Block title
Block content

Üstad'ın Risale-i Nurlarda tefekkür üzerinde çok durmasının nedenleri neler olabilir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ı tanımanın en sağlam ve güzel yolu, eserden müessire doğru gitmektir. Yani eserlerinden hareket ederek eser sahibini tanımaktır. Bu yüzden kâinat ve içindeki sanatlar hepsi birer penceredir. Bu pencerelere iman gözü ile bakılırsa marifet şuaları parıldar. Her bir eser üstünde Allah’ın isim ve sıfatları tecelli eder, insan bu tecellileri takip ederek kaynağı olan Allah’a ulaşır. Bu tecelliler içinde Allah’ın bin bir ismi tecelli eder. Her meslek ve meşrep sahibi bu isimlerden birisini esas alır ve o ismin gözlüğü ile kainata ve eserlere bakar. O isme yapışır ve o ismin tecelli ipi ile Allah’a ulaşır.

İşte bu düşünce  silsilesinin tamamına tefekkür denilir.

Üstad Hazretleri bu gerçeğe şöyle işaret ediyor:

 وَاِنْمِنْشَىْءٍاِلاَّيُسَبِّحُبِحَمْدِهِ sırrınca, her şeyden Cenâb-ı Hakka karşı pencereler hükmünde çok vecihler var. Bütün mevcudatın hakaiki, bütün kâinatın hakikati, esmâ-i İlâhiyeye istinad eder. Her bir şeyin hakikati, bir isme veyahut çok esmâya istinad eder. Eşyadaki sıfatlar, san’atlar dahi, her biri birer isme dayanıyor. Hattâ, hakikî fenn-i hikmet Hakîm ismine ve hakikatli fenn-i tıp Şâfî  ismine ve fenn-i hendese Mukaddir ismine, ve hâkezâ, her bir fen bir isme dayandığı ve onda nihayet bulduğu gibi, bütün fünun ve kemâlât-ı beşeriye ve tabakat-ı kümmelîn-i insaniyenin hakikatleri esmâ-i İlâhiyeye istinad eder. Hattâ, muhakkıkîn-i evliyanın bir kısmı demişler: 'Hakikî hakaik-i eşya, esmâ-i İlâhiyedir.' Mahiyet-i eşya ise, o hakaikin gölgeleridir. Hattâ,birtek zîhayat şeyde, yalnız zâhir olarak yirmi kadar esmâ-i İlâhiyenin cilve-i nakşı görünebilir.”(1)

Risale-i Nurlarda, diğer delillerle beraber eserden müessire olan "Burhan-ı inni" yani "tümevarım" metodu daha ziyade kullanılmıştır.

Burhan-ı innî, eserden müessire, neticelerden sebeplere gidilerek yapılan bir istidlâldir.  Mesela, Selimiye’yi bütün yönleriyle inceliyor, ondaki sanata hayran kalıyor ve sonunda, “Böylesine muhteşem bir eserin mimarı, elbette büyük bir dâhi, eşsiz bir sanatkârdır.” hükmüne varıyorsunuz. Yani eserden müessire giderek bir istidlal yapmış oluyoruz ki Risale-i Nurlarda ağırlıklı bu delil tarzı kullanılıyor.

Bu zamanda materyalist felsefe insanların kalp ve gönül dünyasını ziyadesiyle yıpratıp yaraladığı için, onların bu yarasına uygun olarak eserden müessire metodu kullanılmıştır. Yani metodu ve hangi delilin ağırlıklı olması gerektiğini belirleyen ve şekillendiren husus, muhatabın manevi hastalığı ve manevi gereksinimleridir.

Maddeye tapma derecesine gelmiş bir toplumda, tümden gelim metodunu ağırlıklı kullanmak tesirsiz kalır. Ama maddeden hareketle maddenin yaratanına intikal etmek, bu toplum için en salim ve güzel yoldur. İşte tefekkürün esası bu zamanda bu minval üzere gidiyor.

Ayrıca tefekkür ayat-ı afaki ve ayat-ı enfüsi olmak üzere  iki ana hattan oluşur.

Ayat-ı Afakiye: İnsan dışında bulunan bütün kâinat ve kevniyattır. Güneş, ay, yıldızlar gezegenler, bağlar bahçeler, sular, toprak, hava, vs. hepsi Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden afaki delillerdir.

Kâinattaki bütün eşya hikmet ve inayet lisani ile bize Allah’ı tarif eder, onun kudsi isim ve sıfatlarını bize tanıttırır. Kur’an da tevhidin ispatı sadedinde  zikredilen ekser âyetler bu nevidendir. Risale-i Nurların ekser risaleleri hususen Âyetü'l-Kübra Risalesi bu kabilden delillerden bahseder.

Ayat-ı Enfüsiye: İnsanın iç âlemindeki delillerdir. Nasıl koca kâinat Allah’ın varlığına ve birliğine şahitlik ediyor ise, aynı şekilde küçük bir âlem ve kâinat olan insanın mahiyeti ve manevi cephesi de aynı şekilde Allah’ın varlığına ve birliğine şahittir.

Allah’ın varlığına ve birliğine kâinat makro delil iken insan mikro delildir. Tevhide kâinat azametli ve haşmetli bir levha iken, insanın iç alemi ise okunaklı ve kolay anlaşılır mütevazi bir levhadır.  Kâinat vahdani bir delil iken insan ehadi bir delildir.

İnsanın içindeki vicdan, ruh, kalp, duygular ve latifelerin hepsi Allah’a açılan birer pencereler hükmündedir. İnsan bu enfüsi pencereleri iman ve hidayetin nuru ile seyrederse Allah’ın marifet ve muhabbetine ulaşır. Risale-i Nur Külliyatı'nda  Mesnevi-i Nuriye bu hususta en belirgin kitaptır, diyebiliriz. 

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İçerik ve Külliyat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2790 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
'Bâzen bir saat tefekkür, bir sene ibadet hükmüne geçer.'' Hadis-i Şerif'ini de göz önüne alarak bu soruyu değerlendirelim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ihlasnur

