Üstad, güneş misalinden sonra, "İnsanın zihni de bu aynaya benzer." diyor ve "İnsanın zihnindeki malumatın iki vechi." var diyerek de devam ediyor. Güneş misalinden sonra neden insanın zihnindeki malumatın iki vechi var, diyerek bir geçiş yapmış?..

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İnsanın âyine-i fikrindeki mâlûmâtın dahi iki veçhi var: Bir vecihle ilimdir, bir vecihle mâlûmdur. Eğer zihni o mâlûma zarf saysak, o vakit o mâlûm mevcud, zihnî bir mâlûm olur; vücudu ayrı bir şeydir. Eğer zihni o şeyin husûlüyle mevsuf saysak, zihne sıfat olur; o şey o vakit ilim olur, bir vücud-u hâricîsi vardır. O mâlûmun vücud ve cevheri dahi olsa, bununki arazî bir vücud-u hârîcisi olur."(1)

Tecelli, kelime anlamı olarak görünmek, bilinmek ve meydana çıkmak anlamlarına geliyor. Mesela Allah’ın kudret sıfatı bilinmezken, görünmezken, tecelli ile bilinip görünüyor. Allah’ın kudret sıfatı, malum olduğu üzere, mahluk değil, ezeli ve ebedidir. Tecelli ise mevcudat ile hasıl olan, arizi ve sonradan ortaya çıkan bir hal olmasından dolayı mevcudat gibi mahluktur.

Burada temel ve değişmez bir ölçümüz vardır. Allah ve sıfatları ezeli ve ebedi olmasından dolayı asla ve kat'a mahluk değildirler. Bunun dışında aklımıza gelen veya gelmeyen her şey mahluk ve hadistir, yani yaratılmıştır.

Varlık vacip ve mümkün olmak üzere iki çeşittir. Vacip olan varlık, Allah’ın varlığıdır ki, varlıklar içinde en sağlam ve kusurdan münezzeh olan varlıktır. Mümkün olan varlık ise sonradan Allah tarafından varlık sahasına çıkarılmış, kusur ve fenadan masum olmayan varlıklardır.

Mümkün varlık ile vacip varlık mukayese edildiği zaman, mümkün varlık vacip varlığın yanında çok basit ve zayıf kalıyor, hatta yok denecek kadar anlık oluyor. Tıpkı zayıf bir fener lambasının ışığının şiddetli güneş ışığı yanında sönük ve basit kalması gibi.

Nasıl ki, gözünü güneşin ışığına hapseden bir adam göz kamaşmasından dolayı fenerin basit ve zayıf ışığını fark edemez ise, İbn-i Arabi gibi Allah dostları da bütün dikkat ve nazarlarını vacip olan Allah’ın varlığına hapsettikleri için, fener ışığı mesabesinde olan mümkün vücutların varlığını fark edemeyerek, Allah’tan başka varlık yoktur demişler. “La mevcuda illa hu” hakikatinin önemli bir boyutu budur.

İbn-i Arabi Hazretleri kainat aynasında tecelli eden isim ve sıfatların nakışları olan mevcudata varlık unvanı vermiyor. Bu varlıkları, yani fotoğrafa yansımış olan şeyleri yok sayıyor, aynadaki misali olan tecellileri de Allah’ın isim ve sıfatları ile aynı görüyor.

Kısacası üç boyut ve üç varlık vardır. Birisi Allah’ın isim ve sıfatları ki, bunlar ezeli ve ebedidir. Diğeri, bu sıfatların eşya üstünde misali tecellileridir ki, sıfatlar burada çok parlak tecelli ettiği için sıfatların aynı zannedilmiştir. Üçüncüsü ise, Üstad'ın, fotoğrafa geçmiş dediği varlığın en somut ve maddi olan boyutudur ki, İbn-i Arabi bu boyutu inkar ediyor.

Ruhu ise irade sıfatının doğrudan bir tecelli mahalli olarak gördüğü için, yani fotoğraf gibi maddi ve eşya sınıfından görmediği için ruha mahluk değildir, diyerek ayet ve Ehl-i Sünnet ile çelişiyor. Halbuki bu üç boyutta olan her bir şeyin ayrı ayrı vücutları vardır. Nasıl Allah’ın sıfatları hakikat ise, bu sıfatların aynası olan kainat ve mevcudat da hakikattir ve aynı şekilde, bu aynada görünen maddi ve kevni nakışlar da aynı hakikattir.

Özet olarak, İbn-i Arabi aynayı sıfatlarla aynı görüyor, ayna üstünde tecelli suretinde görünen maddi nakışları da inkar ediyor.

Elma var, elmanın aynada görüntüsü var, bir de aynadaki elma görüntünün kağıda basılmış, yani somutlaşmış fotoğraf şekli var. Elma asıldır, aynadaki elmanın yansıması ise elmanın aynısı olmasa da onun bir çok vasfına kuvvetli işaret etmesinden dolayı İbn-i Arabi bu yansımayı elma ile aynı zannetmiş.

Aynadaki misali olan bu elmanın, kağıda fotoğraf şeklinde basılmış şeklini ise İbn-i Arabi inkar etmiş. Halbuki hem elmanın, hem elmanın aynadaki bu misali görüntüsünün hem de bu görüntünün fotoğrafa basılmış halinin varlıkları ve vücutları vardır. Yalnız bu varlıkların kuvvet ve sağlamlık dereceleri farklıdır. En sağlam ve kuvvetli olanı elmadır, ikinci derecede sağlam ve kuvvetli olan ise elmanın aynadaki yansımasıdır. Üçüncü derecede olan ise, bu aynadaki yansımanın kağıda fotoğraf şeklinde basılmış şeklinindir.

Bu elma örneği yukarıdaki paragrafın bir izahı ve şerhidir. Yani üç esas vardır. Birisi zihin, ikincisi zihin içindeki malum, üçüncüsü ise malumun harici vücududur. Elma, ayna ve elmanın aynadaki görüntüsünün kağıda yazılmış formatı gibi.

Görüldüğü gibi Üstad Hazretlerinin vermiş olduğu "zihin" örneği de güneş örneği gibi, o meseleye işaret ediyor, o meseleyi teyit ve tekit ediyor.

(1) bk. Lem'alar, Dokuzuncu Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

karolin
nsanın âyine-i fikrindeki mâlûmâtın dahi iki veçhi var: Bir vecihle ilimdir, bir vecihle mâlûmdur. Eğer zihni o mâlûma zarf saysak, o vakit o mâlûm mevcud, zihnî bir mâlûm olur; vücudu ayrı birşeydir. Eğer zihni o şeyin husûlüyle mevsuf saysak, zihne sıfat olur; o şey o vakit ilim olur, bir vücud-u hâricîsi vardır. O mâlûmun vücud ve cevheri dahi olsa, bununki arazî bir vücud-u hârîcisi olur... Bu pasajı cümle cümle açıklayabilir misiniz?(Açıklamanızı okudum ama pasajı anlayamadım.)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...