"Esas-ı velâyet ve esas-ı takvâ ve esas-ı azimet ve esâsât-ı Sünnet-i Seniye gibi ince, fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Meselâ, hâdisât-ı zamaniye bahanesiyle Vehhâbîlik ve Melâmîliğin bir nev'ine zemin ihzar etmek tarzında, bazı ruhsat-ı şer'iyeyi perde yapıp eserler yazılmış. Risaletü'n-Nur, gerçi umuma teşmil suretiyle değil, fakat herhalde hakikat-i İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velâyet ve esas-ı takvâ ve esas-ı azimet ve esâsât-ı Sünnet-i Seniye gibi ince, fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisâtın fetvalarıyla onlar terk edilmez."(1)

"Esas" bir şeyin temeli, esası ve ruhu manasında kullanılıyor. Dolayısı ile "esas-ı velayet" ifadesi "velilik müessesesi" demektir. Risale-i Nurlar velayetin mühim bir kaynağı olan tasavvuf ve tarikatı kabul ettiği gibi, onu güzelce müdafaa da ediyor. Bu, Nur talebelerinin aslî bir vazifesidir.

"Esas-ı takva" ve azimet de günahlardan kaçınmak manasına geliyor ki, Risale-i Nur talebelerinin, iman hizmetinden sonra en mühim vazifesi takva ve azimet ve bunlara hizmet etmektir.

"Esas-ı sünnet", sünnete ittiba etmek anlamına geliyor ki, bu zaten dine hizmet mânası taşıyor ve her Müslümanın aslî bir vazifesidir.

Maalesef günümüzde bazı bid’at fırkalar hem tarikatı, hem takvayı hem de sünneti tahrip etmeye yelteniyorlar. Nur talebelerinin iman hizmetinden sonra bu fırkalarla mücadele etmesi aslî bir vazifesidir.

Takva; korkmak, sakınmak, Allah korkusuyla günahlardan korunmak ve şüphelilerden uzak durmaktır.

Allah Resulü (asm.) “Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır” diye başlayan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Nasıl bir çoban, koruluğun kenarında koyun otlattığında, koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın da harama düşme ihtimali öylece vardır.”

Şüpheli, haramın en yakın komşusudur. O araziye girenin bir süre sonra haram sahasına düşmesi kuvvetle muhtemeldir.

Hadiste geçen “otlatma” tabiri çok mühimdir ve nice hikmetleri ifade eder. “Koyunlar” kelimesinin çoğul olmasıyla, bizim her duygumuz, her hissimiz, aklımız hafızamız, hayalimiz birer koyuna benzetilmiş oluyor. Ve her birinin otladığı şeyler, diğerinden çok farklı.

Otlamada, ağza alıp bir süre çiğnedikten sonra mideye gönderme söz konusu olduğu gibi, biz de bir şeye baktığımızda o şeyin görüntüsü gözümüzden içeri girer. Aynı şekilde, düşündüğümüz şeyler de aklımızda yoğrulur ve hazmedilirler.

Kulaktan giren sesler de koyunun ağzından içeri giren otlar gibi. Kulak zarında titreşime dönüşen bu sesler, bir takım istihaleler neticesinde mâna olarak akla takdim ediliyorlar.

İnsan, kendisine emanet edilen kalbini, aklını ve bütün duygularını şüpheli arazilerden uzak tutmak mecburiyetinde. Takva bunu gerektirir. Aksi halde akibeti harama varan büyük bir zarara uğranılması kaçınılmazdır.

Takvada ilk akla gelen, haramları terktir. Bunu, mekruhlardan, yani çirkin işlerden sakınma takip eder.

Daha sonra şüpheliler karşımıza çıkar. Bunların da mekruhlar gibi haramla bir başka komşulukları vardır. Hakkında kesin bir hüküm olmayan işlerde, takvaya uygun olan, haram olma ihtimalini ön plana alıp o fiilleri terk etmektir.

Sonra mübah ve helâl olanlar gelir. Bunlardan ihtiyaç nisbetinde istifade edip israftan sakınmak da takvadandır.

Tefsir âlimleri, farklı âyet-i kerimelerden hareketle, takvayı üç mertebeye ayırmışlardır.

- İman ederek şirkten korunmak. Kişi böylece ebedî cehennemde kalmaktan korunmuş olur.

- Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak. Takvanın en yaygın mânası budur.

- Kalbini Hak’tan alıkoyan her şeyden uzak durmak.

Bunlardan birincisine “şirkten takva,” ikincisine “masiyetten takva,” üçüncüsüne de “masivadan takva” denilir.

Üstad Hazretleri, “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var.” (Lem’alar) buyurarak, insanları yolun başında yakalamaya çalışmış ve bütün ömrü boyunca onları günah ve isyandan uzaklaştırıp ibadet ve takva dairesine çekmeye gayret etmiştir.

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (48. Mektup).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Adem68474
Esası takva ile esası azimet arasındaki farkı izah edermisiniz
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Takva ile azimet aynı anlama geliyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...