1. Tefekkür
2. “Hâmisen: Mistar-ı kader üstünde kalem-i kudretiyle yazılan mektubat-ı Rabbaniyeyi mütalaa makamında, tefekkür ve istihsan vazifesine başladılar." (S: 124)
3. “Altıncısı: Zevilhayat olanların tezahürat-ı hayatiye denilen, Hâlıklarına tahiyyatları; ve rumuzat-ı hayatiye denilen, Sâni’lerine tesbihatları ve semerat ve gayat-ı hayatiye denilen, Vâhib-ül Hayat’a arz-ı ubudiyetlerini bilerek müşahede etmek, tefekkür ile görüp şehadetle göstermektir." (S: 128)
4. “Yani o koca semavatı, etrafında nöbettarlar dizilmiş, burçları tezyin edilmiş bir kal’a hükmünde, bir şehir suretinde gösterip haşmet-i rububiyetini tefekkür ettirsin." (S: 180)
5. “Hem zaman ve mekân cihetiyle pek geniş olan o bayramı; asırlara, senelere, mevsimlere hattâ günlere, kıt’alara taksim ederek herbir asrı, herbir seneyi, herbir mevsimi, hattâ bir cihette herbir günü, herbir kıt’ayı, birer taife ruhlu mahlukatına ve nebatî masnuatına birer resm-i geçit tarzında bir ulvî bayram yapmıştır ve bilhassa rûy-i zemin, hususan bahar ve yaz zamanında masnuat-ı sagirenin taifelerine öyle şaşaalı ve birbiri arkasında bayramlardır ki, tabakat-ı âliyede olan ruhaniyatı ve melaikeleri ve sekene-i semavatı seyre celbedecek bir cazibedarlık görünüyor ve ehl-i tefekkür için öyle şirin bir mütalaagâh oluyor ki, akıl tarifinden âcizdir." (S: 202)
6. “Diğeri: Gayet münevver, müzehher bir daire-i ubudiyet ve gayet vâsi’, câmi’ bir levha-i tefekkür ve istihsan ve teşekkür ve iman vardır ki, ikinci daire bütün kuvvetiyle birinci dairenin namına hareket eder." (S: 233)
7. “Meselâ sen âyât-ı İlahiyeyi tefekkür ediyorsun." (S: 275)
8. “Çünki hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür; tasdik-ı aklîden ve iz’an-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar." (S: 278)
9. “Hem tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür, nasılki tasdik ve iz’an değiller." (S: 278)
10. “Gel, bu azîm sarayın nakışlarına dikkat et ve bütün bu şehrin zînetlerine bak ve bütün bu memleketin tanzimatını gör ve bütün bu âlemin san’atlarını tefekkür et!" (S: 282)
11. “Belki şöyle bir insanın vazife-i asliyesi, nihayetsiz makasıda müteveccih vezaifini görüp, acz ve fakr ve kusurunu ubudiyet suretinde ilân etmek ve küllî nazarıyla mevcudatın tesbihatını müşahede ederek şehadet etmek ve nimetler içinde imdadat-ı Rahmaniyeyi görüp şükretmek ve masnuatta kudret-i Rabbaniyenin mu’cizatını temaşa ederek nazar-ı ibretle tefekkür etmektir." (S: 325)
12. “Coğrafyacı bir edibin o kelâmdan kısmeti: Küre-i zemin, bahr-ı muhit-i havaîde veya esîrîde yüzen bir sefine ve dağları, o sefinenin üstünde tesbit ve müvazene için çakılmış kazıklar ve direkler şeklinde tefekkür eder." (S: 392)
13. “san’atı ta’dad ettikten sonra aklı, onların hakaikına ve tafsiline sevkedip tefekkür ettirmek için $ der." (S: 418)
14. “O tarîkler içinde, kasır fehmimle Kur’andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır." (S: 476)
15. “Hem tefekkür dahi aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tarîktir ki, Hakîm ismine îsal eder." (S: 476)
16. “Şu acz, fakr, şefkat, tefekkür tarîkındaki dört hatvenin izahatı; hakikatın ilmine, şeriatın hakikatına, Kur’anın hikmetine dair olan yirmialtı aded Sözler’de geçmiştir." (S: 479)
17. “Madem bu nihayetsiz tezyinat, nihayetsiz bir vazife-i tefekkür ve ubudiyet ister." (S: 505)
18. “Hem şu kâinatın Sâni’i, şu kâinatı enva’-ı acaib ve zînetlerle süslendirmek suretinde yapması ve zîşuur mahlukatına seyr ü tenezzüh ve ibret ü tefekkür için ona idhal etmesi ve mukteza-yı hikmet olarak onlara o âsâr ve sanayiinin manalarını, kıymetlerini, ehl-i temaşa ve tefekküre bildirmek istemesine mukabil; en azamî bir surette cin ve inse, belki ruhanîlere ve melaikelere de Kur’an-ı Hakîm vasıtasıyla rehberlik eden, yine bilbedahe o zâttır." (S: 577)
19. “İşte masnuatı yaldızlayan mezaya ve mehasine ve mevcudatı ışıklandıran letaif ve kemalâta karşı: "Sübhanallah, Mâşâallah, Allahü Ekber" diyerek semavatı çınlattıran ve Kur’anın nağamatıyla kâinatı velveleye verdiren, istihsan ve takdir ile, tefekkür ve teşhir ile, zikir ve tevhid ile, berr ve bahri cezbeye getiren yine bilmüşahede o zâttır." (S: 578)
20. “Bir zaman ehadiyete dair bir tefekkürde bulunduğum zaman, odamın yanındaki çınar ağacının meyvelerine baktım: Arabiyy-ül ibare bir silsile-i tefekkür kalbe geldi." (S: 612)
21. “Şu tefekkür neticesi gösteriyor ki: Beşerin muhakemesi ve saadet-i ebediye kazanması için lüzum olsa bütün kâinat tahrib edilir ve tahrib ve tebdil edecek bir kudret görünüyor ve vardır." (S: 614)
22. “O muhabbetin bir leziz tefekkür olduğu halde, hüsün-perest, cemal-perest zevkinin nazarını daha yüksek, daha mukaddes ve binler defa daha güzel cemal mertebelerinin definelerine yol açar, baktırır." (S: 645)
23. “Tedkik dahi tefekkür, yani ger harfî nazarla, hem san’at noktasında "ne güzeldir" yerine "ne güzel yapmış Sani’, nasıl yapmış o mâhi” (S: 723)
24. “O seyrangâhlarda zihnen meşguliyet ve dakik bir tefekkür ve daimî bir huzur halindedir." (S: 762)
25. “Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua lâyıktır ki; eğer Muhbir-i Sadık’tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder." (M: 440)
26. “BİRİNCİ NÜKTE: Kur’anda, "Kur’an" kelimesinin çok sırlarından bir sırrını, altmışdokuz âyât-ı azîmede latif ve manidar sahifeler arkasında birbirine tevafukla baktıklarını ve o âyât-ı azîmenin manen birbirinin hakikatını teyid ettiklerini göstermek ve tilavet-i Kur’an sevabını ve zikir faziletini ve tefekkür ubudiyetini birden kazanmak isteyenlere, evrad nev’inden gayet güzel bir hizb-i Kur’anî olarak yazılmıştır." (M: 513)
27. “Fakat hakikat ve ilimden ziyade, zikir ve tefekkür ile münasebetdar olduğundan şimdilik te’hir edildi." (L: 27)
28. “gibi âyetler ile emrettiği tefekkür mesleğine teşvik ettiği ve $ hadîs-i şerifi bazan bir saat tefekkür bir sene ibadet hükmünde olduğunu beyan edip, tefekküre azîm teşvikat yaptığı cihetle, ben de bu onüç seneden beri meslek-i tefekkürde akıl ve kalbime tezahür eden büyük nurları ve uzun hakikatları kendime muhafaza etmek için işarat nev’inden bazı kelimatı o envara delalet etmek için değil, belki vücudlarına işaret ve tefekkürü teshil ve intizamı muhafaza için vaz’ettim." (L: 284)
29. “Çünki bütün o tefekkürat, âyât-ı Kur’aniyenin lemaatı olduğundan; âyâtın bir hassası olan usandırmamak ve halâvetini muhafaza etmek hassasının bir cilvesi, o tefekkür âyinesinde temessül etmiştir." (L: 285)
30. “Ve bu tefekkür içinde, şeytanın gayet zaîf desiselerine karşı Kur’anın büyük tahşidatı ve melaikeleri ve Cenab-ı Hakk’ın yardımını ehl-i imana göndermesi hatıra geldi." (Ş: 258)
31. “Mahkemeye tarihsiz ibraz ettiği bir müdafaasında neticeten: Kendisinin ve şakirdlerinin siyasetle iştigal etmediklerini, tecavüz olarak gösterilen yazıların mahrem olduklarını, vicdan ve tefekkür hürriyeti mevcud olduğunu, bunların bazı kanunları tenkid mahiyetinde de görünse suç teşkil etmeyeceğini, ele alınan birçok risalelerin eskiden yazılmış olduğunu, bilirkişi tedkikatından geçerek zararsız bulunduklarının tesbit olunduğunu, evvelce de Eskişehir Mahkemesinde bunlardan dolayı mahkûmiyet kararı verildiği gibi, Denizli mahkemesinde de beraet ettiklerini, artık bir daha aynı suçtan dolayı mahkeme edilmelerinin doğru olmadığını kendisinin ve gerekse Nur şakirdlerinin şimdiye kadar asayişi bozacak hareketlerde bulunmadıklarını, Beşinci Şua’da isim tasrih etmemesine ve maksadının sadece ihbardan ibaret olmasına göre bunların da bir suç teşkil etmeyeceğini ileri sürerek savunmuştur." (Ş: 445)
