"Zarara kendi rızasıyla girene merhamet edilmez..." ifadesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Samimi bir tövbe eden kulunu Cenâb-ı Hak affettiğine göre, insanın affetmemesi nasıl olur?

Bazı insanlar günahlara kendi rızalarıyla ve severek girer, bununla da yetinmeyip başkalarını o pis yola çekmeye çalışırlar. Bunlar merhamete layık değillerdir.

Yaptığı hataların yanlış olduğunu bilen ama nefsine söz dinletemeyen, bu halden de rahatsız olup kurtulmayı kalben isteyen insanlara günün birinde tövbe nasip olabilir. Ve onlar mazide ne kadar günah işlemiş olurlarsa olsunlar Allah sonsuz rahmetiyle onlara hidayet ve istikamet nasip edebilir.

“Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez.” ifadesi, hüküm veren hakimi, cezayı tatbik edecek yetkiliyi alâkadar eden bir kaidedir. Yoksa günahlara, sefahate, isyana ve dalâlete girmiş insanlara acımak, şefkat etmek ve hikmet dairesinde kurtulmalarına çalışmak dinimizin emri ve insanlığın icabıdır.

Şu ifadeler Üstadımızın şefkatini ortaya koymaktadır:

“Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükselmiş içinde evladım yanıyor ve imanın tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı ve evladımı kurtarmaya koşuyorum...”(1)

Rahim ve Hakîm” isimlerine mazhar olan Üstadımız, günah ve isyan yangınında yanan insanlara acımış, imdatlarına koşmuş, onların ızdıraplarını kalbinin derinlerinde hissetmiştir.

Ayrıca Zübeyir Ağabeyimizin bu meselede şu tazarruu çok manidardır:

“Eğer teessür ve ızdırap karşısında kalpten bir parça kopsa idi; bir genç dinsiz olmuş haberi karşısında, o kalbin atom zerratı adedince paramparça olması lazım gelirdi.”

Fakat adâletin tatbiki, hukukun işlemesi, beşerî münasebetlerin korunması, hayatın muhafazası için canilerin cezalandırılması şarttır. Böyle kimselere adâletin gereği yapılır, asla acınmaz ve şefkat edilmez.

(1) bk. Tarihçe-i Hayat, Tahliller.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

zahranur

13.lemanin,13.işaretinin 3.noktasinda ise;"Bir mü'minin birtek seyyiesiyle bütün hasenatini örter..Halbuki Cenab-i Hakk ,haşirde adalet-i mutlaka ile mizan-i ekberde ,amal-i mükellefini tarttığı zaman galibiyeti mağbuluyeti noktasinda hükmeyler.."diye geçiyor.Kafama takilan sey;eşiniz gaflete,dalalete dalip,günahlar işliyor,ama yaptığı hatalarini da düzeltmiyor.Buna nefsine uyduğu için bataklıkta olduğu için acımalı mıyız,yoksa zarara kendi rızasıyla girdiği ve devam ettiği için şefkata müstehak değil midir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)
Kendi rızası ile zarara girenlere acımaması gerekenler; cezai müeyyideleri uygulayan kişilerdir. Cezayı uygulayanların, ne acıması ve ne de kin ve öfke ile yaklaşmaması gerekmektedir; bu hukuk kaidesi, Yirmi İkinci Mektup'ta şöyle ifade edilmektedir:
"Bir zaman, bir hâkim, bir hırsızın elini kestiği vakit eser-i hiddet gösterdiği için, ona dikkat eden âdil âmiri onu o vazifeden azletmiş. Çünkü şeriat namına, kanun-u İlâhî hesabına kesseydi, nefsi ona acıyacaktı. Ve kalbi hiddet etmeyip, fakat merhamet de etmeyecek bir tarzda kesecekti. Demek, nefsine o hükümden bir hisse çıkardığı için, adaletle iş görmemiştir."(1)
(1) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
tufanyılmaz
ALLAH RAZI OLSUN.ÜSTADIMIZIN ŞEFKATİ, MERHAMETİ MUAZZAM DERECEDE.ZATEN HAYATI BOYUNCA DA BİR ÇİLE EHLİ OLMASI VE KENDİSİNİ ZİNDANLARA ATANLARA HAKKINI HELAL ETMESİ İNSANLARA NE KADAR ŞEFKAT ETTİĞİNİN BİR GÖSTERGESİDİR.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
bileri
Allah razi olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
k.toprak
Islam ve hakikat dusmanlarini dusununuz onlara gercekleri sunuyorsunuz.onlar sizin anlattiklarinizi hafife alip dalga geciyorlar.ve gunahlarina ve fasikliklarina devam ediyorlar.sanirim bu tur zarara kendi rizasiyla girenlere acinmaz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Kainat yolcusu

Yazınızda bu hükmü hukukla ilgili olduğunu ve içtimai hayatta bireylerin kullanabileceği bir şey olmadığını belirtmiştirniz. Hâlbuki Üstad Bediüzzaman "Hem nev'-i insanın ekseriyetini teşkil eden ihtiyarlardan ve hastalardan sorunuz. Elbette ekseriyet-i mutlaka ile esefler, hasretler ile "Eyvah gençliğimizi bâd-i heva, belki zararlı zayi' ettik. Sakın bizim gibi yapmayınız." diyecekler. Çünki beş-on senelik gençliğin gayr-ı meşru zevki için, dünyada çok seneler gam ve keder ve berzahta azab ve zarar ve âhirette cehennem ve sakar belasını çeken adam, en acınacak bir halde olduğu halde اَلرَّاض۪ى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ sırrıyla hiç acınmaya müstehak olamaz." diyerek sanki bunun içtimai bir kaide olduğunu da belirtmiş. İzah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Zarara rızası ile giren birisi bir gün rızası ile bu yoldan çıkmak isterse Allah’ın af ve rahmet kapısı her daim açıktır. Yok zararda gitmekte ısrar eder aynı hatasını sürdürürse o zaman şefkat hakkını kaybeder cezaya müstahak olur.

“Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez.” ifadesi hüküm veren hakimi, cezayı tatbik edecek yetkiliyi alâkadar eden bir kaidedir.” Cümlesi kişi pişman olsa da yine geçerlidir.

Mesela cinayet işleyen bir adam samimi nedamet ve tövbe etmiş olsa bile hukuk açısından ceza almaktan kurtulamaz onun samimi pişmanlığı dünya hukukunda değil ahirette geçerli olur. Yani nedamet ve tövbe ceza gerektiren suçlarda geçerli değildir.

“Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez.” kaidesi tövbe eden birisi ne kadar pişman da olsa samimi de olsa merhameti hak etmez demek Allah’ın af ve merhamet kaidesine uygun düşmez.

O zaman “Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez.” kaidesi mutlak olarak zararda her daim ısrar eden asla nedamet ve pişmanlık göstermeyen ve kalbi katılaşmış kişiler için geçerlidir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...