Allah'ın zatını anlamak mümkün mü?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Akıl, Allah’ın zatının varlığını bilir, ancak mahiyetini bilemez. Henüz kendi mahiyetini ve ruhunun hakikatini bilmeyen insanın, böyle bir yola girmesi onu ancak şirke düşürür. Çünkü Allah’ın zatı hakkında her ne düşünse bütün bunlar onun kendi düşüncesinin mahsulüdür. İnsan ancak Allah’ın yarattığı şu varlık âlemini anlamaya çalışabilir, O'nun mahlûkatını tefekkür edebilir; zatını değil.

İbn Abbas’ın (r.a) naklettiğine göre, bazı insanların Allah’ın zatını düşünmek istemeleri üzerine Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu: “Allah’ın yarattıkları hakkında düşünün. Allah’ın zatını düşünmeyin. Allah’ın zatı hakkında düşünmeye güç yetiremezsiniz.” (Mecmau’z-Zevaid, 1/81, Kenzu’l-Ummal, h. No: 5705-5707)

Akıl ve marifette, Cenab-ı Hakk’ı tanımada en ileri, ilahî esrarın membaı ve iki âlemin güneşi olan Resul-i Ekrem Efendimiz (asm.) bütün mahlûkatı okuyup yeryüzündeki tefekkür ve temaşasını tamamladıktan sonra, Miraç vasıtasıyla ferşten arşa yükseldi, yedi kat semayı geçerek Sidretü’l-Münteha ve Kabe Kavseyn’e, yani imkân ve vücub arası olan ilahî visalin en mahrem bucağına erişti, cenneti ve cehennemi gördü, sonsuz sırlara vâkıf oldu, zamandan ve mekândan münezzeh olan Cenab-ı Hakk’ı baş gözü ile gördü ve buna rağmen şöyle buyurdu: “Subhâneke maarefnake hakka marifetike ya Maruf”(Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben seni tam bir marifetle bilemedim).”

Allah’ı hakkıyla bilen kendisidir; sonra da başta Mürşid-i Ekmel olan Habib-i Kibriya Efendimiz (asm.) olmak üzere diğer peygamberler, mürşitler, mücedditler ve âlimlerdir. Bizim gibi insanlar da Kur’ân, sünnet ve mürşitler sayesinde gücümüzün yettiği kadar Cenab-ı Hakk’ı asarından tanımaya gayret ediyoruz. Zira Cenab-ı Hakk’ın zat, sıfat ve mahiyetini anlama hususunda akl-ı beşer aciz kalır. O’nun azamet ve büyüklüğü, sonsuz kudreti ancak eserlerinden okunabilir.

Ne göz her varlığı görür, ne kulak her sesi işitir, ne de akıl her şeyi anlar. Her şey Allah’ın mülkü ve mahlûku, akıl ise, o her şeyden sadece bir şey. Ve her mahlûk gibi, onun da idraki mahduttur ve sınırlıdır. Akıl henüz bir hücreyi bile tam olarak izah edememiş, genin şifrelerini çözememiş, galaksilere bir sınır biçememiş, semanın büyüklüğünü rakamlara dökememiş. Kısacası, insan aklı henüz mahlûkat dairesini bile tam anlamış değil. Bu hâliyle kalkıyor, hâlıkıyeti anlamaya, Allah'ın mukaddes zatı hakkında tahminler yürütmeye zorlanıyor.

Allah, Âhir’dir, yani Ebedi’dir. Evvel olan elbet de ebedî olacaktır.

Cenab-ı Hak, Zâhir’dir; kâinattaki bütün mahlûkat O’nu varlığının açık delidir. Allah u Teâlâ’nın varlığı her şeyden daha aşikârdır. Yaratılan her mahlûkta O’nun sıfat-ı mukaddesesi ve esma-i İlâhîyesi tecelli etmektedir.

Cenab-ı Hak Teâlâ Hazretleri Maruftur, O’nu bilmeyen hiç bir mahlûk yoktur. İnsanlar, cinler, melekler gibi diğer bütün mahlûkat da O’nu tanırlar ve tesbih ederler.