32. “Evet Risale-i Nur’un mayası ve meşrebi tefekkür ve şefkat olduğu cihetle, Hazret-i İbrahim’in" (Ş: 723)
33. "(A.S.) hususî meşrebi olan tefekkür ve şefkat noktasında tam tevafuk etmek sırrıyla şu surede daha ziyade Risale-i Nur’u kucağına alıyor." (Ş: 724)
34. “ve onların o hareketlerini, ibret ve hayretle tefekkür eder." (İ: 29)
35. “Evet bir işte mütehayyir kalan veya birşeye dalarak tefekkür eden adam velev zihnen olsun, ister ki; birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın." (İ: 145)
36. “O temsilâtı nur-u iman ile tefekkür edenin nur-u imanı inkişaf eder, kuvvet bulur." (İ: 163)
37. “İkinci levha ise: Tefekkür ve istihsandır." (Ms: 31)
38. “Tefekkür, teşekkür, istihsan levhası da bütün işaretleriyle hüsn-ü san’at ve nimet levhasına bakıyor." (Ms: 32)
39. “Tefekkür, gafleti izale eder." (Ms: 147)
40. “Lâkin nefsinde, bâtınında, hususî ahvalinde tefekkür ettiğin zaman derinden derine tafsilât ile tedkikat yap." (Ms: 147)
41. “Hem de âfâkî tefekkür, dipsiz denize benziyor, sahili yoktur." (Ms: 147)
42. “Sonra âyâta tefekkür ile taate devam eyle ki, şek ve gaflet perdeleri yırtılsın." (Ms: 148)
43. “Sath-ı âlemde kurulan şu sergi-yi İlahîde teşhir edilen tezyinata, kemalâta, güzel manzaralara ve rububiyetin haşmetiyle uluhiyetin azametine bir müşahid, bir mütenezzih, bir mütehayyir, bir mütefekkir lâzımdır ki, o güzellikleri görsün; o manzaralar arasında tenezzüh etsin; o hârika nakışlara, zînetlere tefekkür ile hayran olsun." (Ms: 189)
44. “Evet maşukun hüsnü, âşıkın nazarını istilzam ettiği gibi, Nakkaş-ı Ezelî’nin rububiyeti de insanın nazarını iktiza eder ki, hayret ve tefekkür ile takdir ve tahsinlerde bulunsun." (Ms: 189)
45. Tefekkür ve irşad için bir lütuf, bir teshilattır." (Ms: 216)
46. “Fakat hizmet, sa’y, tefekkür zamanlarında nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi dalalettir." (Ms: 238)
47. “Amma nefsini unutan ehl-i kemal sa’y, tefekkür, sülûk" (Ms: 238)
48. “Sâbıkan zikredildiği gibi, bu muazzam mecmuada hem zikir, hem iman, hem tefekkür, hem ilmi bir arada bulmak daima mümkündür." (Ms: 262)
49. “Levhanın ikincisi de; nihayet vüs’at içinde bir tefekkür ve istihsan levhasıdır ve gayet cem’iyetli bir iman ve teşekkür sahifesidir." (BMs: 48)
50. “Hem tâ az bir dikkat ile göresin ki; teşekkür ve tefekkür, istihsan ve iman levhası da bütün manaları ve işaretleriyle san’at ve nimet levhasına bakıyor." (BMs: 48)
51. “Halbuki kuvve-i hâfıza ise, yukarda zikredildiği gibi, gayr-ı mahdud nukuş-u muntazama o kuvveciğin hardelesinde yazılması gibi san’atlar, yalnız telafif-i zihniye vaziyetinin sebebiyetinden hasıl oluyor ve tefekkür ve tekellümde ise, zihnî suretlerin ve huruf teşkilatının sebebiyetine bakılırsa, yalnız zihnin hareketi ve kar’-ül lüha ile tabir edilen, yani zihnî hareket esnasında küçük bir et parçasından ibaret olan bir dilciğin temas ve vuruşlarıyla vücuda geliyorlar." (BMs: 91)
52. “Geliniz bu nezahetli manzaralara bakınız ve fıtratınızda mevcud bulunan istidadınızdaki hayret, tenezzüh, takdir, tenevvür ve tefekkür gibi herşeyinizi alıp geliniz ve hazırlanınız ve iyi temaşa edip tam istifade ediniz!" (BMs: 237)
53. “Sen Cenab-ı Hakk’ın masnuatında tefekkür ettiğin zaman, kendini bir Japon veyahut Cezair-i Bahr-i Muhit’ten birisi farzeden bir Osmanlı Müslüman gibi tefekkür et ki; o adam, kendini oralarda farzederek sonra Osmanlılara ve onların içtimaî ve siyasî ahvallerine bakar, kendi kendine hükümler çıkarır." (BMs: 249)
54. “Fakat sakın ha sakın, masnuat-ı İlahiyeyi tefekküründe, âlem-i İslâmın ahvalini düşünen Avrupalı bir ecnebi gibi tefekkür etme!" (BMs: 249)
55. “Neam, öyle bir tefekkür yap ki, güya sen başka bir âlemden bu âlemimize gelmişsin de, hiç bir şeye karşı ülfet perdesi seni taaccüb ve istihsandan alıkoymuyor." (BMs: 249)
56. “Halbuki o miskin tefekkür edip düşünebilse idi ki; bu gemiyi böylece san’atkârane icad edip yapan bir akla, elbette onu tahrik edip yürütmek de zor gelmez." (BMs: 256)
57. “Şu halde insan, sureten geniş olan daire-i cismaniyede iken, eşyayı tefekkür ederse, dürbünün ters yüzüyle bakan adam gibi, eşyayı ma’kuse görecektir." (BMs: 281)
58. “Tefekkür, bârid ve camid gafleti eriten bir nur olduğu gibi, dikkat dahi karanlıklı ve kuru evhamları yakan bir ateştir." (BMs: 295)
59. “Fakat sen kendi nefsinde ve vücudunda ve içinde tefekkür ettiğin zaman, derinliklere nüfuz eden Bâtın ism-i şerifinin muktezasıyla inceden inceye ve yavaş yavaş ve içine dalarak" (BMs: 295)
60. “Hem de âyâtı tefekkür ve taatlere mülazemet ile müdavat yapmak lâzımdır." (BMs: 298)
61. “tefekkür edenleri ve gayet yüksek ses ile $ diye nida eden onun ittikanlı süslü olan intizamında hayretkârane teemmül edenleri görmez, bilmez, kör bir kuvvet tevehhüm etmişsin." (BMs: 331)
62. “Hem herbir şey, hadsiz zevil-ukûl arasında müşterek bir tefekkür hedefi oluyor, öyle ise o şeyde aslâ abesiyet düşünülemez." (BMs: 343)
63. “Eğer desen: Kâinat kitabının hangi âyetleridir ki, insandan başka böyle kâinat kitabının âyetlerinden ibret almakla, onlarda hayrete dalarak tefekkür ve tesbih eden taifelerin vücuduna delalet etsin." (BMs: 344)
64. “Şunun gibi güzel bir tezyinat ve ulvî kemalât ve latif manzaralar için ve bu haşmet-i rububiyet ve saltanat-ı uluhiyet için, elbette onu temaşa edecek müşahidlerin ve onunla seyr ve tenezzüh edeceklerin ve onlarda hayrete dalacak olanların ve onun etrafına ve mehasinine bakıp tefekkür ederek sâni’ ve mâliklerinin celaletine ve iktidar-ı kemaline intikal edecek olanların bulunmaları bizzarure lâzımdır." (BMs: 377)
65. “Hem kâinatın şu göz önündeki tezyinat, mehasin ve nukuş ile süslendirilip tezyin edilmesi, bilbedahe hayret ve takdir ile tefekkür ve istihsan edicilerin nazarlarını istilzam eder." (BMs: 412)
66. “Ve bu sırdandır ki, insanın tefavüt-ü meratibi şayan-ı tefekkür olmuştur." (BMs: 424)
67. “Hem tefekkür ile teftiş edip ve ibretle nezaret etmektir." (BMs: 452)
68. "Ve keza insan, saltanat-ı rububiyetin kemalâtının mehasinine nâzırlığı ve esma-i kudsiyenin cilvelerinin bedayiine dellâllığı ve hazain-i rahmetin müddeharatını kuvve-i zaikasıyla tadarak anlamaklığı ve kâinatta mütecelli olan esmanın hazinelerindeki cevherleri kendi ölçücükleriyle ölçerek bilmekliği ve kalem-i kudretin mektubatını mütalaa ederek tefekkür etmekliği; hem kâinat mezahirinde ve aynalarında Cenab-ı Kebir-i Kâmil’in kibriya, kemal ve celalini izhar için onun letaif-i nimetini görerek hamd ü şükür ile iştiyak göstermekliği, hem Rahman-ı Rahîm, Kerim ve Vedud olan Rabb-ül Âlemîn’in kâinat sarayında rahmet ve servetinin vüs’atini takdir ile göstermeye ve letaif-i san’atını istihsan içinde teşhir etmeye ve saltanat-ı rububiyetini" (BMs: 453)
69. “Sonra kalem-i kudretin mektubatını mütalaa etmek makamında istihsan ve tefekkür vazifesine girdiler." (BMs: 502)
70. “Amma nefsini tezkiye etmiş hâdî olan zât ise, iş ve çalışma esnasında ve harekete geçiş anında yahut tefekkür etmek zamanında herşeyden önce kendi nefsini düşünür, âdeta bütün amel ve tefekkür için onun nefsi bir vâhid-i kıyasî ve bir mebde-i merkezî imiş gibi düşünür." (BMs: 535)
