"Allah yazdıysa bozsun." gibi ifadeleri kader noktasından ve Risaleler penceresinden değerlendirir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İmkân açısından bakacak olursak, hiçbir şey Allah’a mecbur değildir. O dilediğini yaratır, dilediğini yaratmaz, dilediğini takdir eder, dilediğini takdir etmez. Önceden takdir ettiğini tağyir edebilir. O'nun iradesine bir sınırlama olamaz. Lakin bu takdir ve tağyirlerin hepsi kaderde, yani İlahi ilimde son hali ile bulunur; bu noktada kaderin yani ezelî ilmin değişmesi mümkün ve caiz değildir.

Ezelî ilim ile ezelî irade beraber hareket ettiği için, iradenin ilimden bağımsız bir şey dilemesi söz konusu değildir. Ezelî irade neyi irade etmiş ise, ilim ile beraber etmiştir, zaten bu iki sıfatın birbirinden ayrı düşünülmesi mümkün değildir.

"Allah dilediğini imha eder, dilediğini de yerinde bırakır. Ana kitap O'nun katındadır." (Ra’d Suresi, 13/39)

"Eğer biz bir âyetin hükmünün kaldırır veya onu unutturursak, ondan daha hayırlısını veya dengini getiririz." (Bakara Suresi, 2/106)

Allah, gerek yaratmada, gerek hüküm koymada dilediğini mahveder, dilediğini yerinde sabit tutar. Varlık âleminden siler, hükümden düşürür, yürürlükten kaldırır, izini yok eder; dilediğini de onun yerine geçirir veya doğrudan doğruya yenisini yaratır. Üstad Hazretlerinin ifadesiyle:

“Levh-i Mahv-İsbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u A’zam’ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücud ve fenaya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-ı zaman odur.”(1)

İnsanın, "Allah şunu yazdı ise bozsun" demesi, kulluk açısından edebe muhaliftir. Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde ifade ediyor:

"Edebü’d-Din ve’d-Dünya risalesinde vardır ki: Bir zaman şeytan, Hazret-i İsâAleyhisselâma itiraz edip demiş ki: 'Madem ecel ve herşey kader-i İlâhî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin.'

"Hazret-i İsâAleyhisselâm demiş ki: اِنَِّللهِاَنْيَخْتَبِرَعَبْدَهُوَلَيْسَلِلْعَبْدِاَنْيَخْتَبِرَرَبَّهُ Yani, 'Cenâb-ı Hak abdini tecrübe eder ve der ki: "Sen böyle yapsan sana böyle yaparım. Göreyim seni, yapabilir misin?" diye tecrübe eder. Fakat abdin hakkı yok ve haddi değil ki, Cenâb-ı Hakkı tecrübe etsin ve desin: "Ben böyle işlesem sen böyle işler misin?" diye tecrübevâri bir surette Cenâb-ı Hakkın rububiyetine karşı imtihan tarzı, sû-i edeptir, ubudiyete münâfidir.' Madem hakikat budur; insan kendi vazifesini yapıp Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmamalı."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Onuncu Mektup.

(2) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a, On Üçüncü Nota.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Anladığım kadarıyla külli iradenin(Allah'ın iradesi) kul hakkında insan iradesinin devrede olmadan tecelli ettiği kaderin 2. kısmı olan ızdırari durumlarda Allah'ın kul hakkındaki takdirini, kul altındaki hikmetlere vakıf olamadığından Allah yazdıysa bozsun ifadesi yerine Allah her şeyin hayırlısını ihsan etsin tarzında bir ifade daha münasip izahınız için teşekkürler.(kaderin 1. kısmında ise kul c.iradesiyle hayır ya da şerri ister Allah ta imtihan sırrına binaen ekseriyetle yaratır)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
furkandelikurt1
Varlık âleminden siler.. diye bir ifade kullanılmış. bu yanlış manaya gelebilir. yani, su kısım bunu izah ediyor:Hem adem-i mutlak zaten yoktur. Çünkü bir ilm-i muhît var. Hem daire-i ilm-i İlâhînin harici yok ki, birşey ona atılsın. Daire-i ilim içinde bulunan adem ise, adem-i haricîdir ve vücud-u ilmîye perde olmuş bir ünvandır. Hattâ, bu mevcudat-ı ilmiyeye, bazı ehl-i tahkik 'a'yân-ı sâbite' tabir etmişler. Öyleyse, fenâya gitmek, muvakkaten haricî libasını çıkarıp, vücud-u mânevîye ve ilmîye girmektir. Yani, hâlik ve fâni olanlar, vücud-u haricîyi bırakıp, mahiyetleri bir vücud-u mânevî giyer, daire-i kudretten çıkıp daire-i ilme girer.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...