Yirminci Lem'a'nın başındaki hadis-i şerifin, devamında gelen Birinci Nokta ile arasındaki bağ nedir; nasıl anlamalıyız?
Değerli Kardeşimiz;
"İnsanlar helâk oldu, âlimler müstesna. Âlimler de helâk oldu, ilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helâk oldu, ihlas sahipleri müstesna. İhlas sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar." (Lem'alar, Yirminci Lem'a: Hadis-i Şerifin Meali)
Bu hadis-i şerif ihlas hakkında olup Yirminci Lem'a’nın esası ve ruhudur. Bir parçasına ve cüzüne münhasıran değildir, her nüktenin cevabı ihlasa bağlı olarak ele alınmıştır.
Bizim kanaatimize göre burada helak olan şahıs değil, amelidir. Amel ihlassız ise, bu amel helak olmuş demektir. Şayet amellerimizin günah-sevap terazisi günahtan yana çekerse, o zaman şahıs da helak olur. Yoksa bir ihlassız amel ile şahıs helak olmaz. İnsanın hayatının tamamen kusursuz ve ihlaslı olması mümkün değildir. Zaten Allah, insanlara günah ve sevaplarının galibiyetine göre muamele edecektir. Sevapları günahlarına galip gelenler kurtulurlar. Haliyle bir ihlassız amel, sahibini külliyen helak etmez. Lakin bu günahların da tövbe ile derhal imha edilmesi mümkündür.
"İşte bu müthiş marazın merhemi, ilâcı, ihlâstır. Yani, hakperestliği nefisperestliğe tercih etmekle ve hakkın hatırı, nefsin ve enâniyetin hatırına galip gelmekle, اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللّٰهِ sırrına mazhar olup, nâstan gelen maddî ve mânevî ücretten istiğnâ etmekle(HAŞİYE) وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ sırrına mazhar olup, hüsnü kabul ve hüsn-ü tesir ve teveccüh-ü nâsı kazanmak noktalarının Cenâb-ı Hakkın vazifesi ve ihsanı olduğunu ve kendi vazifesi olan tebliğde dahil olmadığını ve lâzım da olmadığını ve onunla mükellef olmadığını bilmekle ihlâsa muvaffak olur. Yoksa ihlâsı kaçırır." (bk. age.)
Müminler arasında ittifak ve uhuvvet ihlasın bir neticesi olduğu gibi, ihtilaf ve nifak da ihlassızlığın bir neticesidir. Hâl böyle olunca, ihlası ihtar ve ikaz eden bu hadis-i şerifin, ittifakı tavsiye eden bahisle doğrudan bir bağı olduğu açıktır. İttifak da bir ibadettir. İbadetin ruhu ise ihlastır.
Mümin kardeşlerimizle ittifakımızın, Allah’ın rızasının dışında olması halinde bir manası yoktur. Her iş, her fiil ve her amel ancak ihlas ile mana kazanır, kıymetlenir ve netice verir. Allah’ın yardımı ve rızası için bir araya gelen -velev az olsa bile- cemaat üzerinedir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Hadisin sonunda bahsedilen pek büyük bir tehlike veya tehlikeler nedir ve bu tehlikelerden nasıl korunabiliriz?
Hadisin sonundaki "İhlas sahipleri de pek büyük bir tehlike üzerindedirler" ifadesi, bir insanın ihlası kazanmasının yetmediğini, onu muhafaza etmenin son derece zor ve sürekli bir teyakkuz gerektirdiğini ifade eder.
Bediüzzaman Said Nursi, Yirminci ve Yirmibirinci Lem'alarda bu tehlikeleri ve bunlardan korunma yollarını derinlemesine analiz eder. Sorunuzu bu çerçevede iki başlıkta inceleyebiliriz:
İhlas Sahiplerini Bekleyen "Pek Büyük Tehlikeler" Nelerdir?