71. “İşte bunların herbirisinin şu lisanı, onlara bakıp tefekkür edenler için on aded nağamat-ı mütenevvia içinde Hâlıklarını medh ü sena ettiklerini fehmetmesi lâzımdır." (BMs: 595)
72. “Tarîk-ı Nakşî hakkındaki fıkraya mukabil "tarîk-ı acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür"ün hesabına tulû’ eden fıkra da pek çok kıymetli bir cevherdir." (B: 33)
73. “İnsanı, fakat o insanı tahayyür ve tefekkür sahrasında mest-i lâya’kıl bırakmaz da ne yapar?" (B: 98)
74. “ki; acz, fakr, şefkat, tefekkür tarîkıdır." (B: 135)
75. “Çünki Risale-i Nur’la tezahür eden kuvvet ü kudret, zekâvet, esrar u envarı düşündükçe, tefekkür ettikçe kendimden geçip, bîhuş kalıyorum." (B: 234)
76. “Bu nurlu tefekkür, bana büyük bir ümid bahşetti." (B: 244)
77. “Siz onların mütalaasını, kıymetdar bir ibadet olan tefekkür nev’inde telakki ediniz." (B: 250)
78. “Yani: Semavat zemine gıbta eder ki; zeminde hâlisen-lillah sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar; kendi Sâni’-i Zülcelalinin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü eser-i san’atını birbirine göstererek Sâni’lerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler." (B: 260)
79. Bir saatı bir sene ibadet hükmüne geçecek tefekkür: Evet Nurlarla istifade, böyle saatler, zannederim hepimizin meşhudu olmuştur." (B: 296)
80. “Sözler’deki hakaikı tefekkür, aynen Kur’an’ın künuzunu manen taharridir ki; Fettah ismi imdada yetişerek, öyle muhayyir-il ukûl kapılar açıyor ki, zevkine nihayet bulunmuyor." (B: 296)
81. “Onikinci Nota: Bütün müslümanlara, muhtelif tarîkatlarda sülûk ile kazanılacak neticeye, acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür tarîkında Besmele olacak bir ders verdiğini..." (B: 299)
82. “Hem ibadet, hem ilim, hem marifet, hem tefekkür, hem kıraat-ı Kur’an manaları risalelerin istinsah ve mütalaalarında vardır itikadındayız." (B: 332)
83. “Ben o kadar muhtaç iken ve nazmı severken, bu iki nimet bana verilmedi, diye teşekki değil, tefekkür ediyordum." (B: 334)
84. “Bir saat tefekkür, bir sene ibadet-i nafile hükmünde..." (K: 10)
85. “Hem dört vecihle dört nevi ibadet-i makbule hükmünde bulunan kitabetinde hem imanını kuvvetlendirmek, hem başkalarının imanlarını tehlikeden kurtarmasına çalışmak, hem hadîsin hükmüyle, bir saat tefekkür bazan bir sene kadar bir ibadet hükmüne geçen tefekkür-ü imanîyi elde etmek ve ettirmek, hem hüsn-ü hattı olmayan ve vaziyeti çok ağır bulunan üstadına yardım etmekle hasenatına iştirak etmek gibi çok faideleri elde edebilir." (K: 24)
86. “Ben namaz tesbihatının âhirinde, otuzüç defa kelime-i tevhidi zikrederken, birden kalbime geldi ki: Hadîs-i şerifte "Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadet hükmüne geçer" Risale-i Nur’da o saat var; çalış, o saati bul, ihtar edildi." (K: 31)
87. “böyle maceralı şeyleri tefekkür etmemek için kerametkârane gaybî bir tokat olduğunu anladım." (K: 64)
88. “Yirmiüç sene evvel, Eski Said Yeni Said’e inkılab ettiği zaman, tefekkür mesleğinde gittiği için $ sırrını aradım." (K: 228)
89. "Âyet-ül Kübra Ramazan’da zuhur ettiği gibi; zannımca Ramazan’da da matbaadan çıktığını, Isparta’ya geldiğini ve Ramazan’da serbestiyetle okunması ve câmilere okutmak için girmesi gibi, bu Ramazan-ı Şerif’te Âyet-ül Kübra’dan çıkan ve bir saat tefekkür bir sene ibadet manasını taşıyan Hizb-i Nuriye Âyet-ül Kübra’dan çıktığı misillü, bizim tesbihatımızda otuzüç defa" (E: 59)
90. “Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlı olur.” (E: 104)
91. “Zira tefekkür ve ilhamıma nihayetsiz bir ufuk açılıyor..." (St: 268)
92. “Kalbinin feryadını ve ruhunun münacatını dinlemek için mağaralara kapandığı günlerde bile, ibadet ve taattan, tefekkür ve murakabelerden feyiz ve huzur almanın zevkine ermiş olan bir "Ârif-i Billah" idi." (T: 12)
93. “Üstadın Fikrî Cebhesi: Malûm ya; her mütefekkirin kendine mahsus bir tefekkür sistemi, fikrî hayatında takib ettiği bir gayesi ve bütün gönlü ile bağlandığı bir ideali vardır." (T: 17)
94. “Ve onun tefekkür sisteminden, gaye ve idealinden bahsetmek için uzun mukaddemeler serdedilir." (T: 17)
95. “Fakat Bediüzzaman’ın tefekkür sistemi, gaye ve ideali, uzun mukaddemelerle filan yorulmaksızın bir cümle ile hülâsa edilebilir:" (T: 17)
96. “Binaenaleyh bu asîl gayeyi istihdaf eden herhangi mutasavvıf bir kardeşimizin, Risale-i Nur Külliyatını seve seve okumasına hiçbir mani’ kalmadığı gibi, bilakis Risale-i Nur tasavvuftaki "murakabe" dairesini, Kur’an-ı Kerim yolu ile genişleterek, ona bir de tefekkür vazifesini en mühim bir vird olarak ilâve etmiştir." (T: 19)
97. “Evet insanın gözüne gönlüne bambaşka ufuklar açan bu "Tefekkür" sebebiyle sadece kalbinin murakabesi ile meşgul olan bir sâlik, kalbi ve bütün letaifi ile birlikte zerrelerden kürelere kadar bütün kâinatı azamet ve ihtişamı ile seyr ü temaşa, murakabe ve müşahede ederek, Cenab-ı Hakk’ın o âlemlerde binbir şekilde tecelli etmekte olan esma-i hüsnasını, sıfât-ı ulyasını kemal-i vecd ile görerek, artık sonsuz bir mabedde olduğunu aynelyakîn, ilmelyakîn ve hakkalyakîn derecesinde hisseder." (T: 19)
98. “Serapa ilim ve tefekkür üzerine gitmektedir." (T: 28)
99. “Avrupa ve Amerika’dan getirilen ve hakikatta yine İslâm’ın malı olan fen ve san’atı, nur-u tevhid içinde yoğurarak, Kur’anın bahsettiği tefekkür ve mana-yı harfî nazarıyla, yani onun san’atkârı ve ustası namıyla onlara bakmalı ve "saadet-i ebediye ve sermediyeyi gösteren hakaik-i imaniye ve Kur’aniye mecmuası olan Nurlara doğru ileri, arş!” (T: 158)
100. “gibi eazım-ı evliyanın münacat ve hizblerini ve salavat-ı Nuriyeleri ve bilhassa Risale-i Nur’un menbaı olan "Hizb-ün Nuriye"yi ve âyât-ı Kur’aniyenin lemaatı olan ve bir silsile-i tefekkür bulunan ve Yirmidokuzuncu Lem’ada cem’edilen hizb ve münacatları okur, bunları tamam edince de yine Risale-i Nur’la meşgul olurdu." (T: 168)
101. “Said Nursî, bahar mevsiminde menzilinin önündeki muhteşem çınar ağacının dalları arasındaki kulübeciğe çıkar, vazifesini orada îfa eder; Risale-i Nur’un hakikatlarını, menba’ ve maden-i hakikîsi olan mele-i a’lâda tefeyyüz ve temaşa ve tefekkür ederdi." (T: 168)
102. “Üstadın, gerek $ sırrına mazhar olan bu çınar ağacı ve gerekse Çam Dağlarındaki o çok ünsiyet ettiği ağaçların ve dağların başındaki tefekkür ve hissiyatını ifade edebilmek acaba mümkün müdür?" (T: 168)
103. "Bazan yüksek dağ başlarında, büyük kayalıklar arasında gezer, yalnız başına sessiz dolaşır; bazan bağ ve bahçeleri, nebatat ve hayvanatı temaşa ve tefekkür edip; sonra dönüp, şehre inip, en büyük siyasî içtimalarda, gayet belîğ ve makulane hitabeler, ahlâkî, edebî nutuklar" (T: 456)
104. “Bir yandan Âlem-i İslâm ve insaniyete uzanan küllî hizmet-i imaniye ile meşgul, bir yandan inziva hayatı geçirerek kalem-i kudretin mektubatı olan fıtratın antika eserlerini, san’at-ı İlahiyenin mu’cizelerini temaşa ve tefekkür ile kitab-ı kâinatı mütalaa eder ve böylece her gün bu müteaddid ulvî vazifeleri yaparak marifet-i İlahiye ve huzurun nihayetsiz ezvak ve envarında terakki eder." (T: 458)
105. “İlim ve tefekkür ile kazanılan marifet-i İlahiyenin, ruh için kâinat vüs’atinde bir genişlik temin ettiğini ve $ herbir şeyde Sâni’-i Vâhid’e işaretler, delil ve âyetler bulunduğunu ifade eder; $ sırrına göre hareket ederdi." (T: 460)
