Veysel Karani’nin münacatının mealini verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu Münacatın baş kısmından bir bölümü Üstad Hazretleri tercüme ederek Yirminci Mektub’da kaydetmiştir. Şu farkla ki, Veysel Karanî’nin “ben” diye başladığı münacatları Üstadımız “biz” şekline çevirmiş ve devamında kısa şerhler de yapmıştır. Sadece ilk münâcâtı misal verelim:

Aslı:

“İlâhi sen benim Rabbimsin, ben ise senin bir kulunum.”

Üstadımızın şerhli tercümesi:

“Yâ İlâhenâ! Rabbimiz Sensin. Çünkü biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden Sensin.”

Biz de önce bu güzel ve hikmetli tercümeyi aynen aktaracak, daha sonra aslını tercüme ederek takdim edeceğiz.

“Evet, bütün mevcudat, güya lisan-ı hal ile Veyse'l-Karanî gibi şöyle münâcât ederler, derler ki:

“Yâ İlâhenâ! Rabbimiz Sensin. Çünkü biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden Sensin.

“Hem Sensin Hâlık. Çünkü biz mahlûkuz, yapılıyoruz.

“Hem Rezzâk Sensin. Çünkü biz rızka muhtacız; elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve rızkımızı veren Sensin.

“Hem Sensin Mâlik. Çünkü biz memlûküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demek Mâlikimiz Sensin.

“Hem Sen Azizsin, izzet ve azamet sahibisin. Biz zilletimize bakıyoruz; üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek Senin izzetinin âyinesiyiz.

“Hem Sensin Ganiyy-i Mutlak. Çünkü biz fakiriz; fakrımızın eline yetişmediği bir gınâ veriliyor. Demek Ganî Sensin, veren Sensin.

“Hem Sen Hayy-ı Bâkîsin. Çünkü biz ölüyoruz; ölmemizde ve dirilmemizde bir daimî hayat verici cilvesini görüyoruz.

“Hem Sen Bâkîsin. Çünkü biz, fenâ ve zevâlimizde, Senin devam ve bekànı görüyoruz.

“Hem cevap veren, atiyye veren Sensin. Çünkü biz, umum mevcudat, kalî ve hâlî dillerimizle daimî bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerlerine geliyor, maksudlarımız veriliyor. Demek bize cevap veren Sensin.”

Ve hâkezâ, bütün mevcudatın, küllî ve cüz’î herbirisi birer Veyse’l-Karanî gibi, bir münâcât-ı mâneviye suretinde bir âyinedarlıkları var. Acz ve fakr ve kusurlarıyla kudret ve kemâl-i İlâhîyi ilân ediyorlar.

Bu münâcâtın tercümesi:

İlâhî sen benim Rabbimsin, ben ise senin bir kulunum.

Sen Halık’sın, yaratıcısın, ben yaratılmış bir mahlûkum.

Sen Rezzaksın, rızık vericisin, ben merzukum, rızıklanıyorum.

Sen Maliksin, ben bir memluk ve köleyim.

Sen Aziz’sin, izzet sahibisin, ben zelilim, biçareyim.

Sen mutlak ve sonsuz bir zenginliğe sahipsin, ben her şeye muhtaç bir fakirim.

Sen zatî hayat sahibisin, ben ölümü tatmaya mahkûm bir canlıyım.

Sen Baki’sin, ben faniyim.

Sen Kerim’sin, ikram sahibisin; ben bayağı, fakir bir varlığım.

Sen ihsan sahibisin, ben günah işliyorum, kötü bir haldeyim.

Sen Ğafur’sun, affedicisin; ben günahkârım.

Sen Azi’sin, izzet ve azamet sahibisin; ben ise hakir, zavallı bir kulum.

Sen kuvvetlisin, ben ise zayıfım.

Sen ita eden, ihsan edensin; ben ise kapında bir dilenciyim.

Sen vadini yerine getiren, güven veren bir eminsin, ben korkulara maruz bir zavallıyım.

Cömert sensin, ben muhtaç ve çaresiz bir miskinim.

Dualara cevap veren sensin, ben ister ve yalvarırım.

Şifa veren sensin; ben hastalıklara maruzum.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...