"Alem-i misal, nihayetsiz fotoğraflar ve herbir fotoğraf, hadsiz hâdisât-ı dünyeviyeyi aynı zamanda hiç karıştırmayarak alıyor... Cennette saadet-i ebediye ashablarına da dünya maceralarını ve eski hâtıratlarını,.." Bu paragrafı izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Gördüm ki, âlem-i misal, nihayetsiz fotoğraflar ve herbir fotoğraf, hadsiz hâdisât-ı dünyeviyeyi aynı zamanda hiç karıştırmayarak alıyor. Binler dünya kadar büyük ve geniş bir sinema-i uhreviye ve fâniyâtın fâni ve zâil hallerini ve vaziyetlerini ve geçici hayatlarının meyvelerini sermedî temâşâgâhlarda ve Cennette saadet-i ebediye ashablarına da dünya maceralarını ve eski hâtıratlarını levhalarıyla gözlerine göstermek için pek büyük bir fotoğraf makinası olarak bildim."

"Hem Levh-i Mahfuzun, hem âlem-i misâlin iki hücceti ve iki küçücük nümunesi ve iki noktası, insanın başında olan kuvve-i hâfıza ve kuvve-i hayaliye, mercimek küçüklüğünde iken, hiç karıştırmayarak bir büyük kütüphane kadar, hiç karıştırmayarak kemâl-i intizamla içlerinde yazılması kat’î ispat eder ki, o iki kuvvenin nümune-i ekber ve âzamları olan âlem-i misal ile levh-i mahfuzdur, hava ve su unsurlarının, hususan nutfelerin suyu ve toprak unsurunun pek fevkinde daha ziyade hikmet ve irade ile ve kalem-i kader ve kudretle yazıldıklarını ve hiçbir cihetle tesadüf ve kör kuvvetin ve sağır tabiatın ve câmid, hedefsiz esbabın karışması yüz derece muhal ve hiçbir vecihle mümkün olmadığını, Hakîm-i Zülcelâlin kalem-i kader ve hikmetinin sahifesi olduğu, ilmelyakîn ile kat’î bilindi."(1)

Alem-i misal; maddi alemle, ruhlar alemi arasında bir köprü alemidir. Bu alem, hem maddi alemden, hem de ruhlar aleminden vasıflar almıştır. Maddi aleme göre misal alemi daha latif ve hafif bir alemdir. Misal alemi hayale yakın bir alemdir. İnsandaki hayal kuvvesi de bu aleme açılan bir pencere hükmündedir.

Misal aleminde, şu maddi alemin bütün hususiyetleri yansır ve orada o alemin şartlarına göre tecelli eder. Burada küçük bir çakıl taşı orada dağ gibi görünür. Buradaki bir damla, orada göl gibi tecelli eder. Buranın akrebi orada büyük ve korkunç bir mahluk şeklinde görünebilir.

Şu dünya hayatında hayır ve şer, iyilik ile kötülük, güzel ile çirkin nasıl iç içe ise, orada da yansımaları iç içe olmak gerekir. Bu sebeple şu dünya hayatında olan biten her şey fotoğraf olarak çekiliyor ve kaydı misal aleminde levhalar suretinde muhafaza ediliyor.

Cennette insanlar dünyadaki hatıralarını görmek istediklerinde, alem-i misaldeki kayıtlardan izleyecekler. Tabi bu kayıtlar bizim ölçülerimizin çok üstünde kayıtlardır. Dolayısı ile çözünürlük, resim kalitesi gibi şeyler söz konusu değildir. Mesela, Bedir muharebesini izlemek istediğimizde alem-i misaldeki kayıtlardan izleyebileceğiz ki, bu kayıt gerçek Bedir ile birebir örtüşen kayıtlar olacaktır. Fotoğraf tabiri bu inceliğe işaret ediyor.

Kötü hallerin cennet ehline gösterilip gösterilmemesi hakkında bir sarahat olmadığı için, bir şey söylemek mümkün değildir. Ama kabirdeki müminlerin kıyamet sahnesini tatlı bir korku ve ürperti ile izlemeleri nasıl mümkünse, cennet ehlinin dünyadaki kötü sahneleri böyle bir helecan ile izlemleri mümkün olabilir. Burada nihayetsiz fotoğraf makinesi, alem-i misal oluyor. Kayda alınıp çekilen unsurlar ise kainat ve onun içindeki unsurlar ve onların tavırlarıdır.

"O iki kuvvenin nümune-i ekber ve âzamları olan âlem-i misal ile levh-i mahfuzdur." bu ibareler de bu manayı teyit ve takviye ediyor. Zaten kainatın imajının alındığı ve muhafaza edildiği iki büyük alem vardır. Bunlardan birisi alem-i misal, diğeri de levh-i mahfuzdur.

Hava zerrelerinin bir anda bir çok vazife ve işlere mazhar olmaları, açık bir şekilde arka cephesinde hakiki fail-i muhtar olan Allah’ı gösteriyor ve Ona işaret ediyor; tevhidi kör gözlere sokuyor.

(1) bk. Sözler, On Üçüncü Söz, Hüve Nüktesi

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

baybarshan
Barekallah...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...