106. “Bunun için, başta Hazret-i Üstadımız Bediüzzaman ve onun hakikî ve ihlaslı talebeleri olmaya lâyık sizlerden dua istirham ediyoruz ki, Risale-i Nur’un mecmualarını bir an evvel temin edelim, arayalım, bulalım, dikkat, tefekkür ve ihlasla okuyalım." (T: 623)
107. “tefsirlerinden ibaret bulunmasına, İslâm dininin ve bu dinin emir ve nasihatlerini ihtiva eylemesine ve Anayasa’nın 70’inci maddesine göre: Şahsî masuniyet, vicdan, tefekkür, söz ve neşir hak ve hürriyeti Türklerin tabiî haklarından olduğu.." (T: 656)
108. “Zira tefekkür ve ilhamıma nihayetsiz bir ufuk açılıyor… Cihan, muhteşem bir Nur mabedini andırıyor… Civarımdaki herşey, heryer, derin vecd ve istiğraklarla gaşyolmuş bir halde… Her zerrede $ sırr-ı Sübhanîsi tecelli ediyor…" (T: 726)
109. “Hattâ hiçbir cihetten mümkinata benzemeyen Vâcib-ül Vücud’u tefekkür etse; yine kuvve-i vâhimesi şu vehm-i seyyii düstur ve dürbün yapmak istiyor." (Mu: 128)
110. “İyi tefekkür et!" (Mu: 141)
111. “Bahusus Birinci Mukaddeme’de iyi tefekkür et!.." (Mu: 161)
112. “İnsandaki şu tarz-ı zenginlik gösteriyor ki; insanın vazife-i asliyesi: Aczini ve fakrını ve kusurunu derkederek ubudiyetle ilân etmek ve hacatının celbi için dua etmek ve mevcudatın tesbihatını görüp müşahede ederek şehadet etmek ve nimetleri görüp tefekkür içinde şükretmek ve ibret içinde bakmaktır." (Ni: 60)
113. “Râbian: Kalem-i kudretin mektubatını mütalaa ile tefekkür etmektir." (Ni: 63)
114. “Hâmisen: Mistar-ı kader üstünde kalem-i kudret ile yazılan mektubat-ı Rabbaniyeyi mütalaa makamında tefekkür ve istihsan vazifesine başladılar." (Ni: 75)
115. “Meselâ: Sen, âyât-ı İlahiyeyi tefekkür ediyorsun." (Ni: 155)
116. “Halbuki tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür; tasdik-i aklîden, iz’an-ı kalbîden ayrıdırlar," (Ni: 158)
117. “Tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür, şübhe ve tereddüd değildirler." (Ni: 159)
118. “Neden insan sergüzeşt-i hayatında, hâdisat-ı âlemden tahattur ve tefekkür etmiyor ki, istikamet yolunu bulsun." (H: 26)
119. “Neden tefekkür ve tedebbür ve aklen muhakeme etmiyorlar, dalalete düşüyorlar." (H: 26)
120. “Altıncısı: Risale-i Nur kuvvetli ve kudsî ve imanî bir tefekkür semeresi olup, bütün mevcudatın lisan-ı hal ve kal suretinde tercümanlığını yapar." (G: 242)
121. Tefekkürat
122. “Çünki bütün o tefekkürat, âyât-ı Kur’aniyenin lemaatı olduğundan; âyâtın bir hassası olan usandırmamak ve halâvetini muhafaza etmek hassasının bir cilvesi, o tefekkür âyinesinde temessül etmiştir." (L: 285)
123. “Âhir-i ömür muayyen olmadığı için, bu hapisteki mahkûmiyetim ve vaziyetim ölümden daha beter bir şekil aldığından, âhir-i hayatı beklemiyerek, kardeşlerimin ısrar ve ilhahları ile, tağyir etmeyerek, o silsile-i tefekkürat "yedi bab" üstünde yazıldı." (L: 285)
124. “İşte bunlar gibi vücuh-u ibadat ve tefekkürat ile insan hakikî insan olur." (Ni: 64)
125. Tefekküratım
126. “Benim hususî tefekküratım o neviden olduğu cihetle bana ihtar edildi, ben de yazdım." (K: 105)
127. Tefekküratın
128. “Bu âhirde gördüm ki: Risale-i Nur’un eczalarındaki kuvvetli ukde-i hayatiye ve parlak nurlar, o silsile-i tefekküratın lem’alarıdır." (L: 285)
129. Tefekküratla
130. “İşte bu çeşit ibadat ve tefekküratla hakikî insan olur, ahsen-i takvimde olduğunu gösterir." (S: 330)
131. Tefekkürattan
132. “gelen bazı hoş tefekkürattan bahsetmiştim." (B: 154)
133. Tefekkürce
134. “Yani semavatın hilkati birinci ise de, tefekkürce rütbesi ikincidir; Arz’ın hilkati ikinci ise de, tefekkürü birincidir." (İ: 188)
135. Tefekkürde
136. “Meselâ: Sen namazda, münacatta, Kâ’be karşısında, huzur-u İlahîde iken, âyâtı tefekkürde olduğun" (S: 275)
137. “Ehl-i aşkta Vedud ismi ve ehl-i tefekkürde Hakîm ismi daha ziyade hâkimdir." (S: 334)
138. “Bir zaman ehadiyete dair bir tefekkürde bulunduğum zaman, odamın yanındaki çınar ağacının meyvelerine baktım: Arabiyy-ül ibare bir silsile-i tefekkür kalbe geldi." (S: 612)
139. “gibi âyetler ile emrettiği tefekkür mesleğine teşvik ettiği ve $ hadîs-i şerifi bazan bir saat tefekkür bir sene ibadet hükmünde olduğunu beyan edip, tefekküre azîm teşvikat yaptığı cihetle, ben de bu onüç seneden beri meslek-i tefekkürde akıl ve kalbime tezahür eden büyük nurları ve uzun hakikatları kendime muhafaza etmek için işarat nev’inden bazı kelimatı o envara delalet etmek için değil, belki vücudlarına işaret ve tefekkürü teshil ve intizamı muhafaza için vaz’ettim." (L: 284)
140. “Gayet muhtelif Arabî ibarelerle kendi kendime o tefekkürde gittiğim zaman o kelimatı lisanen zikrediyordum." (L: 284)
141. “Binaenaleyh meselâ bedenin hüceyratındaki nizamlı, intizamlı teşekkülâtı, ekmek yemesine; ve kuvve-i hâfızada yazılan gayr-ı mahdud muntazam nakışları, kulaktaki ve baştaki telafife; ve konuşmakta, tefekkürde, harflerin teşekkülâtına ve suver-i zihniyenin husulüne, lisan ve zihnin hareketleri gibi esbaba isnadları ahmakçasına bir hükümdür." (Ms: 58)
142. “Meselâ: Sen namazda, Kâ’be karşısında, huzur-u İlahîde âyâtı tefekkürde olduğun bir halde, şu tedai-i efkâr seni tutup en uzak malayaniyat-ı rezileye sevkeder." (Ms: 96)
143. “Nefsî tefekkürde tafsilâtlı, âfâkî tefekkürde ise icmalî yaparsan, vahdete takarrüb edersin." (Ms: 147)
144. “Hele bilhassa nisyan-ı nefis, eğer işde, muamelede, hizmette, çalışmakta ve tefekkürde olursa dalalettir." (BMs: 534)
145. “(Haşiye): O tefekkürde bir günlük işi bir dakikada yapmış." (B: 45)
146. “Bu hal karşısında hayretle tefekkürde iken "Bismillah" ismini alan Birinci" (B: 242)
147. Tefekkürdeki
148. “Acz ve fakrdaki lezzet, şefkat ve tefekkürdeki ulviyet; hakikaten hiçbir şeyle kabil-i kıyas değilmiş." (B: 52)
149. Tefekkürden
150. “Hem şu fıkra-i Arabiye, "Allahü Ekber" zikrinde otuzüç mertebe-i tefekkürden bir mertebeye işarettir." (S: 474)
151. “Ezcümle: Kur’an’da kasem ile temeyyüz etmiş olan ecram-ı ulviye ve süfliyeyi tefekkürden gaflet edenleri daima ikaz ederler." (Mu: 14)
152. Tefekkürdür
153. “Sonra kalem-i kudretin mektubatı hükmünde olan mevcudat sahifelerini, arz ve sema yapraklarını mütalaa edip hayretkârane tefekkürdür." (S: 329)
154. “İşte bu muhabbet bu surette olsa, hem lezzetlidir, hem ibadettir ve hem tefekkürdür." (S: 645)
155. “Meselâ: Lezzet ve sürur ve memnuniyetin bizce malûm manaları, şuunat-ı mukaddeseyi ifade edemiyor; fakat birer ünvan-ı mülahazadır, birer mirsad-ı tefekkürdür." (M: 290)
156. “Şu tabir, bir mirsad-ı tefekkürdür, gayet uzaktan uzağa bu hakikata bir işarettir." (M: 305)
157. “Belki o muhavereler; birer ünvan-ı mülahazadır, birer mirsad-ı tefekkürdür ve ulvî ve derin hakaika birer işarettir ve imanın bir kısım hakaikına birer ihtardır ve kabil-i tabir olmayan bazı manalara birer kinayedir." (M: 305)
158. “İKİNCİ TELVİH: Bu seyr ü sülûk-u kalbînin ve hareket-i ruhaniyenin miftahları ve vesileleri, zikr-i İlahî ve tefekkürdür." (M: 444)
159. “Birincisi tefekkürdür; Hakîm ismine bakıyor." (Ş: 715)
160. “Halbuki o aziz zât, Risale-i Nur dersini izah ederken diyor: En büyük dersimiz; acz, fakr, şefkat ve tefekkürdür." (Em: 139)
161. “Esasen Kur’andan aldığı mesleğinin bir esası, tefekkürdür." (T: 460)
162. Tefekküre
