Block title
Block content

"Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez." sözünü nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İnsan kusurunu bilse, anlasa o kusur, kusurluktan çıkar." düsturu konumuz hakkında ehemmiyetlidir. Tövbe ciddiyetle yapıldığı takdirde Cenab-ı Hak affetiğine göre, insanın affetmemesi hiç mümkün mü? 

"Kendisine şefkat edip acınmaz." hususu, kişinin kendisine gerekli şekilde tavsiyeler yapıldığı halde o, bunları dinlemeyerek kendi nefsinin peşinden gittiği takdirde söz konusu olur. Yoksa o kişi o davranışın kötülüğünü anlayıp, avdet ettiği takdirde; elbette o kişi affa layık olur.

Yüce Allah, insanı sevap ve günah işleyebilecek bir özellikte yaratmıştır. Yapılan kötülüklerden, işlenen günah ve kabahatten kurtulma, manevî kirlerden arınma yolu tövbedir. Tövbe ile insan, yapmış olduğu günah ve kusurlardan kurtulur ve o günahı hiç işlememiş gibi tertemiz olur. Her insanın tövbeye ihtiyacı olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

Tövbe, günahın hemen peşinden olabileceği gibi, ölüm döşeğine düşüp, ölüm emarelerinin belirmesi öncesine kadar devam eden bir zaman içinde yapılabilir. İnsanın eceli belli olmadığı için, bir an önce tövbe etmelidir.

Tövbe etmek için, insanın bir aracıya ihtiyacı olmadığı gibi, belirli zaman ve mekân da tövbe eylemini gerçekleştirmek gibi, bir zorunluluk da yoktur.

Gerçek tövbe için; kişi geçmişe pişmanlık duymalı, gelecekte aynı hatayı işlememe kararı ile birlikte, yaşadığı ortamda günahı terk etmelidir. Kul haklarının sahibine iade edilmesi tövbenin en önemli rüknüdür.

Yapılan tövbe sonucu, günahlardan temizlenip temizlenilmediği kuşkusu yersiz olup, Allah her türlü günah işleyeni temizlemek için tövbe kapısını açık bulundurmaktadır. İnsanların dikkatli olması gereken husus; tövbenin sahih olarak ortaya konulup konulmadığıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

zahranur

13.lemanin,13.işaretinin 3.noktasinda ise;"Bir mü'minin birtek seyyiesiyle bütün hasenatini örter..Halbuki Cenab-i Hakk ,haşirde adalet-i mutlaka ile mizan-i ekberde ,amal-i mükellefini tarttığı zaman galibiyeti mağbuluyeti noktasinda hükmeyler.."diye geçiyor.Kafama takilan sey;eşiniz gaflete,dalalete dalip,günahlar işliyor,ama yaptığı hatalarini da düzeltmiyor.Buna nefsine uyduğu için bataklıkta olduğu için acımalı mıyız,yoksa zarara kendi rızasıyla girdiği ve devam ettiği için şefkata müstehak değil midir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)
Kendi rızası ile zarara girenlere acımaması gerekenler; cezai müeyyideleri uygulayan kişilerdir. Cezayı uygulayanların, ne acıması ve ne de kin ve öfke ile yaklaşmaması gerekmektedir; bu hukuk kaidesi, Yirmi İkinci Mektup'ta şöyle ifade edilmektedir:
"Bir zaman, bir hâkim, bir hırsızın elini kestiği vakit eser-i hiddet gösterdiği için, ona dikkat eden âdil âmiri onu o vazifeden azletmiş. Çünkü şeriat namına, kanun-u İlâhî hesabına kesseydi, nefsi ona acıyacaktı. Ve kalbi hiddet etmeyip, fakat merhamet de etmeyecek bir tarzda kesecekti. Demek, nefsine o hükümden bir hisse çıkardığı için, adaletle iş görmemiştir."(1)
(1) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
k.toprak
Islam ve hakikat dusmanlarini dusununuz onlara gercekleri sunuyorsunuz.onlar sizin anlattiklarinizi hafife alip dalga geciyorlar.ve gunahlarina ve fasikliklarina devam ediyorlar.sanirim bu tur zarara kendi rizasiyla girenlere acinmaz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...