Sultan Mehmed Fatih'in zamanında hikâye edilen meşhur ve manidar "Cibali Baba kıssası" hakkında bilgi verir misiniz?

Sultan Mehmed Fatih'in zamanında hikâye edilen meşhur ve manidar "Cibali Baba kıssası" hakkında bilgi verir misiniz?
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sultan Mehmed Fatih'in zamanında hikâye edilen meşhur ve mânidar Cibali Baba kıssası nevinden olarak, bir kısım ehl-i velâyet, zahiren muhakemeli ve âkıl görünürken, meczubturlar. Ve bir kısmı dahi, bazan sahvede ve daire-i akılda görünür, bazen aklın ve muhakemenin haricinde bir hale girer. Şu kısımdan bir sınıfı, ehl-i iltibastır, tefrik etmiyor. Sekir halinde gördüğü bir meseleyi hâlet-i sahvede tatbik eder, hata eder ve hata ettiğini bilmez."

"Meczubların bir kısmı ise, indallah mahfuzdur, dalalete sülûk etmez. Diğer bir kısmı ise mahfuz değiller; bid'at ve dalalet fırkalarında bulunabilirler. Hatta kâfirler içinde bulunabileceği ihtimal verilmiş." (Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas)

Zübeyir Ağabey, İstanbul’un Fethi sırasında meydana gelen Cibali Baba kıssasını, Üstadımız'dan dinlediği şekliyle şöyle anlatmıştır:

“İstanbul’un fethi için muhasara sırasında atılan toplar, bir türlü hedefini bulmuyormuş. Bu sırada büyük maneviyat sahibi, Fatih’in hocası Akşemseddin, bunun sebebini araş­tırıyor. İstanbul surları içinde bulunan meczub ev­li­yadan Cibali Baba Hazretleri, manen Cenab-ı Hakk'ın Vedud is­mine mazhar olmuş. ‘Ya Rabbi! Gâvurcuklarımı ko­ru.’ diye o isimle dua edince toplar tesir etmiyor..."

"Bunun ü­ze­rine Ak­şemseddin kırk gün çalışıyor. Cibali Baba’nın mazhar olduğu o isme kendi de mazhar oluyor. Hatta onu geçiyor. O isme mazhariyetle gelmiş olduğu makamdan onu az­lediyor. Bundan sonra atılan toplar hedefi vuruyor. Böyle­ce uzun ve yorucu bir muhasaradan sonra İstanbul fethediliyor.”

Zübeyir Ağabey bunu naklettikten sonra şunu ilave etti:

“Bazen böyle meczub veliler, birçok şuurlu velinin duala­rının önüne geçiyor. Mesela, Medine’de bulunan Kambur Kutbun, Üstadımız'ın dualarının önüne geçmesi gibi...”

Üstad Hazretleri bu gibi cezbe içinde olan evliyaları şu sözü ile tarif ediyor: "Onlar hâdi olabilirler, ama mühdi olamazlar." Yani kendileri manevî sarhoşluğun verdiği cezbe ile mes’ul olmayabilirler, ama başkalarına o halleri ile hidayet ve rehber olamazlar.

Bu gibi evliyaların hali tevhitte istiğraktır, yani Allah’ın varlığı ve birliğinde öyle bir fena buluyorlar ki masivayı yani mevcudatı fark edemeyecek kadar kendinden geçiyorlar. Bu halde iken muhakeme ve akıl dengesini kaybediyorlar. İşte bu halin galip olduğu süre içerisinde söyledikleri şeylerden ve yaptığı işlerden mesul olmuyorlar.

Aklı başında olan ve istiğrak haline tutulmamış birisi, bu gibi evliyaları istiğrak halinde iken taklit etse mes’ul olur. Burada mazeret sadece ve sadece o istiğrak halinedir, kişilere ait değildir.

Bu istiğrak haline girip çıkan ve muhakemesiz söz ve davranışlarda bulunan evliya çoktur, sadece Cibali Baba ile sınırlı değildir. Hatta çok büyük ve meşhur evliyalar da bu hale muvakkaten girip çıkmışlar. Şeriata uymayan muvazenesiz sözler çok büyük evliyalarda da görünmüştür. Ama Ehl-i sünnet âlimleri bu sözlerinden dolayı bu zâtları tekfir etmemişlerdir.