163. “İşte Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan, âyetlerin hâtimelerinde galiben bazı fezlekeleri zikreder ki; o fezlekeler, ya esma-i hüsnayı veya manalarını tazammun ediyor veyahut aklı tefekküre sevketmek için akla havale eder veyahut makasıd-ı Kur’aniyeden bir kaide-i külliyeyi tazammun eder ki, âyetin te’kid ve teyidi için fezlekeler yapar." (S: 415)
164. “Veyahut tefekküre ve ibrete teşvik eder bir fezleke ile hâtime verir." (S: 420)
165. "$ İşte şu âyetler, Cenab-ı Hakk’ın koyun, keçi, inek, deve gibi mahluklarını insanlara hâlis, safi, leziz bir süt çeşmesi; üzüm ve hurma gibi masnu’ları da insanlara latif, leziz, tatlı birer nimet tablaları ve kazanları; ve arı gibi küçük mu’cizat-ı kudretini şifalı ve tatlı güzel bir şerbetçi yaptığını âyet şöylece gösterdikten sonra tefekküre, ibrete, başka şeyleri de kıyas etmeğe teşvik için $ der, hâtime verir." (S: 421)
166. “Hem o Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın tazammun ettiği ve mükerreren tefekküre emredip nazara vaz’eylediği berahin-i akliye-i kat’iye, binlerdir." (S: 522)
167. “Hem şu kâinatın Sâni’i, şu kâinatı enva’-ı acaib ve zînetlerle süslendirmek suretinde yapması ve zîşuur mahlukatına seyr ü tenezzüh ve ibret ü tefekkür için ona idhal etmesi ve mukteza-yı hikmet olarak onlara o âsâr ve sanayiinin manalarını, kıymetlerini, ehl-i temaşa ve tefekküre bildirmek istemesine mukabil; en azamî bir surette cin ve inse, belki ruhanîlere ve melaikelere de Kur’an-ı Hakîm vasıtasıyla rehberlik eden, yine bilbedahe o zâttır." (S: 577)
168. “gibi âyetler ile emrettiği tefekkür mesleğine teşvik ettiği ve $ hadîs-i şerifi bazan bir saat tefekkür bir sene ibadet hükmünde olduğunu beyan edip, tefekküre azîm teşvikat yaptığı cihetle, ben de bu onüç seneden beri meslek-i tefekkürde akıl ve kalbime tezahür eden büyük nurları ve uzun hakikatları kendime muhafaza etmek için işarat nev’inden bazı kelimatı o envara delalet etmek için değil, belki vücudlarına işaret ve tefekkürü teshil ve intizamı muhafaza için vaz’ettim." (L: 284)
169. “Bu hallakıyet ve bu faaliyetin hikmeti elbette o faaliyet derecesinde büyük olmak lâzım geliyor, diye tefekküre başladım." (L: 346)
170. “İnsan, bu hakikatların güzelliklerine meftun oluyor; hayretinden parmaklarını ısırıyor; daha fevkinde tarif tasavvur edilemiyor; takdir ve tahsinler içinde tefekküre dalıyor." (L: 437)
171. “ait âyetleri okuyamadı isen, sıfat-ı kelâmdan gelen Kur’an-ı Azîmüşşan’ın âyetlerine bak ki; insanları tefekküre davet eden bütün âyetleri şu delil-ül inayeyi tavsiye ediyorlar." (İ: 88)
172. “Kur’an, kâinatta tefekküre emir verdiği gibi, fevaidi tezkâr ve nimetleri ta’dad eden âyâtın fevasıl ve hâtimelerinde galiben akla havale ve vicdanla müşaverete sevketmek için $ gibi, o bürhan-ı inayeti ezhanda tesbit ediyor." (Ms: 253)
173. “Amma afak içinde tefekküre başladığın zaman, İsm-i Zâhir’in muktezasıyla icmalli ve sür’atli geç." (BMs: 296)
174. “Şu gelen parça: $ âyetinin şecere-i nuraniyesinden bir tomurcuktur ki, bir bahar mevsiminde ağaçlardan, çiçeklerin zuhur ve inkişafı vaktinde cezbemi heyecana getiren o andaki, onları seyr ü temaşam esnasında onların tesbihatını tefekküre daldım." (BMs: 590)
175. “Fahr-i Kâinat Efendimizin mu’cizatından olan parmaklarından su akıtarak orduya içirmesine dikkat ederek derin bir tefekküre daldım." (B: 45)
176. “Risaleleri okuyanlar, sevgili Üstadım sizin ne büyük ve âlî bir kalbe mâlik bulunduğunuzu teslim için, bilmem tefekküre ihtiyaç var mı?" (B: 94)
177. “Ve beni derin derin tefekküre ve teemmüle sevk eyledi." (B: 95)
178. “Hattâ Nakşîlerin hafî zikre verdiği büyük ehemmiyet, bu nevi tefekküre yetişmek içindir." (E: 104)
179. “Eserlerinde insanı daima tefekküre sevkeder ve tefekkürü ders verir." (T: 460)
180. “Zira Kur’an, kâinatta tefekküre emir verdiği gibi, fevaidi tezkâr ve nimetleri ta’dad eder." (Mu: 122)
181. Tefekkürî
182. “Âdeta sathîlik havasıyla kuruyor gibi, az bir yaşlık kalıyor ki; kuvvetli, tefekkürî bir ameliyatla, ancak evvelki hali iade edilebilir." (S: 491)
183. - Bazan bir saati bir sene ibadet hükmüne geçen tefekkürî olan ibadeti yapmaktır." (L: 167)
184. Bazan bir saati bir sene ibadet hükmüne geçen tefekkürî ibadeti yapmak," (Ş: 436)
185. “Hem benim tefekkürî hayatımın, hem Nur’un tahkikî hayat-ı maneviyesinin ilmelyakîn, aynelyakîn ittihadından çıkan bir meyve-i imaniye ve firdevsî bir semere-i Kur’aniyedir.]" (Ş: 597)
186. “İşte Arabî Hizb-i Nurî’nin hülâsat-ül hülâsasından daimî, tefekkürî bir virdim ve Allahü Ekber cümlesinin otuzüç mertebesinden üç mertebeyi beyan eden bu gelen Arabî fıkranın bir nevi tercümesi içinde kısa işaretlerle ülema-i ilm-i kelâmı ve akide ülemasını pek çok meşgul eden ilim ve irade ve kudret-i İlahiyenin kâinattaki cilveleriyle, onları aynelyakîn iman ile tasdik ve onlarla Vâcib-ül Vücud’un bedahetle mevcudiyetine ve vahdaniyetine ilmelyakîn tasdik ile tam iman etmeye yol açan bu Arabî fıkradır:" (Ş: 640)
187. “Âdeta ihtiyarsız bir surette, Kur’anın âyet-ül kübrasının iki tefsiri olan iki Âyet-i Kübra Risalelerinden mülahhas tefekkürî bir tekellüm, tam bir saat devam etti." (K: 31)
188. “yardım ettiği gibi; ibadet-i tefekkürî nev’inden olması cihetiyle, mübarek ayların sevablarına büyük yardımı olur." (E: 168)
189. Bazan bir saati bir sene ibadet hükmüne geçen, tefekkürî olan bir ibadeti yapmaktır." (E: 190)
190. “Sıkıntı hafifleştiği gibi, kıymetdar kalb ve ruhun ferahlarına medar, sevabı yüksek bir ibadet, o Nurlarla iman cihetinde iştigal, hem tefekkürî bir ibadet, hem İhlas Risalesi’nin âhirinde yazıldığı gibi beş vecihle bir nevi ibadet sayılabilir." (T: 597)
191. Tefekkürîdir
192. “Aksi halde rütebî ve tefekkürîdir." (İ: 188)
193. Tefekküriye
194. “Kur’andan ve münacat-ı Nebeviye olan Cevşen-ül Kebir’den aldığım bu dersimi, bir ibadet-i tefekküriye olarak, Rabb-ı Rahîmimin dergâhına arzetmekte kusur etmişsem, kusurumun afvı için Kur’anı ve Cevşen-ül Kebir’i şefaatçı ederek rahmetinden afvımı niyaz ediyorum." (Ş: 59)
195. “Her ne kadar ibaresi sönük olsa da, Kur’ana ait olmak cihetiyle hem ibadet-i tefekküriye, hem kudsî, yüksek, parlak bir cevherin sadefidir." (Ş: 243)
196. “Sözler namındaki envar-ı Kur’aniye ise, en mühim ibadet olan ibadet-i tefekküriye nev’indendir." (B: 328)
197. “Gördüm ki; içinde hem küllî zikir, hem geniş fikir, hem kesretli tehlil, hem kuvvetli iman dersi, hem gafletsiz huzur, hem kudsî hikmet, hem yüksek bir ibadet-i tefekküriye gibi nurlar var." (K: 250)
198. “Çünki, ehemmiyetli bir ibadet-i tefekküriye olduğu cihetle, dünyevî maksadlar onunla kasden istenilmez, istenilse ihlas kırılır, o ehemmiyetli ibadet şekli değişir." (K: 262)
199. “Burası, Hazret-i Üstad’ın bahar ve yaz mevsimlerindeki istirahatı ve vazife-i tefekküriye ve ubudiyeti için en münasib bir menzildir." (T: 166)
200. Tefekkürle
201. “Eğer biz bu’diyetimiz nokta-i nazarından ona yakınlaşmak ve tanımak istesek, pek çok seyr-i fikrîye ve sülûk-u aklîye mecbur oluruz ki; kavanin-i fenniye ile fikren semavata çıkıp semadaki güneşi tasavvur ederek, sonra mahiyetindeki ziya ve harareti ve ziyasındaki elvan-ı seb’ayı uzun uzadıya tedkikat-ı fenniye ile anladıktan sonra, birinci adamın kendi âyinesinde az bir tefekkürle elde ettiği kurbiyet-i maneviyeyi ancak elde edebiliriz." (M: 51)
202. “İKİNCİ TELVİH: Kalbin işlemesi, zikir ve tefekkürle olduğunu ve işlemesinin mehasininden hayat-ı dünyeviyenin medar-ı saadeti olan birisini beyan eder." (M: 518)
