Block title
Block content

Kul, kendi fiilinin halıkı olamaz mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın  iradesi ezeli ve ebedidir. Hiçbir şey onu zorlayıp tesiri altına alamaz. Bütün sebeplerin bir araya gelmesi, Allah’ı o işi yapmaya icbar edemez. İnsan için gerekli olan hal, Allah için gerekli olamaz. Allah ile insanı kıyas etmek, Onun vasıflarını insanda tasavvur etmek şirk olur. Aşağıda izah edileceği gibi Vacip ile mümkün kıyasa gelmez. Vacip olan Allah, mümkün olan mahlukatın sıfat ve hallerinden münezzehtir. Bu, İslam’ın en temel prensibidir. İnsanın fiilinin yaratıcısı olmasının imkansızlığı aşağıda izah edilecek.

Varlık Vacip, Mümkün, Mümteni olmak üzere üç sınıfa ayrılır.

Vacip: Varlığı ezeli ve ebedi olan Allah’ın Zatı ve sıfatlarıdır. Allah’ın varlığı kendindendir, başka bir varlığa dayanmaz. Ve başka vacip varlık manalarını selb eder, yani tek ve yektadır. Zaten akıl da bunu iktiza eder. Zira iki ilahın cemi muhaldir. İki ezeli varlık olamaz. Ezeliyet tektir. İki ezeliyet bir birine müsaade etmez. Ezeliyette istila ve istiklaliyet vardır, başka ezeli varlıklara alan bırakmaz.

Mümkün: Varlığı ve yokluğu eşit olan şeylere denir. Bu eşitlik ancak Vacip bir varlık tarafından bozulabilir. Zira varlık kazanmamış bir varlığın başka bir varlığı var etmesi devirdir ki, bu da muhaldir. Ama varlığı ezelde sabit olan vacip bir varlık zaten var olduğundan, bu eşitlik dengesini bozabilir. Allah’dan başka her şey mümkün varlık sınıfındandır ki, birbirlerini icat edip yaratamazlar. İnsanın kendisi ile ameli arasında bir fark yoktur. İkisi de mümkün varlık sınıfındandır. Böyle olunca, mümkün olanın başka bir mümküne varlık vermesi çelişkidir. İlmi kelamda ki, tabir ile; “Mümkün mümküne illet olamaz.” Yani mahluk mahluku yaratmaz, yaratmak ancak ezeli varlık sahibi bir zatın vasfıdır. Önerme olarak şu şekilde özetleyebiliriz; her mahluk Allah tarafından yaratılmıştır, insan ve fiili de bir mahluktur, öyle ise insanı da, fiilini de yaratan Allah’tır.

Mümteni: Varlığı hiçbir zaman olmayacak olan imkansız şeylere denir. Allah’ın mahluk olması,  mahluk olan bir şeyin -haşa- Allah olması gibi. Ya da mümkün bir şeyin vacip olması gibi bunlar imkansız şeylerdir. İnsan mahluktur, insanın amel ve fiilleri de mahluktur. Öyle ise insanın uluhiyet sıfatı olan yaratma vasfını kazanabilmesi muhaldir.

Bu genel tariften sonra bazı hüküm ve önermelere işaret edelim.

Evvela insan ile Allah’ın kıyas edilmesi yanlış bir kıyastır. Allah vacip bir Vücuda sahiptir. İnsan ise mümkün bir vücuda sahiptir. İnsanın kendi başına bir şeyi, bir sabit emri yapması muhaldir. Ama Allah için bu muhal söz konusu değildir. Şayet insan kendi fiilini yapabilir dersek, Allah’a şirk koşmuş oluruz  Allah’ın Zatı ve sıfatları ise şirke meydan vermez. Şayet verir dersek, o zaman Allah olamaz. Zira iki İlahın beraber bulunması aklen muhaldir.