“Hatta kâfirler içinde bulunabileceği ihtimal verilmiş.” Bu cümle bazı meczub evliyaların zahiri açısından küfür içinde olabileceklerini ifade etmektedir. Öyle ki bu incelikleri anlamaktan aciz zahirî ulema İbn-i Arabî, Hallacı Mansur gibi büyük evliyaları tekfir edip idamlarına fetva vermişlerdir. Belki evliyanın sekir ve cezbe anındaki o hali küfürdür, ama kendine geldiğinde bu halden uzak ve müberradır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 56.812
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

isahalim

YÜZ SENEYE yakın yaşamış ve bazılarınca EVLİYAULLAH'tan bilinen bir zat, meşhur ve büyük bir münafığı hep övdü durdu. Eğer doğruysa, arkadaşım kerametini gördüğünü söylemişti ve o zata bağlıydı Bu noktada bu vefat eden zat eğer sahtekar değilse, HZ. ÜSTAD'ın bahsettiği türden meczup bir VELİ olabilir. PEŞİNDEN GİDENLER VAR, onlara da yazık oluyor. Çünkü o zaman kendi Hadidir, fakat Muhdi yani hidayet edici değildir demek ki. 

BU HASSAS, İNCE BİLGİYİ DE RİSALE-İ NUR'DAN BAŞKA BİR KAYNAKTA BULABİLECEĞİMİZİ HİÇ ZANNETMİYORUM. Koskoca HZ. ÜSTAD'ın BİLE ZİHNİNİ UZUN SÜRE MEŞGUL ETMİŞ BU MESELE. HAMDOLSUN, benim de içinden çıkamadığım meseleyi inşallah halletmiş oldu böylece.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
isahalim

Üstad: “İnsandaki mevcut latifeden gayrı, iki latife daha keşfettim. Fakat isimlendirmedim. Cibali Baba o iki latifeden birisinin duasıyla galebe çalıyordu. (sayfa 184-185)  (Kitap: HATIRALARDA BEDÜZZAMAN- Yazar:Necmeddin ŞAHİNER)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Abdulbaki Eren Bilir

Velinin deli olması mertebesinin düşüklüğünü göstermez, mertebesiyle bir alakası yoktur. Zaten meczup veliler akıl sahibi olmayan, iyiyle kötüyü ayırt edemeyen deliler değildirler, belki bir an Allah'tan gafil kalmamalarından dolayı gafil insanların nazarında deli gözükürler.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
artiha

Ağzı dualı rejim taraftarının artması hayra alamet mi? Cibali baba fethin tehirine sebep olmuşsa, bu kitle memleketin ıslahına nasıl iras olur? Manevi anlamda mukabele için ne yapmak gerekir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Memleketin ıslahı (iyileşmesi) için manevi anlamda yapılması gerekenler, her bir bireyin kendi üzerine düşenleri yapmasıyla başlar.

Dinin en temel ilkesi ihlastır. Bu, bütün ibadet ve amelleri yalnızca Allah rızası için yapmaktır. Bu tür bir dönemde, manevi mukabele (karşı duruş) için yapılması gereken ilk şey, kendi amellerimizi, dualarımızı ve duruşumuzu sorgulamaktır. Eğer birileri dinî inancı siyasete alet ediyorsa, buna karşı en güçlü cevap, dini en saf ve samimi haliyle yaşamaktır.

Hakiki dindarlığın en temel göstergesi adalettir. Kuran'da "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutanlar, adaletle şahitlik edenler olun." (Nisa Suresi, 135. ayet) buyrulur. Adalet, kendi lehimize veya aleyhimize olsun, her durumda doğruyu söylemeyi gerektirir. Bir siyasi duruşa bağlı olarak adaletten sapmak, Cibali Baba'nın yaptığı hatayı tekrar etmektir. Manevi mukabele, adaleti kim olursa olsun savunmakla gerçekleşir.

Gerçek manevi gücün kaynağı hizmet ve tevazudur. "Ağzı dualı" olmak yerine, "hali dualı" olmak önemlidir. Yani, sözden çok, yaptığımız işlerle, ahlakımızla, dürüstlüğümüzle ve topluma faydalı olma çabamızla öne çıkmalıyız. Toplumun dertlerine derman olmak, fakire yardım etmek, ilim yaymak, bu manevi duruşun somut göstergeleridir.

Sizin de sorguladığınız gibi, eğer manevi önderler siyasi bir figüre dönüşürse, bu durumun fethin tehirine sebep olması gibi, milletin manevi uyanışını da geciktirme riski vardır. Bu durumda yapılması gereken, Kur'an ve Sünnet'e bağlı, doğru bilgiye dayalı ve kimsenin tekelinde olmayan bir manevi irşad (doğru yolu gösterme) çabasına girmektir. Bu, şahsiyetlere değil, ilke ve değerlere bağlı kalmaktır.

Sonuç olarak, "ağzı dualı rejim taraftarlarının" durumu, o duaların ne kadar samimi olduğuyla ve arkasındaki niyetle ilişkilidir. Eğer samimiyetten uzak bir görüntü sunuyorsa, memleketin ıslahına değil, manevi bir karmaşaya sebep olabilir.

Bu duruma karşı en güçlü manevi mukabele, kendi içimizde ihlas, adalet, hizmet ve tevazu ilkesini diriltmektir. Unutmamak gerekir ki, büyük değişimler önce bireylerin gönüllerinde başlar.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...