"Zâika telgrafçıdır, telziz ile baştan çıkarma." Bu kısmı tıbbi açıdan izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bütün gıdaların tadını alan dilin, canlıların beslenmesinde büyük bir ehemmiyeti vardır. Cenab-ı Hak, küçük bir et parçasına bütün meyve, sebze, baharat ve sairelerin ayrı ayrı tatlarını yerleştirmiş. Aslında aynı elementten meydana gelen bu gıdaları beynimiz tatlı, acı, ekşi ve tuzlu olarak ayırmaktadır. İnsanlar birbirlerine benzeyen bir meyvenin tatlarını, dilleri sayesinde birbirinden ayırt edebilmektedir.

Tat alma duyusu, dilimizin üzerindeki alıcı sinir uçları sayesinde gerçekleşmektedir. Bu sinir uçları tat alma tomurcukları olarak tavsif edilmiştir. Bu tat alma tomurcukları papilla adı verilen yapılarda bulunmaktadır. Tomurcuk şeklinde dil üzerinde çıkıntılar bulunmaktadır. Bunlar reseptör sinir uçlarıdır.

Tatlı besinleri hissedecek olan tomurcuk şeklindeki alıcı sinir uçları, dilimizin yanlarında ve ön kısmında bulunmaktadır. Tuzlu besinleri hissedecek olan reseptörler dilimizin orta kısmındadır. Ekşi ve acı besin maddelerini hissedecek alıcılar ise dilimizin arka kısmında bulunmaktadır.

Besin maddeleri suda çözünmektedir. Suda çözünen tat maddeleri tat alma tomurcuklarını uyarmaktadır. Tat alma tomurcuklarında meydana gelen uyarılma ile birlikte bu durum sinirler vasıtasıyla beynimizin tat alma merkezine bildirilmektedir. Tüm bu faaliyetlerin sonunda almış olduğumuz besinin tadını hissederiz.(bk. Bilgiustam adlı web sayfasından alınmıştır. Erişim: 01 Kasım 2017/08:45.)

"Zâika telgrafçıdır; telziz ile baştan çıkarma." (Sözler, Lemeât, Zâika telgrafçıdır; telziz ile baştan çıkarma.)

Zaika, tat alma duyumuzdur, telziz (lezzetlenme) ise bu duyunun lezzet alma kabiliyetidir. Allah her bir azamıza bir vazife ve bu vazifeye mukabil bir de ücret vermiştir.

Tat alma duyusunun biri maddi diğeri manevi olmak üzere iki vazifesi bulunuyor. Fizikî vazifesi, insan bedenine girecek olan gıdaların teftiş edilmesidir. Ağzımız ve ağzımızdaki tat alma duyusu her gıdayı mideye göndermez. Önce teftiş eder, tadı iyi ve tanıdık ise içeri gönderir; tadı kötü ve yabancı ise dışarı atar.

Mesela, zararlı ve zehirli bir şey ağzımıza girse hemen tükürür, dışarı atarız. Bu tat alma duyumuzun fıtrî bir savunma hareketidir. Lezzetli ve faydalı gıdaları ise afiyetle tadıp mideye gönderir.

Tat alma duyumuzun manevî vazifesi ise, lezzetleri tattıktan sonra şükre kapı açmaktır. Yeryüzünde ne kadar yiyecek ve içecekler varsa, Allah hepsine ayrı bir tat ve ayrı bir lezzet koymuş. Tat alma duyusu da bu tat ve lezzetleri tadarak nimeti verene şükretmeye kapı açıyor. Tat alma duyusu olmasa idi, dünya sofrasındaki sayısız lezzetler gizli kalır ve şükrün kapısı kilitlenirdi. İnsan duyularının hepsi Allah’ın ihsan ve ikramlarına açılan birer pencere ve birer kapılar hükmündedir.

Tat alma duyusu lezzetlere müptela olup, sadece işin lezzet ve haz kısmına hasr-ı nazar eder ve asıl vazifesi olan teftiş ve şükür vazifesini unutursa iş değişir. Hedonist / hazcı felsefe, tam da işin bu kısmından zuhur etmiştir.

Hazcılık veya hedonizm, hazzın mutlak manada iyi olduğunu, insanın bütün fiillerinin nihaî olarak haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış şekli olduğunu savunan felsefi bir görüştür.

Başta obezite olmak üzere birçok hastalığın, manevi hastalıklarların (bencillik ve egosantrik düşünceler) sebebi ölçüsüz beslenme ve aşırı yiyip içmenin neticesidir. İnsan sadece hazzın peşinde koşan bir hayvan gibi olur.

Hâlbuki dünya nimetleri beka âlemindeki asıl nimetlere işaret eden remizlerdir. Yani dünya nimetleri tadımlık, ahiret nimetleri ise doyumluktur. Hazcılıkta ise sadece dünya nimetleri ve ondaki lezzetlere hasr-ı fikir etme söz konusudur.

Ayrıca sadece hazzı ve nefsini düşünen insanlar bencil ve hırslı olur, içtimai hayatı zehir ederler. Vahşi kapitalizm ve onun beslediği emperyalistler, birçok ülkeyi sömürmekte, milyarlarca insanın aç kalmasına ve ölmesine sebep olmaktadırlar.

İşin bir de iktisat boyutu vardır. Tat alma duyusu lezzet ve hazlar ile şımartılıp yoldan çıkarılırsa o zaman israf, savurganlık ve lüks tutkusu gibi hisler, hem geçimi zorlaştırır hem de insanı olmadık yollara ve haramlara sevk eder. Şımarmış bir tat alma duyusunu memnun etmek için çok para ve servet gerekir. Helal para ve servet yetmezse haram yollara başvurmaya yönelir. Yani iş zincirleme büyüyüp gider.

Öyle ise tat alma duyusunu lezzetler ve hazlar ile yoldan ve baştan çıkarmamaya dikkat etmeliyiz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

HAZ ODAKLI YAŞAM

 “Yiyeceklerde hazzı merkeze alırsan, cinsellikte de hazzı merkeze alabilirsin.”

Hem zevkî gıdalarda şehveti arttıran unsurlar olduğunu bilim söylüyor. Kuruyemişler, tatlılar vs. 

Bunları yemek haram değildir ama alışkanlık haline getirmek doğru değildir. Yani onsuz yapamamak, ona bağımlı olmak yanlıştır. 

İnsan tek tek alanlarda değil, bir merkez etrafında yaşar.

İnsanda tek bir “haz merkezi” vardır:

Ağız (tat)

Göz (görsel haz)

Şehvet (cinsellik)

Güç ve övülme hazzı

Bunlar ayrı ayrı çalışmaz.

Birinde “sınırsızlık” alışkanlık hâline gelirse, diğerleri de aynı dili öğrenir.

Risale’deki asıl uyarı ne?

Risale:

“Tatlı yeme” demez

“Cinsellik isteme” demez

Ama şunu söyler:

> “Zevki hayatın mihveri yapma.”

Çünkü:

Mihver = merkez

Merkez bozulursa → bütün sistem bozulur

 Haz odaklı yaşamın kaçınılmaz sonucu

Senin dediğin gibi:

> “Zira haz odaklı yaşam başlar.”

Bu başladığında şu zincir oluşur:

1. Yeme → lezzet arayışı

2. Alışkanlık → sıradanlaşma

3. Yetmemek → daha fazlasını isteme

4. Tatminsizlik → huzursuzluk

5. Aynı dilin cinselliğe taşınması

Üstad’ın bütün bu bahsi özetleyen ruhu şudur:

> “Lezzet maksat olursa, hayat zehir olur.”

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...