Block title
Block content

Kalbin kabul etmediği vesveselerin, kalbimize ve zihnimize zarar verecek hale getirilmesi ne demektir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Vehim ve vesvese, akıl ve iradenin terbiyesine girmeyen ve insanı sürekli taciz eden bir duygudur. İnsan bu duygu sayesinde fikren ve manen teyakkuzda durur ve terakki eder. Bu duygunun esiri olmamak kaydı ile insana faydalıdır.

Akıl ve kalp itminan bulsa da bu vehim ve vesvese kuvveti kolay kolay teslim-i silah etmez. Ancak ilimde ve imanda yüksek makam sahibi zatlar bu duyguyu teslim-i silaha mecbur edebiliyorlar.

Vehim ve vesvese istem dışı olarak her insanda teyakkuz için takılmış, nefis ve şehvet gibi bir cihazdır. Nasıl nefis, mücadele için bir düşman olarak insana musallat edilmiş ise, vehim ve vesvese de  insanı tahkik ve ilim noktasından teşvik için takılmış hükümsüz bir cihazdır. Allah hakkında uygunsuz ifadeler  bu vehim ve vesvese sınıfına giriyor. Bunun en büyük ispatı, kişinin bu vehim ve vesveselerden  rahatsız olmasıdır. Yani insan kalben tasdik ettiği bir şeyden rahatsız olmaz. Demek bir rahatsızlık varsa, bu vehim ve vesvesedir.

İnsandaki nefis ve şeytanın, vehim ve vesveseler ile insanı taciz etmesi normal bir durumdur. Bu yüzden aklımıza gelen vesvese ve vehimleri kalben tasdik etmedikçe mesul olmayız. Şeytanın asıl planı kalbe ait olmayan bu gibi vehim ve vesveseleri kalbe ait gibi gösterip, insanı taciz  ederek ümitsizliğe düşürmektir. Biz de bu vehim ve vesveselerin önemsiz ve kalbimize ait bir şey olmadığını ilmen bilirsek, şeytanın bu planı akim kalır. Şayet bu vehim ve vesveseyi cehalet ile davet etsek ve bundan sürekli rahatsızlık duysak, yine de onlar bizim kalbimize ait şeyler değildirler. Burada tacizin verdiği sıkıntı ve stres insana zarar verir, yoksa imana bir zarar iras etmez. 

Bu konunun Risale-i Nurlardaki izahı ve yorumları şu şekildedir: 

”Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tevehhüm-ü küfür dahi küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet, dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet dahi dalâlet değildir. Çünkü hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür, tasdik-i aklîden ve iz'ân-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler. Cüz-ü ihtiyariyeyi pek dinlemiyorlar. Teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz'an öyle değiller. Bir mizana tâbidirler.”(1) 

Üstad Hazretlerinin yukardaki ifadeleri meseleyi gayet açık ve net bir şekilde izah ediyor. Tahayyül, tasavvur, tefekkür ve tevehhüm istem dışı çalışan ve insana terakki ve tekemmül etmesi için musallat edilmiş cihazlardır. Bu cihazlar irade ve imana tabi değildirler ki, insanı küfür ve dalalete soksunlar. Bu gibi cihazlar hüküm ifade etmezler. Lakin bu cihazların mahiyeti bilinmez ise, insana zarara düştüm zannını vererek ümitsizliğe sevk edebilir. Yani kalbinden olmayan kötü sözleri ve çirkinlikleri kalbinden zannederek telaşa ve ümitsizliğe kapılır ise, insan zarara düşer. Bunun dışında, insanın aklından ve hayalinden geçen vesvese ya da vehimler, insanı mesuliyet altına almaz. Hatta imanın katiliği ve kalitesine de bir zarar vermez.

Bu gibi hissiyat ve cihazların insana musallat edilme gerekçesini Üstad Hazretleri şu şekilde izah ediyor:

"Eğer desen: Bu derece mü'minlere muzır ve müz'iç olan vesvese ne hikmete binaen bize belâ olmuş?"

"Elcevap: İfrâta varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebeptir, taharrîye dâîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaytlığı atar, tehâvünü def eder. Onun için, Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor..."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Makam, Üçüncü Vecih | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3934 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...