"Ve bu muazzam ayet, otuz üçüncü ayet olmasına bir işaret idi. İnşaallah istikbalde bir kardeşimiz o hazineyi açacak." Bu bir müjde mi, bir teşvik mi? Bu hazine açılmış mıdır?
Değerli Kardeşimiz;
Risale-i Nur'un birçok yerinde bu tür teşvik ve terğibler yapılarak, Nur talebelerine fikrî açıdan bir hareket, bir terakki veriliyor. Bir eser donuk ve hareketsiz metinlerden ibaret ise, o eser etrafında toplanan cemaatler de donuk, hareketsiz ve sabit fikirli olur. Hâlbuki Risale-i Nur'a dikkatle bakıldığında görülür ki, Üstad mütemadiyen muhatabına hem kalbî hem de fikrî hareket ve terakki veriyor. Şu tabir de bunu güzel bir şekilde ifade ediyor:
“Mühimlerini ben söyleyeceğim; incelerini sen kendin istihrac et..."(1)
Risale-i Nur tefekkür ağırlıklı bir tefsir olmasından, akıl, zihin ve kalp devamlı hareket ve tekemmül içindedir. Üstad ileride çok kabiliyetli talebelerin çıkacağını hissettiği için, onlara hem iltifat hem de teşvik bakımından kapıyı açık bırakmıştır. Hakikaten Risale-i Nur üzerinde çalışma yapacak, belki dünya çapında ses getirecek çok kabiliyetli insanlar çıkacaktır. Bazı taassuplu ve sabit fikirliler bu gibi gelişmeler önünde engel olabilir, ama Risale-i Nur, bu gibi fikirleri parça parça edecek ve münbit bir tarla gibi çok mahsulatlar verecektir. Bu ifadede hem teşvik hem de müjde vardır.
Bizim bildiğimiz kadarı ile bu hazinenin açıldığına dair bir çalışma ya da bir emare yok. Ama Üstad Hazretlerin ifadesi ile bu hazineyi açacak bir kardeşimiz ya da ağabeyimiz inşallah çıkar, bizler de istifade ederiz.
(1) bk. Sözler, Sekizinci Söz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Kastamonu lahikasında bir ayetin ebced diğeriyle ilgili kasdî bir sehiv yapılmış. Acaba bunun hakkında, Üstad “ehemmiyetli bir kısım işarat-ı gaybiyenin anahtarı olacak ” diye neyi kast ediyor ?
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِى السَّمَآءِ
İbrahim 24- Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍ ۨاجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَالَهَا مِنْ قَرَارٍ
Ibrahim 26- Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.
Hem mana cihetiyle iki âyet, iki cereyana işaretleri ve münasebetleri ve tetabukları çok kuvvetli bulunduğundan; nâkıs bir tevafuk ve zaîf bir emare dahi kâfidir.
Hem böyle makamlarda, böyle büyük yekûnlerde bu gibi küçük farklar zarar vermez.
Ben tahmin ederim bu sehiv, beşinci âyetin işaretindeki sehiv gibi ehemmiyetli bir kısım işarat-ı gaybiyenin anahtarı olacak; ve bu muazzam âyet, otuzüçüncü âyet olmasına bir işaret idi.
İnşâallah, istikbalde bir kardeşimiz o hazineyi açacak.
Kastamonu (RNK) - 64
Kastamonu lahikasında yapılan sehiv şöyledir;
Şöyle ki:
(Güzel kelime)كَلِمَةً طَيِّبَةً
makamı, bin iki (1002) diye sehven
yazılmıştı.
ط
sayılmamış; doğrusu, bin onbirdir (1011).
Kastamonu (RNK) - 64
Bu ayette geçen kelimenin
1002 ile 1011 ebced hesaplarına uyan gaybî tevafukları ve manaları aktarmaya çalışalım.
İlk başta Üstad'ın keşfettiği bu mektubunda geçen gaybi tevafukunu aktarmaya çalışalım.
Risaletü'n-Nur'un makamına onüç farkla tevafuk etmekle beraber, izafeden tavsife geçse رِسَالَةٌ نُورِيَّةٌ olur.
Bir "Ye" ve "He" ilâve olur ve şedde gider bir "Nun" noksan olur.
Fakat طَيِّبَةً deki tenvin, bir derece vakfolduğundan sayılmazsa, tam tamına bir tek farkla; medde sayılmazsa, farksız olarak tevafuk eder.
