"Tavr-ı zulmet içinde nefs-i emmarenin halatının muhafazası ile beraber; ziya ve nur talep etmek, hem de ziyayı, nefsin zulmetli tabiatıyla birleştirmeye çalışmak, çok elim ve şedittir..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ey kardeş bil ki! Tavr-ı zulmet içinde nefs-i emmarenin halatının muhafazası ile beraber; ziya ve nur talep etmek, hem de ziyayı, nefsin zulmetli tabiatıyla birleştirmeye çalışmak, çok elim ve şedittir. Hem o vaziyet, ziya ve nurun hürmetini ihlal etmek, belkide onu telvis etmek demektir. Öyle ise evvela zulmetten soyunup çıkmak ve uzaklaşmak lazım. Sonra da zulmet içinde ziyayı aramak değil, belki zulmetten ziyaya nazar lazımdır."(1)

İnsanın kalbi karanlıkta ve nefsi emmare makamında iken, ziya ve nuru beraberce istemesi ve talep etmesi acı ve tutarsız bir halettir. İnsan önce kalbinde ve nazarındaki o zulmet ve gafleti yırtmalı, nefsin emmare olan istek ve arzularına set çekip, nura ve hidayete zemin hazırlamalıdır. Nasıl büyük bir makam sahibi bir şehre geleceğinde, her yer temizlenip süslenir. Aynen bunun gibi, ziya ve nurun gelmesi için de bizim manevi bir temizlik yapmamız icap eder.

Nur ile zulmet, ziya ile karanlık aynı mekânda beraber oturamazlar. İkisinin aynı anda ve aynı mekânda olmasını talep etmek nura ve ziyaya hakaret ve hürmetsizlik olur. Öyle ise mekân sahibi, yani insan karar verip ikisinden birisini tercih etmesi gerekir. Nuru istiyor ise zulmeti def etmesi gerekir. İkisini beraberce istemek şiddetli bir tutarsızlıktır.

İnsan karanlık içinde ışık arayamaz, ama karanlıktan ışığa çıkabilir. Zulmetin içinde nur aranmaz, ama zulmetten huruç ile nurun nurani kucağına kaçabilir.

1) bk. Mesnevi-i Nuriye, (trc. Badıllı).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...