"Şu nokta-i istimdat ve nokta-i istinad ile bu derece nizam-ı âlemde hükümfermâlık, hakikat-i nefsü’l-emriyenin hassa-i münhasırası olduğu için, her vicdanda iki pencere..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Şu nokta-i istimdat ve nokta-i istinad ile bu derece nizam-ı âlemde hükümfermâlık, hakikat-ı nefsü’l-emriyenin hassa-i münhasırası olduğu için, her vicdanda iki pencere olan şu iki noktadan Sâni-i Zülcelâl mârifetini kalb-i beşere daima tecellî ettiriyor." (Mesnevi-i Nuriye, Nokta)
İnsanının fıtraten nihayetsiz aciz ve fakir yaratılması, insanda iki duyguyu oluşturuyor; bu iki duygudan birisi acizliğin merhemi olan istinat yani dayanma noktası; diğeri ise, fakirliğin merhemi olan istimdat yani yardım alma noktasıdır. İnsan nihayetsiz acizliği ile nihayetsiz kudret sahibi olan Allah’a dayanma ihtiyacı hissederken, nihayetsiz fakirliği ile de nihayetsiz zengin olan Allah’tan yardım talep ediyor.
İşte insan bu iki duygunun penceresi ile Allah’ın varlığını, sıfatları ile hissedip tanıyor ve ona ne kadar muhtaç bir durumda olduğunu idrak ederek, iman ve ibadet ile ona ram olup, onun varlığını bütün haşmeti ile ruhunda, vicdanında ve kalbinde hissediyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
bu vecizede geçen sadece nokta-i istinat ve istimdadın izahı yapılmış. Oysa bunlara bağlı olarak,bu derece nizam-ı âlemde hükümfermâlık, hakikat-i nefsü’l-emriyenin hassa-i münhasırası olduğu için, her vicdanda iki pencere olan şu iki noktadan Sani-i Zülcelal marifetini kalbi beşere daimi tecelli ettiriyor. Bu vecizenin bu kısmınında izahını yaparmısınız.
Nizam-ı Âlemde Hükümfermâlık ve Hakikat-i Nefsü’l-Emriye
Kâinatta kusursuz işleyen devasa nizam, tesadüfün değil, eşyanın perde arkasındaki gerçek mahiyetinin (hakikat-i nefsü’l-emriye) bir sonucudur. Bu nizamın hüküm sürmesi, ancak mutlak bir irade ile mümkündür.
Vicdanın İki Penceresi ve Marifet Tecellisi
İnsan vicdanındaki nokta-i istinat (dayanak noktası) ve nokta-i istimdad (yardım isteme noktası), sadece teorik kavramlar değildir. Bunlar, kalbin dünyaya ve ukbaya açılan iki manevi penceresidir:
Acz Penceresi: İnsan acziyetini hissettiğinde, her şeye gücü yeten bir "Sani-i Zülcelal"in varlığını tasdik eder.
Fakir Penceresi: İnsan ihtiyaçlarını karşılayamadığını gördüğünde, sonsuz rahmet sahibi bir Rezzak’a yönelir.
Bu iki nokta aracılığıyla, Allah’ı tanıma bilgisi (marifetullah), bir güneş ışığının aynaya vurması gibi kalbe daimi olarak tecelli eder. Yani vicdan, kendi güçsüzlüğünü ve muhtaçlığını hissederek, her an Yaratıcı’nın varlığını ve birliğini ilan eden fıtri bir şahit haline gelir.