Kastamonu (RNK) - 64
Yani رسالة نورية ebcedi : 962
Medsiz : 961
كلمة طيبة
: ebcedi
961 eder.
Yani Risale-i nur eserleri bir nevi ayetteki "güzel kelime" tabirinin içine girmektedir. Çünkü Risale-i nur, Kuran'a , Kuran ise Arşı Azama bağlıdır. Tıp ki kökü yukarıda sabit olan cennetteki tuba ağacı gibidir. Kaynağı sabit ve manaları âlidir. Ayette buna işaret eder.
"Risale-i Nur benim değil, Kur'anın malıdır; Kur'anın feyzinden gelmiştir.
Hiçbir kuvvet onu Anadolu'nun sinesinden koparıp atamayacaktır.
Risale-i Nur Kur'ana bağlıdır; Kur'an ise Arş-ı A'zam'la bağlanmıştır.
Kimin haddi var ki, onu oradan söküp atsın."
Emirdağ-2 (RNK) - 164
Üstad ,kastamonu lahikasındaki mektubtaki iki ayetin âhirzamanın iki cereyan ile münasebeti, işareti olduğunu söylemektedir. Bu iki akım ahirzamanın iki dehşetli akımıdır. Bu gaybi işaretleri anlamak için bu iki cereyanı ilk başta tanıyalım;
O hadîsin ve Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade ettikleri mana budur ki: Âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:
Birisi:
Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır.
Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Âl-i Beyt'ten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyan'ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.
İkinci cereyan ise:
Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir.
Mektubat (RNK) - 58
جريان النورانية
(Nurani cereyan)
Kelimesinde ebced hesabı 1012 olur.
التيار النورانية
(Nurani akım,cereyan)
İse 1003 eder . Bu da dinsizlik cereyanına karşı (risale-i) nur cereyanı, güzel, tayyib hakikatlerle kelimelerle manevi akımlara karşı her daim mücadelede olduğu manası çıkar.
رسالة النورية
Med saymazsak, şedde sayılırsa 1002 eder ki , risale-i nur eserleri , ahirzamanda çıkmış olan cereyanı nemrudaneye ve münafıkaneye karşı nur cereyanı ile karşılık vermekte olduğu anlaşılır.
Bir Kadı beyzavi tefsirinde bu ayet için şöyle bir cümle geçer;
Kelime-i tayyibe, kelime-i tevhide, İslâma ve Kurana davet ile açıklanmıştır.
Kelime-i habise ise; Allah’a şirk koşmak, küfre çağırmak ve hakkı yalanlamak ile tefsir edilmiştir.
Belki de bunlardan murat, bunların hepsidir.
Öyleyse kelime-i tayyibe, hakkı anlatan veya salaha çağıran kelâmdır. Kelime-i habise ise, bunun hilafına olandır. Beyzavi
شجرة الطوبي
Tuba ağacı kelimesinde tenvin nunu sayılırsa ebcedi 1011 tutmaktadır. Bu da mana olarak güzel kelime ( كلمة طيبة:1011) , cennet ağacına benzetilmiş olur ki , kökü yukarda sabit olup, dalları semada süzülen bir ağaçtır.
كلمة خبيثة
Ayetteki habis Kelimesinde ة yi he gibi hesap edersek 1607 eder.
شجرة الزقومية
..kelimesinde ise ye'nin şeddesi sayılır ise 1607 eder. Kötü /habis kelime, cehennemdeki lanetlenmiş zakkum ağacına benzetilme söz konusu olur. Nasıl ki , dikenli,siyah, acılı, zehirli, kötü kokulu olan ve aynı zamanda kökü sabit olmayan zakkum ağacı her şeyi ile sıkıntı ve rahatsızlık verir hatta öldürücü her hastalık vb. için zakkum ismi kullanılır. Öyle de kötü/habis kelime ve cümleler ise insanın tüm organlarına ve manevi latifelerine rahatsızlık verir hatta bazılarını öldürür.
