cemaat halinde hareket etmektir. Bu gün başta Nur talebeleri olmak üzere İslam’a hizmet eden bütün hamiyetli insanlar birer şahs-ı manevî halinde çalışmakta ve mensuplarını bu sayede koruyabilmektedirler.

İnsanların nefislerine hitap ederek kirli kazanç elde edenlerden, ülkemizi geri bırakmaya çalışan dış mihraklara kadar geniş bir kitle, gençliğimizi ifsad etmek için bütün güçleriyle çalışıyorlar. Böyle bir vasatta“iffetli ve namuslu yaşamak”, küfür ve isyan yoluna girmeyip iman ve ibadet yolunda yürümek ancak bir şahs-ı maneviye dâhil olmakla ve onun içinde gayret göstermekle mümkündür.

c. Türkiye İstatistik Enstitüsü İnternet Sitesinde yayınlanan “Hükümlüler İstatistiklerine” göre, 1998-2008 yılları arasında hüküm giyenlerin, yaşlara göre dağılımı aşağıdaki gibidir:

14 ve daha küçük 663 % 0.01

15- 17 6946 % 0.7

18- 24 166845 % 18.0

25 -34 307685 % 33.1

35- 44 265667 % 28.6

45- 54 132945 % 14.3

55- 64 37356 % 4.0

64 + 11215 % 1.2

Buna göre bir suçtan hüküm giyen 18-34 yaşları arasındaki gençlerin oranı % 51.1’dir. Buna, 35-44 yaş grubunu da eklediğimizde, bu oran % 79.7’ye varır.

Gençlik yaşının son sınırını 40 kabul etsek ve yaklaşık bir hesapla 35-44 yaş grubundakilerin yarısını (28.6 / 2 = % 14.3) gençlere aktarsak, hükümlü gençlerin oranı 51.1 + 14.3 : % 65.4 olur.

d. Tefsir ve hadislere göre kabir hayatı:

Kabir azabı, dünya ile âhiret arası bir geçiş dönemi olan “berzah âleminde” verilecektir. Bu âlemde görülecek muameleler çok çeşitlidir. Şehitler kendilerini ölmüş bilmeyecekler, ilim tahsil ederken vefat edenler de hükmen şehit olup onlar da o âlemde tahsillerine devam edecekler, güzel ameller “hoş kokulu çiçekler ve sevimli arkadaşlar” şeklinde temessül ederek mü’mine zevk ve haz verecekler, kötü ameller “canavarlar şeklinde” amel sahibini korkutacak ve ona azap vereceklerdir.

Kur’ân-ı Kerim'de, “berzah” kelimesi birkaç kez geçmekle birlikte, kabir hayatı hakkında en açık bilgi Mü’min Sûresinin 46. ayetinde verilir. Bu ayette, Firavun ve hanedanının her gün, sabah-akşam ateşle azap olundukları haber verilerek, kıyamet koptuğunda onların en şiddetli azaba atılacakları beyan edilir. Tefsir âlimleri, kıyamet kopuncaya kadar, her gün sabah-akşam verilen azabın “kabir azabı” olduğunda ittifak ederler. Bu azabın, sadece Firavun hanedanına mahsus olmayıp, bütün küfür ehli ve isyankâr insanlar için de geçerli olduğunu belirtirler.

"Onlar, sabah akşam ateşe arz olunurlar. Kıyamet koptuğu gün de: 'Firavun'un hanedanını azabın en şiddetlisine sokun.’ denir. “(Mü’min Suresi, 40/46)

Üstad Hazretleri, Kur’ân'ın birinci tefsirinin “hadis” olduğunu söyler. Berzah âlemi ve kabir azabına dair birçok hadis-i şerif vardır. Onlardan birkaçını aşağıda takdim ediyoruz:

"Kabir, âhiret menzillerinin ilkidir. Bir kimse o duraktan kurtulursa, sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulmazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacaktır" (Tirmizi, Zühd 5; İbn Mâce, Zühd 32)

Resulullah (sav.) iki kabre uğradığında:

"Hiç şüphesiz, bunlar azap görüyorlar. (Gözlerinde) büyüttükleri bir şey hakkında azap görmüyorlar. Evet, o günah büyüktür. Biri (iki kişinin arasını bozmak için) söz taşırdı. Diğerine gelince, idrar(ının üzerine sıçrayıp bulaşmasın)dan sakınmazdı." buyurdu. [Buhari, İbn-i Abbas (r.a.)'den rivayet edilmiştir.]

"Sizden biriniz vefat ettiğinde sabah ve akşam ona kendi makamı gösterilir: Cennet ehlinden ise, cennet ehli makamlarından bir makam; cehennem ehlinden ise, cehennem hücrelerinden bir karargâh gösterilir. Ve ona: Burası senin (ebedî) durağındır. Kıyamet günü Allah seni buraya gönderecektir, denilir." [Buhari, Abdullah Ibn-i Ömer (r.a)'den rivayet edilmiştir].

"İnsan öldükten sonra kabre konulunca Münker ve Nekir adında iki melek kendisine gelerek "Rabb'in kimdir?", "Peygamberin kimdir?" "Dinin nedir?" diye soracak, iman ve güzel amel sahipleri bu sorulara doğru cevaplar verecekler ve kendilerine cennet kapıları açılarak gösterilecektir. Kâfir ve münafıklar ise bu sorulara doğru cevap veremeyecek, onlara da cehennem kapıları açılarak cehennem gösterilecektir. Kâfirler ve münafıklar kabirde acı ve sıkıntı içinde azap görürlerken müminler nimetler içerisinde mutlu ve sıkıntısız bir hayat süreceklerdir." (Tirmizî, Cenaiz, 70)

e. Üstadımızın “ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak” ifadesi, Cennette “hastalanma ve yaşlanma” gibi rahatsızlık verici hallerin olmayacağını ders vermektedir.

Hz. Enes’ten yapılan rivayete göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:

“Cennet halkı kıyamet günü Âdem’in suretinde, otuz üç yaşında, bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir sima hâlinde haşr edilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler, artık ne elbiseleri eskir ve ne de gençlikleri kaybolur.”(Kenzu’l-Ummal, H. No: 39383).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...