Uluhiyet sonsuz  olduğu için, başka bir ilaha aklen meydan bırakmıyor. Bıraktığını farz edersek, sonsuzluk kavramı bozulur ki, bu da tenakuz olur. Yani Uluhiyet  hem sonsuz olacak, hem de sonlu bir varlığın müdahalesi  ile son bulacak. Bu kavramlar ışık ile karanlığın cemi gibi bir safsatadır. Allah her şeyin yaratıcısı hükmü istisnayı tams/yok eder. Yani Allah hem her şeyin yaratıcısı, denecek, hem de kul bundan müstesna denecek, bunlar mantık ile çelişen şeylerdir.

Kur'an ayetleri açık bir şekilde yaratmayı Allah’a tahsis ediyor.  İnsan amelinin yaratıcısı demek ayetlere de zıt bir hükümdür.

Yaratmanın gerçekleşmesi için ilim, irade ve kudret gibi vasıflar gereklidir. Zira bir işin yaratılması için bu işin bütün her şeyini bilmek ve her şeyini yaratacak güce sahip olmak gereklidir.

Mesela kolumuzun kaldırılıp indirilmesinde  yüzlerce iş ve oluş gerçekleşiyor. Kasların oynaması, kemiklerin dizaynı, kol içinde çalışan hücrelerin tanzimi, hareketin gerçekleşmesi için gerekli ayarlamaların yapılması, bunlar sadece bir kaçıdır. Bugün tıp geliştiği için bunları anlamak çok kolay. Bir kolun kalkıp inmesinde milyonlarca hücre çalışıyor, biri çalışmasa hareket gerçekleşmez. Öyle ise Allah’a  vermeyip, kolumu ben kaldırdım, indirdim  diyen birisi, kolun içinde gerçekleşen bütün iş ve oluşları da tasarruf edip tedbir etmesi lazımdır. Yoksa ben yaptım demesi büyük bir hata olur. İnsan basit bir kol hareketine bile muktedir değilken, bütün amellerinin yaratıcısı demek akideye taalluk eden tehlikeli bir hatadır...

Diğer bir husus; hak mezhep olan ehlisünnet, insan kendi amelinin yaratıcısıdır, fikrini kesin ve açık bir dille kabul etmemiştir. Bu fikri savunan batıl ve bidat mezhep olan Mutezile Mezhebi'dir. Her batıl ve bidat mezhep ise ateştedir. Bunu Allah Resulü (asm) hadislerinde kati olarak belirtmiştir.

Bütün buraya kadar söylediğimiz şeyler sabit emirler içindir. Yani mahlukat alemini içine alan varlık boyutu için geçerlidir. Yani bir şey varlık alemi içinde ise, ister istemez mahluktur ve Allah’ın var etmesi ile varlık kazanabilir. Zira başka şekilde varlık alemine çıkması muhaldir.

İnsan mümkün varlık sınıfından olduğu için, yaratma kapsamının içindedir ve yaratmaya taalluk eden şeylerde irade ve seçme hürriyeti yoktur.

Ancak yaratma kapsamının dışında olan nispi emirler sınıfından olan fiillerin vasfını seçme hürriyetine sahiptir.

Bir fiil ve amelin iki yüzü vardır, biri varlık ve mahluk yüzü; diğeri ise  vasıf ve nitelik yüzüdür. Varlık ve mahluk yüzü sabit emriler sınıfındandır. Yani eşyanın varlık boyutudur. Vasıf ve nitelik yüzü ise eşyanın varlık ve mahluk boyutunda değildir. Varlık ile yokluk arasında farazi bir hattır ki buna nispi emirler denir. İşte insan, varlığın bu nispi boyutunda faildir.

Özet olarak; bir amel ve fiilin aslını Allah yaratır. Amel ve fiilin vasfını ise, insan belirler. İçki içmek eyleminin fiil boyutunu Allah yaratır, içki içmek eylemini isteyip tercih eden ise insandır. Bu yüzden mesuliyet insana aittir, yaratana değil.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...