"Zevilhayat olanların, tezahürât-ı hayatiye denilen, Hâlıklarına tahiyyâtları; ve rumûzât-ı hayatiye denilen, Sânilerine tesbihatları; ve semerat ve gayât-ı hayatiye denilen, Vâhibü’l-Hayata arz-ı ubûdiyetlerini..." altıncı emri izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan Sûresinde (1,2) şöyle buyrulur:

“ Gerçekten insan üzerinden öyle uzun bir süre gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi?! Biz insanı bir takım katkılarla karıştırılmış bir nutfeden yarattık; Onu denemek üzere de işitici ve görücü yaptık.”

Aynı hal, bütün canlılar için de geçerlidir. Onlar da, bir zamanlar hiç ortada yokken, kendilerinden söz edilmezken Allah’ın inayetiyle varlık sahasına çıktılar. Bununla da kalmayıp “işitici ve görücü” kılındılar, hislerle donatıldılar; kâinatla irtibat kurdular. Şu farkla ki, insan dışındaki canlılarda “imtihan” söz konusu değildir; onun için işitmeleri de görmeleri de çok sınırlıdır.

Bir yumurtayı düşünelim. Bu yumurta bir zamanlar hiç ortada yoktu. Sonra tavuğun yediği muhtelif şeylerden akıl almaz bir netice yaratıldı. Daha sonra onun üzerinden yirmi bir gün gibi bir kuluçka zamanı geçtikten sonra, o görmeyen yumurtadan gören bir civciv çıktı, o işitmeyen, yemeyen, içmeyen, sevmeyen, korkmayan yumurtadan bu ve benzeri nice hislerle donatılmış bir varlık yaratıldı. Bütün bu hayat tezahürleri Allah’ın o yumurtaya ve ondan çıkan civcive birer hediyesidir.

Hayatın, görünen ve anlaşılan bu gibi hususiyetleri yanında, daha bilmediğimiz nice cilveleri daha vardır ki, bunlar “rumuzat-ı hayatiye” ile ifade ediliyor. Rumuz, “remizler, gizli işaretler” demektir. Bunlar insan ruhunda, diğer canlılardan çok daha zengin olarak mevcuttur. İnsan ruhu, “akıl, kalp, hayal, hafıza” gibi temel latifeler yanında, “şefkat, rikkat, endişe, merak, merhamet, öfke, kıskançlık, haset” gibi nice “rumuzat-ı hayatiye” ile adeta kaynaşmaktadır.

Bunlar da bir yönüyle hayatın tezahürleridir ve İlâhî birer tahiyyedirler, hediyedirler. Bunlara sahip olan canlılar, o ince duygulardaki harika yaratılış ve akıl almaz sanat incelikleri ile Sanilerini tesbih eder, onun her türlü noksandan münezzeh ve bütün kemal sıfatlara sahip bir Hâlık olduğunu hal diliyle ilan ederler.

Böyle harika bir hayata sahip, böyle dakik hissiyatla donatılmış canlıların, kendilerine verilen bu sermayeyi yaratılış gayelerine uygun olarak kullanmaları gerekir. Onların hayatlarından asıl maksat ve gaye budur. Bu konuda Külliyat’da “vezaif-i eşya sûretinde ubudiyetleri var” ifadesi geçer.

İnsan dışındaki bütün canlı türleri, bu fıtrî vazifelerini eksiksiz yapmakla hayatları boyunca daima ibadet halindedirler. İnsan ise, bu dünya imtihanın bir icabı olarak, maddî ve manevî bütün cihazlarını “doğru veya yanlış kullanma” konusunda serbest bırakılmıştır.

Bir mü’min, bu hayat sermayesini Hâlıkının tahiyyatında, tesbihatında kullanmakla ve ubudiyetini O’na arz etmekle kalmaz, diğer mahlûkatın tesbihatlarını, tahiyyatlarını da, arzın halifesi olarak, kendi namına Rabbine takdim eder.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...