203. “Bu Lem’a da, Beşinci Lem’a gibi, nefsimde hissettiğim ve harekât-ı ruhiyemde zikir ve tefekkürle müşahede ettiğim mertebeler olduğundan, ilim ve hakikattan ziyade zevk ve hale medar olmak cihetiyle, hakikat lem’aları içinde değil, belki âhirlerinde yazılması münasib görüldü." (L: 27)
204. “İkinci İşaret: Benim virdimde her vakit tefekkürle baktığım yirmiden ziyade şehadetlere işaret eden" (Ş: 621)
205. “Evet sen böyle bir tefekkürle sakın şuurun ermeden firavunlaşmayasın." (BMs: 249)
206. “Sonra zevi-l hayatın Vahib-ül Hayat’a tesbihatla takdim ettikleri tahiyyelerini fehmetmekliğin ve bilerek onları müşahede etmekliğin ve tefekkürle görüp şehadetle göstermekliğindir." (BMs: 504)
207. “Evet yapraklar, Fatırlarının zikrini yaparken o zikrin ferah ve cezbesinden raksa geldiklerini, çiçekler ise Cenab-ı Bari-i Musavvir’in onlara taktığı pek latif, çok acib zînetlerden Kadir-i Kayyum-u Zülcelal’e teşekkürlerini takdim içinde tebessümkârane vaziyet gösterdiklerini, meyveler dahi üzerlerine saçılan rahmet-i Rahman’ın neş’esinden gülümseme içinde olduklarını çeşm-i im’an ve tefekkürle bakanlara ilân ve i’lam eden bir keyfiyet olduğu anlaşılır." (BMs: 595)
208. “Ben, kemal-i lezzetle, her gün tefekkürle okumağa başladım." (K: 31)
209. “Risale-i Nur’un mahiyetini dikkat ve tefekkürle okuyarak anlayıp tahkikî bir imana sahib olan hâlis Nur talebeleri; ölümden, hapisten, zindandan ve hiçbir beşerî eza ve cefadan korkmazlar." (T: 542)
210. “Bilhassa ve bilhassa şurası çok ehemmiyetli ve pek mühimdir ki, en başta ve en evvel Risale-i Nur’u dikkat ve tefekkürle devamlı olarak okumak ve o muazzam eser külliyatındaki Kur’an ve iman hakikatleriyle kendimizi teçhiz etmek ve bu esas ve şartlarla, o hârika eser külliyatını bir an evvel ikmal etmektir." (T: 623)
211. “Hem madem, Risale-i Nur bu asra has hususiyetler taşıyor, hem madem binlerce âlimlerin takdirleriyle karşılanıyor, hem madem Kur’anın dellâllığını yapan kahraman Üstad, eşine rastlanmayacak bir mükemmeliyetle, dürüst adımlarla, hakikî prensiplerle, bütün hayatını iman ve İslâmiyete vakfetmiş, dünyevî hiçbir menfaat aramadan sırf Allah rızası uğruna çalışmıştır; hem madem bütün kuvvetiyle Nur talebeleri de iman ve İslâmiyete Ehl-i Sünnet dairesinde hizmet için hayatlarını dahi çekinmeden veriyor ve süflî menfaat peşinde değildirler ve madem yüz binlerce Nur talebeleri bütün tazyik ve tehdidlere rağmen bu hakikati fiilen isbat etmişler; hem her talebe, bugün cereyan eden bâtıl felsefenin akidelerine hakikî, mantıkî cevablar vermek üzere yetişmişler ve yetişiyorlar; hem her ihtiyacımıza Kur’an cevab veriyor, onda lâzım olan her hakikat sarih olarak vardır ve madem Kur’an en güzel şekilde ders veren Allah’ın hediyesi, bir nuru ve rahmetidir… Öyle ise, bu hazine-i rahmeti ve menba-ı hakikatı ders veren ve hakikî surette gençliğin ve avamın anlayabileceği bir şekilde bildiren Risale-i Nur’u, dikkat ve tefekkürle ve devamlı olarak müsaid vakitlerimizi boşa gidermeden okumak ve yazmak en büyük ibadet ve zevk kaynağıdır." (T: 624)
212. “Risale-i Nur’u himmet ve dualarınızla, dikkat ve tefekkürle okudukça, bu muazzam eser külliyatının tılsım-ı kâinatın muammasını keşf ve halleden bir keşşaf olduğunu, hal ve istikbalin bir mürşid-i ekberi ve bir rehber-i azamı olduğunu, yine dua ve himmetinizle idrak ediyoruz." (T: 641)
213. “Bugün tarihte hiç görülmemiş bir fecaat ve felâket içerisinde çırpınan beşeriyet için, halaskâr olarak Risale-i Nur’a sarılmaktan ve ne bahasına olursa olsun, Risale-i Nur’un nuranî ve parlak eczalarını elde edip dikkat ve tefekkürle okumaktan başka bir kurtuluş çaresi yoktur." (T: 641)
214. “Risale-i Nur’u dikkat ve tefekkürle okumak nimet-i uzmasına nail olan biz bir kısım üniversite gençliği, bir hüsn-ü zan veya bir tahmin ile değil, tahkikî ve tedkikî bir surette, sarsılmaz ve sarsılmayacak olan ilmelyakîn bir kuvvet-i imaniye ile inanıyoruz ki; zemin yüzünün bu asra kadar görmediği bir vahşet ve dehşetin sebebi olan dinsizlik ve ilhadı, Bediüzzaman ortadan kaldırmağa inayet-i Hak ile muvaffak olacaktır." (T: 642)
215. “Risale-i Nur’un Medresetüzzehra’sı Anadolu çapında ve Âlem-i İslâm ölçüsünde genişleyeceğini; Risale-i Nur’daki hakikatın yüksekliğinden ve dikkat ve tefekkürle okuyan mü’minlerin ve ehl-i ilmin arasında vücuda gelen sarsılmaz uhuvvet ve kardeşlikten anlıyoruz." (T: 643)
216. “Risale-i Nur’u himmet ve dualarınızla, dikkat ve tefekkürle okudukça, bu muazzam eser külliyatının tılsım-ı kâinatın muammasını keşf ve halleden bir keşşaf olduğunu, hâl ve istikbalin bir mürşid-i ekberi ve bir rehber-i azamı olduğunu yine dua ve himmetinizle idrak ediyoruz." (H: 153)
217. “beşeriyet için halaskâr olarak Risale-i Nur’a sarılmaktan ve ne bahasına olursa olsun, Risale-i Nur’un nuranî ve parlak eczalarını elde edip dikkat ve tefekkürle okumaktan başka bir kurtuluş çaresi yoktur." (H: 154)
218. “dikkat ve tefekkürle okumak nimet-i uzmasına nâil olan biz bir kısım üniversite gençliği, bir hüsn-ü zan veya bir tahmin ile değil, tahkikî ve tedkikî bir surette sarsılmaz ve sarsılmayacak olan ilmelyakîn bir kuvvet-i imaniye ile inanıyoruz ki: Zemin yüzünün bu asra kadar görmediği bir vahşet ve dehşetin sebebi olan dinsizlik ve ilhadı, Bediüzzaman ortadan kaldırmaya inayet-i Hak ile muvaffak olacaktır." (H: 156)
219. “Risale-i Nur’un Medresetüzzehra’sı Anadolu çapında ve Âlem-i İslâm ölçüsünde genişleyeceğini; Risale-i Nur’un hakikatının yüksekliğinden ve dikkat ve tefekkürle okuyan mü’minlerin ve ehl-i ilmin arasında vücuda gelen sarsılmaz uhuvvet ve kardeşlikten anlıyoruz." (H: 157)
220. Tefekkürlü
221. “Öyle de Nakkaş-ı Ezelî’nin rububiyeti dahi insanın takdirli ve hayretli müşahedesinin, tahsinli ve tefekkürlü nazarının vücudunu iktiza eyliyor." (BMs: 377)
222. Tefekkürname
223. “diye birinci fıkrasıyla Yedinci Şuâ’a işaret etmiş; öyle de: Aynı fıkra ile, âlî bir tefekkürname ve tevhide dair yüksek bir marifetname namında olan Yirmidokuzuncu Arabî Lem’aya dahi işaret eder." (M: 462)
224. “Risale-i Nur’un içinde, lisan-ı Cennet ve üslûb-u Muhammed (Aleyhissalâtü Vesselâm) ve tarz-ı Kur’an-ı bahşayiş-i rahmet ile meydan-ı zuhura gelerek "Tefekkürname" ismiyle müsemma olan bu Lem’anın bir kısmı, nümune olarak bu mecmuaya dercedilmiş olup, tamamı teksir Lem’alar mecmuasında neşredilmiştir." (L: 429)
225. “Öyle de, aynı fıkra ile âlî bir tefekkürname ve tevhide dair yüksek bir marifetname namında olan Yirmidokuzuncu Arabî Lem’aya dahi işaret eder." (Ş: 744)
226. Tefekkürü
227. “Hem bazan bir emr-i küfrîde tefekkürü, küfür zanneder." (S: 277)
228. “İşte insan, şu kâinata geldikten sonra "iki cihet ile" ubudiyeti var: Bir ciheti; gaibane bir surette bir ubudiyeti, bir tefekkürü var." (S: 329)
229. “Şimdi aynen o tefekkürü, Arabî olarak yazacağız, sonra manasını beyan edeceğiz." (M: 188)
230. “Katolik mezhebi gibi aklı azletmiyor, ehl-i tefekkürü susturmuyor, körükörüne taklid istemiyor." (M: 437)
231. “O denizin fırtınaları ve zelzeleleri, sinema perdeleri gibi tenezzühün manzaralarını tazelendirmekle, vahşet ve dehşet yerine, nazar-ı ibret ve tefekkürü keyiflendirerek okşayıp ışıklandırsın." (L: 7)
