"Nevâkis mahiyet-i maddiyatın istidatsızlığından neş’et eder." cümlesini izah eder misiniz, sonuçta bunları Rabbimiz kabiliyetsiz olarak yaratıyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem de Sâni'-i Zülcelâl cemi-i nekaisten münezzehtir. Zîrâ nevâkıs, mâhiyet-i maddiyâtın istidatsızlığından neş'et eder. Zât-ı Zülcelâl maddiyâttan mücerreddir, münezzehtir. Hem kâinatın mâhiyat-ı mümkinesinden neş'et eden evsaf ve levâzımatından mukaddestir."(1)

Burada, maddeden mücerred ve münezzeh olan Allah'ın noksan sıfatlardan münezzehiyetini, maddeden kurtulamayanların ise nakıs ve eksik kalacağını, dolayısıyla ilah olamayacağını ifade sadedinde kullanılmış geniş manalı bir cümle vardır.

Allah her yerde hazır ve nazırdır, lakin mekandan da münezzehtir. Çünkü maddeden münezzeh olduğu için böyle bir kemal tecelli onda mevcuttur. Maddenin mahiyetinde olan nakıslık ve eksiklik, böyle bir tecelliye manidir. Zira Allah her mahluka ayrı vazifeler vermiş, mahluk olmaları hasebiyle de eksik ve nakıs olarak yaratılmışlardır. Zira mahlukların, Halık'ın sıfatlarına sahip olmaları imkan haricidir. Ama mahiyetlerindeki eksiklik, yaratılmadaki eksiklik anlamında anlaşılmamalıdır. Her şey sonsuz kemaldeki sıfatlardan geldiği için, yaratılışlarında -haşa- bir eksiklik tevehhüm etmek yanlıştır.

Allah her şeye bir gaye bir vazife bir hikmet tayin ediyor. Ve o şey takdir edilen vazife ve hikmetin dışına çıkamıyor. O şeyin başka hikmet ve gayelere kapalı ve kabiliyetsiz olması kaderin hikmetli bir planının gereğidir.

Mesela, tavuğun gaye ve vazifesi yumurta ve beyaz et vermektir; tavuğun kırmızı et ve süt vermesi mümkün değildir. Şimdi tavuğun kırmızı et ve süt verememesi bir noksanlıktır, ama bu noksanlık kaderin ona tayin etmiş olduğu kabiliyetsizliğinden dolayıdır. Yoksa -haşa- tavuk iyi ve mükemmel yaratılmadığı için değildir.

Allah istese bir tek canlı yaratıp bütün hayvanatın ürünlerini o tek canlıdan çıkarabilirdi, ama hikmeti bunu değil çok çeşitli canlıları yaratmayı murat etti. Çünkü her bir canlı ayrı bir hikmet tablosu ve ayrı bir isme tecelli merkezi oluyor.

Tavuğun kırmızı et ve süt verememesi -haşa- bir yaratılış kusuru değil, yaratılış hikmetinin bir gereğidir. Bu ölçü, insan da dahil bütün mahlukat için geçerlidir.

Her mahluk kendi vazifesinin dışında kalan diğer bütün vazifelere hem kapalı hem de istidatsızdır. Bu da mahlukatın noksanı, kusuru, eksikliği oluyor. Hatta fayda ve hikmet bakımından en noksan en kusurlu en kabiliyetsiz varlık insandır. Çünkü insanın elinden iman ve ibadetten başka hiçbir şey gelmez. Yani insan ne et, ne süt, ne yumurta, ne meyve üretemez. İnek bu konuda insandan daha kabiliyetlidir eti, sütü, derisi, dışkısı derken her bir şeyi fayda ve hikmet içerir.

Şayet her madde ve mahluk her şeye istidatlı bir şekilde yaratılmış olsa idi, o zaman bizim Allah’ı bilmemiz ve ona perestiş etmemiz âdeta imkansız bir hâl alırdı. Allah her maddeyi kabiliyet anlamında noksan yaratmış ki her noksanda Onu görüp tanıyabilelim. Tavuk yumurta veriyor, ama Güneş'i doğduramıyor; inek süt veriyor, ama kuru topraktan bitkiyi çıkaramıyor.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Nokta.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...