Yedinci Lem'a'nın Hatimesi'ni özetleyip, bahsedilen tevafukları izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu hatimede, Kur'an’ın mana, lafız, kelime ve diziliş itibari ile de birçok cihetten mucize olduğu anlatılmaktadır.

Üstat Hazretleri bu hatimede Kur'an’daki Allah’ın isim ve sıfatlarının birbiri ile olan bağlantısını ve her bir kelimenin toplamlarının başka kelimeler ile aritmetik ve sıralanış açısından kasdî bir tertip ve tevafuk içinde olduğunu gösteriyor.

Mesela, seksen Allah lafzının önceki ve sonraki sayfalarda birbirlerine denk gelmeleri ve Bakara Suresi'nde 280 küsur Allah lafzının aynı şekilde surenin ayet sayısına denk olması tesadüfün işi değildir. Üstat burada ebced ve cifir ilminin de yardımı ile Kur'an’ın pek çok sırlarını izhar ediyor.

Tevafuk, iki şeyin birbirine uygun ve denk gelmesi demektir. Bilhassa tesadüfe verilme ihtimali olmayan ve arkasında ilahi bir kast ve iradenin varlığı hissedilen denk gelmelere tevafuk denir.

Tevafuklu Kur'an, Kur'an ayetlerinin ve surelerinin biribiri ile olan intizamlı ve harika dizilmeleri ve mütenasip bir nazım içinde olmaları anlamındadır. Bu da Kur'an’ın şekilsel ve aritmetik bir mucizevi yönünün ispat edilmesidir.

Kur'an’ın ayet ve sure sıralamaları öyle alelade ve gelişi güzel bir şekilde değil, Peygamber Efendimiz (asm)'in irşad ve talimatı ile tertip edilmiştir. Bu yüzden Kur'an’ın muhtevasında olduğu gibi, sıralamasında ve şekil cihetinde de mucizevi işaretler bulunuyor.

Münteşir ve matbu' Kur'anlar da ilham-ı İlahî ile olduğundan, yani Üstadımızın yazdırmış olduğu tevafuklu Kur'an İlahî ilham ile olduğu için Kur'an içinde gizli olan birçok şey göze hitap eden mucizelerle ilan ve izhar edilmiş oluyor.

Kur'an’daki tevafuk mucizesi ise, Kur'an’da bulunan toplam 2.806 adet “Allah” lafzının, -bazı müstesnalar hariç- birbiriyle tevafuk etmesidir. Kur'an’ın 604 sayfasının ekseriyetinde “Allah” lafzı mükerrer olarak geçmektedir.

Bu lafızlar, her sayfada ya alt alta ya karşılıklı sayfalarda üst üste ya da bir yaprağın iki sayfasında sırt sırta gelerek ya da sayfalar arasında birbirine tevafuk etmektedir. Rab, Kur'an ve Resul kelimelerinde de aynı tevafuk olduğu gibi daha başka tevafuk çeşitleri de vardır.

Kur'an’ın yazısında olan bu mucizesini ilk olarak Üstad Bediüzzaman Hazretleri keşfetmiştir. Maddeci dinsiz felsefenin insanlara derinden tesir ettiği, akılları gözlerine inmiş ve görmediğine inanmayan veya inanmakta zorlanan insanların yaşadığı böyle dehşetli bir asırda, Kur'an’ın gözlere hitap eden tevafuk mucizesinin ortaya çıkması, gayet manidardır ve tamamen Allah’ın bir lütfudur.

Üstad Hazretleri bu meseleyi şu şekilde tarif ediyor:

"Elhasıl: Kırk muhtelif tabakata ve ayrı ayrı insanlara, kırk vech ile Kur'an-ı Hakîm i’câzını gösterir veya i’câzının vücudunu ihsas eder, kimseyi mahrum bırakmaz. Hatta, yalnız gözü bulunan, kulaksız, kalpsiz, ilimsiz tabakasına karşı da Kur'an’ın bir nevi alâmet-i i’câzı vardır."

(...)

"Ve bunların emsali pek çoktur. Hatta bir kelime, beş altı yerde yapraklar arkasında az bir inhirafla birbirine bakıyorlar. Ve Kur'an’ın birbirine bakan iki sahifesinde, birbirine bakan cümleleri kırmızı kalemle yazılan bir Kur'an’ı ben gördüm, 'Şu vaziyet dahi bir nevi mucizenin emaresidir.' o vakit dedim. Daha sonra baktım ki, Kur'an’ın, müteaddit yapraklar arkasında birbirine bakar çok cümleleri var ki, mânidar bir surette birbirine bakar."

"İşte, tertib-i Kur'an irşad-ı Nebevî ile münteşir ve matbu Kur'anlar da ilham-ı İlâhî ile olduğundan, Kur'an-ı Hakîm’in nakşında ve o hattında bir nevi alâmet-i i’câz işareti var. Çünkü o vaziyet ne tesadüfün işi ve ne de fikr-i beşerin düşünüşüdür. Fakat bazı inhiraf var ki, o da tab’ın noksanıdır ki, tam muntazam olsaydı, kelimeler tam birbiri üzerine düşecekti."

"Hem, Kur'an’ın Medine’de nâzil olan mutavassıt ve uzun sûrelerinin herbir sahifesinde lâfzullah pek bedî bir tarzda tekrar edilmiş. Ağleben ya beş, ya altı, ya yedi, ya sekiz, ya dokuz, ya on bir adet tekrarla beraber, bir yaprağın iki yüzünde ve karşı karşıya gelen sahifede güzel ve mânidar bir münasebet-i adediye gösterir." (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, On Sekizinci İşaret)

"Haşiye: Tevafukat ise, ittifaka işarettir. İttifak ise, ittihada emaredir. İttihat ise, vahdete alamettir. Vahdet ise, tevhidi gösterir. Tevhid ise, Kur'an'ın dört esasından en büyük esasıdır..." (bk. age., Yirmi Sekizinci Mektup, Sekizinci Risale...)

Tevafuklu Kur'an’ın yazılmasındaki hikmet, Kur'an’ın mucizevi bir yönünü beyan ve ispattır. Ebcet ve cifir ilmine tam vakıf olmayan birisi, bu ilme dayanan tevafuk mucizesini etraflıca ve teknik bir şekilde idrak edemez. Yani şu harfin değeri şu, şu kelimenin adedi şuna müsavidir, şeklinde kendini gösteren bu mucizeyi tam anlamak için, bu ilimlerde tam vukufiyet lazımdır. Lakin Üstad Hazretleri bu hususu bizzat kendisi yapıp, neticeyi bizim için ortaya çıkardığından, bir derece biz de anlayabiliyoruz.

Yani Kur'an’ın her bir ayeti, her bir kelimesi ve her bir harfi biribiri ile alakalıdır ve uyum içindedir. İşte Üstad Hazretleri ebcet ve cifir ilimlerinin yardımı ile bu manevi ilişkileri ve mucizevi denklikleri açığa çıkarıp, onun bu yönünün de mucizeleri muhtevi olduğunu beyan ediyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...