Allah Bâtın’dır, yani Cenab-ı Hakk’ın kutsî mahiyeti bilinmez. Allah’ı hakkı ile ancak kendisi bilir. Cenab-ı Hakk’ın varlığı malum, mahiyeti ise, meçhuldür. Hiçbir aklın O’nun hakikat ve mahiyetini ihata etmeye asla muktedir olamaması cihetiyle de mahiyeti meçhuldür. Yani mahiyeti beşerin idrakine sığmaz. Çünkü: “Hakikat-ı mutlaka, mukayyed enzar ile ihata edilmez.”

Akıl henüz kendini anlamaktan, ruhunu bilmekten âcizdir. Akıl nedir; nasıl çalışır? Duyu organlarıyla edindiği bilgileri nasıl yoğurur? Hâfızadan nasıl yardım alır? Elde ettiği neticeleri hâfızaya ne ile gönderir? Bu ve benzeri nice sorulara insanoğlu cevap bulmuş değil. Aslında aklın kendi mahiyetini bilmemesi insan için büyük bir irşat kapısı, büyük bir hidayet vesilesidir.

Üstad Hazretleri şöyle buyurur;

“Cenâb-ı Hakka mevcud-u meçhul ünvanıyla bakarsan marufiyet şuaları bir derece tebarüz eder”

Marifet, Allah’ı tanıma demektir. O’nun zâtının bilinemeyeceğini bilmek de marifet içine girer. Bu hakikatin, mahlûkatta en yakın misâli kendi ruhumuzdur. Mevcut ama meçhul; var fakat mahiyeti bilinmiyor. Görmemiz, işitmemiz, konuşmamız, yürümemiz, kanımızın dolaşımı, hücrelerimizin faaliyeti hep o ruhtan haber veriyorlar, ama aklımız onun mahiyetini kavrayamıyor.

İnsanın kendi aklının mahiyetini tam olarak bilememesi, "böyle bir âletin öncülüğüne fazla güvenilmez" diye bir ikaz işaretidir. Hiçbir akıl kendi mahiyetini bilemez ve yine hiçbir akıl kendi varlığından şüphe etmez. Bu, ilâhi hikmetin bir şifresidir. Bu şifreyi çözebilen insan, ne bu âlemin bir sahibi olduğundan şüphe eder, ne de O'nun kutsî zâtını anlamaya zorlanır. Her biri değişik özeliklere sahip ve farklı işler gören organlarımızı; mesela gözümüzü, kulağımızı, kalbimizi, ciğerimizi bir an için şuurlu farz edelim ve onlara; "Ruhu nasıl bilirsiniz?" diye soralım

Bu organlardan, şuurunu yerinde kullananlar diyeceklerdir ki, o hepimizi idare eden ve hiçbirimize benzemeyen bir başka varlıktır. Onun hakkında ne konuşsak abes olur. Onu neye benzetsek hata yaparız. İkisi de mahlûk oldukları halde, bedenin organları ruhu anlayamıyor. O halde, bir mahlûk olan akıl, kendi hâlıkının kutsî mahiyetini nasıl anlayabilir? O'nun mukaddes zâtını nasıl kavrayabilir?

Mahlûk ve sınırlı olan insan aklı, bütün sıfatları sonsuz kemalde bulunan Allah'ın zatını elbette idrak edemez. Çünkü akıl neyi anlarsa, hâfıza neyi alırsa, hayal neye ulaşırsa, bütün bunlar tıpkı, gözün gördüğü, kulağın işittiği, dilin tattığı varlıklar gibi birer mahlûk olurlar. Bu aletlerin hepsi yaratılmıştır ve bu terazilerin tartabildikleri de ancak mahlûk olabilir, hâlık olamaz.

Akıl mahlûk olduğu gibi, onun düşündükleri de mahlûktur. İnsan, Allah'ın zatı hakkında her ne düşünse, mahlûkattan elde ettiği bilgilerle ve gördükleriyle düşünecek ve mutlaka hataya düşecek, yanlış karar verecektir.

Allah'ı, kendi aklının sınırlı kalıplarıyla değil, O’nun kelamı olan Kur’ân ile bilen insan, hakikate ermiştir.

Beşer aklının bu vadide konuşacağı sözler çok sınırlıdır. Allah'ın zatı gibi, sıfatları, fiilleri, isimleri, kullarından istekleri, emir ve yasakları hakkında da bu zayıf aklın kendi gücüyle bize söyleyeceği fazla bir şey yoktur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...