Tûbâ ve zakkum arasında şu mukayeseyi de yapabiliriz:
İyiyi ve güzeli tuba ağacı temsil eder, kötülüğü ve çirkinliği ise zakkum ağacı. Merhamet ve sevgi erleri tûbâ ağacının meyvesinden yemişler, düşmanlık ve kin duygularıyla dolup taşanlar ise zakkum ağacının acı suyundan içmişlerdir. Tûbâ bir cennet ağacı olması hasebiyle güzellikte, itaatte ve imanda çiçekler açmış, meyve vermiş; zakkum ise bir cehennem ağacı olduğu için ateşte, isyanda ve anarşide zehirli dikenler vermiştir
İşte imanın manevî bir tûbâ-i cennet çekirdeğini taşıması, imanda tûbâ ağacının lezzeti gibi bir lezzetin olmasıdır. Küfrün manevî bir zakkum-u cehennem tohumunu saklaması ise, küfürde zakkum ağacının meyvesi gibi bir acının ve elemin olmasıdır.
شجرة ايمان
İman ağacı kelimesine baktığımızda ebced hesabı olarak, 1005 etmektedir. Med sayılmazsa 1004 olur. Sehiv olarak elde edilen 1002 sayısından 2 fazladır. Büyük yekunlerde az küsurat ehemmiyetsizdir.
İman ve islam ağacı, deliller ve hüccetlerle, akli mantıki burhanlarla sabittir. Ama şirk ve küfür aslı yoktur. Ayrıca ağacın diri kalması için nasıl sulanmaya, bakılmaya ihtiyacı varsa, kalpteki iman ağacı da böyledir.
Eğer sahibi faydalı ilimle, sahih amellerle, zikir ve tefekkürle her zaman bakıp onu gözetmezse kuruyabilir.
Bir hadis-i şerifte: "Elbise nasıl yıpranır eskirse, kalpteki iman da öylece yıpranır, eskir.
O halde imanınızı daima tazeleyin" denerek bu gerçek dikkatlerimize sunulmuştur.
Bu ayetin tefsirinde İslâm ağacından şöyle bahsedilir ;
" İslâm ağacının kökü, kalbdeki "La ilahe illallah" kelimesidir. İman kalbde kök salar. Daima zahiri ve batıni salih amel meyvelerini verir. İman ve İslâm ağacının kökleri ilim, marifet ve yakindir. Gövdesi ihlas, dalları amellerdir. Ağaç sulanmazsa kuruduğu gibi, kalbdeki İslâm ağacı faydalı ilim, salih amel, zikir ve tefekkürle sulanmazsa kurur. Habis ağaç ise şirk ağacına işarettir. Şirkin bir delili yoktur. Ne yerde sabit bir kökü, ne semada bir dalı vardır. "İbn kayyım el cevziyye
Ayrıca (كلمة طيبة) kelimesi ve ayeti bir diğer şeye de işaret eder. Hakikatin, cümlenin kalbten gelip dilden dışarıya doğru kelimenin havada süzülmesi ile tuba ağacı birbirine benzer. Kalb köktür. Dalları akıl , çiçeği dildir. Meyvesi ise karşıda bıraktığı tesirdir.
Kablerden ve içten samimiyetle söylenen tüm güzel sözler başka kalbede tesir eder ve sabit kalır. Ama habis/ kötü söz , kararsız olup unutulur gider. İnsana güzelce tesir etmez.
Başka tefsirlerde bu iki âyetin tefsirinde şöyle başka açıklamalar da vardır.
Tefsirlerde ayetteki güzel ağaç için İman, İslâm, marifet,Kuran, tevhid, risalet-i Muhammedi ve kelime-i şehadet, zikirler vb. Teşbihler geçer. Kalp toprağında biten güzel bir ağaca benzetilir. Kıyâmete kadar devam eder ve sabittir . Meyvesi ise salih amellerdir. Ayrıca hurma ağacına da nispet edilir.
Ayetteki habis ağaç için Şirk , küfür, şehvet , fani kitaplar da bu ağaca teşbih edilir. Nefis toprağında yeşerir. Meyvesi Günahlar ve inkardır. Hanzale türü zakkum ağacına, sebatsız, meyvesiz bir ağaca da benzetilmiştir. Hatta bazı rivayetlerde ebu cehil karpuzuna özellikleri itibariyle benzeten de vardır.
Ayrıca güzel ağaç tabirinin içine mümin de girer. Çünkü mümin yeryüzünde yaşamakta, fakat onun ameli her gün göklere yükselmektedir, nitekim ağaç da her zaman meyvesini vermektedir, tıpkı müminin gece ve gündüz her saat yaptıklarını Allah için yapması gibi. Onun için İman ağacının gövdesi marifet, dalları muhabbet, yaprakları şevk, bekçisi helal-harama riayettir. Bu ağaç her nefeste ubudiyet ve nurani meyveler verir.