232. “gibi âyetler ile emrettiği tefekkür mesleğine teşvik ettiği ve $ hadîs-i şerifi bazan bir saat tefekkür bir sene ibadet hükmünde olduğunu beyan edip, tefekküre azîm teşvikat yaptığı cihetle, ben de bu onüç seneden beri meslek-i tefekkürde akıl ve kalbime tezahür eden büyük nurları ve uzun hakikatları kendime muhafaza etmek için işarat nev’inden bazı kelimatı o envara delalet etmek için değil, belki vücudlarına işaret ve tefekkürü teshil ve intizamı muhafaza için vaz’ettim." (L: 284)
233. “Evet bir işte mütehayyir kalan veya birşeye dalarak tefekkür eden adam velev zihnen olsun, ister ki; birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın." (İ: 145)
234. “Yani semavatın hilkati birinci ise de, tefekkürce rütbesi ikincidir; Arz’ın hilkati ikinci ise de, tefekkürü birincidir." (İ: 188)
235. “Yani evvelâ Arz’ın tefekkürü, sonra semavatın" (İ: 188)
236. “tefekkürü lâzımdır." (İ: 189)
237. “Bu ise lütf-u irşad ve tefekkürü teshil ve kudret mektubatının okunmasını kolaylaştırmak ve kudret-i Rabbaniyenin kemalini izhar ve cemalî ve celalî san’atının iki nev’ini ibraz" (BMs: 440)
238. “kudret nakışlarına bakar, gayet aşk u şevk ile sever, dakik tefekkürü kısmen bırakır ve aşka yapışır." (B: 266)
239. “Eserlerinde insanı daima tefekküre sevkeder ve tefekkürü ders verir." (T: 460)
240. “Bazan bir emr-i küfrîde tefekkürü, hilaf-ı iman zanneder." (Ni: 158)
241. Tefekkürümü
242. “Fakat o pek şirin hülâsa-i Kur’aniyeden yalnız imanın rükünlerine ve hüccetlerine işaratını, gayet kısa bir muhtasar hülâsasını birinci kısımdaki tarz-ı ifade gibi, kendim namazdaki tefekkürümü yazmasına bir cihette mecbur oldum." (Ş: 608)
243. Tefekkürün
244. “İşte bu arabî tefekkürün kısa bir meali şudur ki:" (S: 613)
245. “Ben istiyorum ki, ben o olsam, belki (Haşiye) o adamım diye, iman ve tevhid bütün kemalât-ı insaniyenin esası, mayesi, nuru, hayatı olduğunu ve $ düsturu, tefekkürat-ı imaniyeye ait bulunması ve Nakşî tarîkatında hafî zikrin ehemmiyeti ise, bu çok kıymetdar tefekkürün bir nevi olmasıdır.” (Ş: 166)
246. “Mi’rac kitabı başlı başına asıllardaki hakikatleri i’zam edilmeden ve bîtarafane bir tefekkürün bile göreceği ve kabul edeceği bir nazarla isbat eden ve kapalı kalmış noktaları ehl-i imana makul ve mantıkî fikirlerle izhar eden bir kitab-ı tarihtir." (B: 57)
247. Tefekküründe
248. “Fakat sakın ha sakın, masnuat-ı İlahiyeyi tefekküründe, âlem-i İslâmın ahvalini düşünen Avrupalı bir ecnebi gibi tefekkür etme!" (BMs: 249)
249. Tefekküründen
250. “Bu da Hatib-i Bağdadî’nin $ sırrındaki (Haşiye) tefekküründen mütehassıl vakıayı andırır bir te’kid-i i’caz-ı Nebevîdir, dedim." (B: 45)
251. Tefekkür-ü aklî
252. “Sekizincisi: Tarîkatta, zikr-i kalbî ile ve tefekkür-ü aklî ile kazandığı teveccüh ve huzur ve kuvvetli niyetler vasıtasıyla, âdetlerini ibadet hükmüne çevirmek ve muamelât-ı dünyeviyesini, a’mal-i uhreviye hükmüne getirip sermaye-i ömrünü hüsn-ü istimal etmek cihetiyle, ömrünün dakikalarını hayat-ı ebediyenin sünbüllerini verecek çekirdekler hükmüne getirmektir." (M: 457)
253. Tefekkür-ü âlâ-i İlahî
254. “Ya Risale-i Nur te’lifiyle veya tashihiyle meşgul veya Münacat-ı Cevşeniyeyi kıraat ve secdegâh-ı ubudiyete kaim veya tefekkür-ü âlâ-i İlahî bahrine müstağrak bulunurdu." (T: 327)
255. Tefekkür-ü Arabî
256. “Tafsilâtını, izahatını, senedli hüccetlerini risalet-i Muhammediyeye dair Zülfikar Mu’cizat-ı Ahmediye ve Arabî Hizb-i Nurî’ye havale edip yalnız gayet muhtasar, kısacık üç işaret ile Arabî Hizb-i Nurî’nin hülâsasının bir hülâsası ve tesbihatta tekrar ettiğim kelime-i tevhid ile daimî virdim ve tefekkür-ü Arabî olarak burada yazılan risaleciğinin "Muhammedürresulullah" şehadetine dair parçanın bir nevi tercümesi, İkinci ve Üçüncü İşaret’te yazılacak." (Ş: 620)
257. Tefekkür-ü Arabînin
258. “İşte şu tefekkür-ü Arabînin tercümesi ve meali şudur ki, yani: Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın altı ciheti parlaktır ve nurludur." (M: 189)
259. Tefekkür-ü dalalet
260. “Tasavvur-u dalalet dalalet olmadığı gibi; tefekkür-ü dalalet dahi," (S: 277)
261. Tefekkür-ü hakikîyi
262. “ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın hülâsat-ül hülâsa bir icmal-i mahiyeti için bir vakit Arabî ibare ile bir tefekkür-ü hakikîyi, Cenab-ı Hak benim kalbime ihsan etmişti." (M: 188)
263. Tefekkür-ü imanî
264. “Tefekkür-ü imanî dersiyle tabiiyyun ve maddiyyunun boğulduğu" (B: 7)
265. “Tefekkür-ü imanî dersiyle tabiiyyun ve maddiyyunun boğulduğu aynı mes’elelerde tevhid nurunu gösteriyor; iman hakikatlerini madde âleminden temsiller ve deliller göstererek izah ediyor." (E: 8)
266. “Ve enfüsî tefekkür-ü imanî hakikatının bir parçası, Otuzuncu Söz’ün ve "ene ve enaniyet"te ve Otuzüçüncü Mektub’un Hayat Penceresinde ve İnsan Penceresinde ve bazı parçaları da sair ecza-yı Nuriyede bir derece beyan edilmiş." (E: 147)
267. Tefekkür-ü imanîden
268. “İkinci Sebeb: İman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sânii netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemaat ile bir nevi huzur kazanıp, Hâlık-ı Rahîm’in hazır nâzır olduğunu düşünüp, ondan başkasının teveccühünü aramayarak; huzurunda başkalarına bakmak, meded aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmek ile o riyadan kurtulup ihlası kazanır." (L: 163)
269. Tefekkür-ü imanîyi
270. “Hem dört vecihle dört nevi ibadet-i makbule hükmünde bulunan kitabetinde hem imanını kuvvetlendirmek, hem başkalarının imanlarını tehlikeden kurtarmasına çalışmak, hem hadîsin hükmüyle, bir saat tefekkür bazan bir sene kadar bir ibadet hükmüne geçen tefekkür-ü imanîyi elde etmek ve ettirmek, hem hüsn-ü hattı olmayan ve vaziyeti çok ağır bulunan üstadına yardım etmekle hasenatına iştirak etmek gibi çok faideleri elde edebilir." (K: 24)
271. Tefekkür-ü imaniye
272. “Bu hâdisede sıkıntı çeken masumlar ve üstadları bilsinler ki; ağır şerait altında bir saat nöbet, bir sene ibadet ve hakikî tefekkür-ü imaniye ile bir saati, bir sene taat hükmüne geçtiği gibi, inşâallah onların sıkıntıları da öyle sevaba medar olur." (K: 132)
273. Tefekkür-ü imaniyeyi
274. “Risale-i Nur’u okuyan ve ondan ders alarak tefekkür-ü imaniyeyi kazananlar, dünyevî vazife ve mesleklerini, âhiret hayatına ve ebedî saadete vesile yaparak büyük bahtiyarlığa erişecektir." (T: 29)
275. Tefekkür-ü kalbîye
276. “Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâm münacatında istirahat-ı nefs için dua etmemiş, belki zikr-i lisanî ve tefekkür-ü kalbîye mani olduğu zaman ubudiyet için şifa taleb eylemiş." (L: 12)
277. Tefekkürat-ı imaniyeye
278. “Ben istiyorum ki, ben o olsam, belki (Haşiye) o adamım diye, iman ve tevhid bütün kemalât-ı insaniyenin esası, mayesi, nuru, hayatı olduğunu ve $ düsturu, tefekkürat-ı imaniyeye ait bulunması ve Nakşî tarîkatında hafî zikrin ehemmiyeti ise, bu çok kıymetdar tefekkürün bir nevi olmasıdır.” (Ş: 166)
279. Tefekkürat-ı ruhiyeme
280. “Benim için gayet fıtrî ve dertlerime alâkadar ve tefekkürat-ı ruhiyeme" (Ş: 749)
281. Tefekkür ubudiyetini
282. “BİRİNCİ NÜKTE: Kur’anda, "Kur’an" kelimesinin çok sırlarından bir sırrını, altmışdokuz âyât-ı azîmede latif ve manidar sahifeler arkasında birbirine tevafukla baktıklarını ve o âyât-ı azîmenin manen birbirinin hakikatını teyid ettiklerini göstermek ve tilavet-i Kur’an sevabını ve zikir faziletini ve tefekkür ubudiyetini birden kazanmak isteyenlere, evrad nev’inden gayet güzel bir hizb-i Kur’anî olarak yazılmıştır." (M: 513)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...