İhlası kazanan bir mümini yolundan saptırabilecek ve amellerini iptal edebilecek başlıca tehlikeler şunlardır:
Riyakârlık ve Gizli Şirk (Göz Boyama): Amelleri Allah rızası için değil, insanların beğenisi, takdiri veya makam-mevki kazanmak için yapmak. Bu, ihlasın en büyük düşmanıdır.
Hubb-u Cah (Şöhret ve Makam Sevdası): İnsanların teveccühünü (ilgisini) kazanma arzusu. Bu his, insanı farkında olmadan amellerini sergilemeye ve ihlası kaybetmeye zorlar.
Enaniyet ve Benlik (Ego): "Bu hizmeti ben yaptım", "Ben olmasaydım bu iş yürümezdi" gibi düşüncelerle başarıyı kendinden bilmek.
Rekabet, Kıskançlık ve Hakaret: Aynı amaca hizmet eden din kardeşlerine karşı gıpta yerine kıskançlık beslemek, onları rakip olarak görüp çürütmeye çalışmak.
Korku ve Dünyevi Menfaat: Dünyevi bir zarardan korkarak veya küçük bir menfaat karşılığında hakikati feda etmek ya da hizmeti durdurmak.
Bu Tehlikelerden Nasıl Korunabiliriz? (İhlası Kazanma ve Muhafaza Etme Yolları)
Eserde, bu büyük tehlikelere karşı adeta birer zırh hükmünde olan şu çareler ve düsturlar sunulur:
Rıza-yı İlahi'yi Yegâne Amaç Yapmak
Eğer Allah razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yoktur. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yoktur. Bu yüzden amellerde yalnızca ve yalnızca Allah'ın rızası aranmalıdır.
Teveccüh-ü Nâstan (İnsanların İlgisinden) Kaçmak
İnsanların takdir ve tebrikleri birer ücret gibidir ancak bu ücret ihlası eritebilir. Dolayısıyla mümin, insanların övgüsünü değil, Allah'ın kabulünü esas almalıdır.
İhlası Kıran Sebeplere Karşı Reçeteler
Ruh tahlili yapmak: İnsan kendi kusurlarını ve acziyetini bilirse enaniyetten kurtulur. Başarıyı kendinden değil, Allah'ın bir lütfu olarak görür.
Gıpta damarını rekabete dönüştürmemek: Din kardeşlerinin başarılarından memnun olmak, "Onlar yapıyorsa ben de sevap kazanıyorum" bilinciyle hareket etmek gerekir. Müminler birbirinin rakibi değil, yardımcısıdır.
"İhlası Kazanmanın ve Muhafaza Etmenin En Etkili İki Sebebi"
Bediüzzaman Hazretleri bu iki koruyucu maddeyi özellikle vurgular:
Râbıta-i Mevt (Ölümü Düşünmek): Dünyanın fani olduğunu, bir gün öleceğimizi ve hesaba çekileceğimizi sık sık tefekkür etmek, nefsin dünyevi şöhret ve makam arzularını kırar. Ölümü düşünen insan, ihlası zedeleyen riyadan uzaklaşır.
İman Hakikatlerini Tefekkür Etmek (Huzur-u İlahi): Her an Allah'ın huzurunda olduğunun, O'nun bizi gördüğünün ve bildiğinin bilincinde olmak. Başkasının görmesinin veya beğenmesinin Allah'ın görmesi yanında hiçbir kıymeti olmadığını derinden hissetmek.
Özetle; Hadis-i şerifin dikkat çektiği o "büyük tehlike", insanın nefsinin ve şeytanın son nefese kadar boş durmayacağı gerçeğidir. İhlas bir kez kazanılınca biten bir süreç değil; her amel, her gün ve her niyetle yeniden tahkim edilmesi gereken dinamik bir kalbi ameldir. Korunmanın yolu ise her işte "Beni gören ve niyetimi bilen bir tek Allah var" bilinciyle hareket etmektir.
Allah razı olsun.