"Zât-ı İlâhi" ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
Cenâb-ı Hakk’ın mukaddes Zâtı hakkında ortaya atılan bütün tahminler, “Hakikat-ı mutlaka mukayyed enzar ile ihata edilmez.” (Sözler) hakikatine göz kapamanın neticesidir.
İnsanoğlu henüz ağacın içinde çalışan manevî tezgâhın mahiyetini tam olarak bilmiş değil. Yine insanoğlu, beden hanesinin misafiri ve beden ülkesinin hâkimi olan kendi ruhunun da mahiyetini bilemiyor. Bu mahlûkların mahiyetini bilemeyen akıl, elbette bütün mahlûkatın yaratıcısı olan Allah’ın kutsî zatını ve mahiyetini bilemeyecektir. Bilmeye kalkışırsa dalalete düşer.
Zâhir isminin hükmü, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerini ve sıfatlarını tecelli ettirmekle her şeyde kendini göstermesi, her şey ile bilinmesi, Bâtın isminin hükmü ise hiçbir şeyin O’nun zâtını ve mahiyetini bildirme konusunda insana bir şey söyleyememesidir.
Üstad Hazretleri her şeyin kendi varlığından ziyade Allah’ın varlığını gösterdiğini ifade ederken, Zâhir isminin her şeyde en açık şekilde tecelli ettiğini beyan etmiş oluyor. İnsanın sınırlı aklı sonsuz ve mutlak hakikatleri anlamaktan aciz olduğunu ve bu aklın Bâtın olan Allah’ın kutsî mahiyetini anlamaktan da aciz olduğunu ihtar ediyor.
Allah’ın kutsî Zâtını akıllar idrak edemezler. Çünkü, akıl neyi anlarsa, hafıza neyi alır, hayal neye ulaşırsa, bütün bunlar tıpkı, gözün gördüğü, kulağın işittiği, dilin tattığı varlıklar gibi birer mahlûk olurlar. Bu âletlerin hepsi yaratılmıştır; elbette, bu terazilerin tartabildikleri de ancak mahlûk olabilir, Hâlık olamaz.
Her mahlûk gibi, akıl da mahduttur, sınırlıdır. Akıl henüz kendisinin nasıl bir mahlûk olduğunu hakkıyla anlayabilmiş değil. Hiçbir akıl kendi mahiyetini bilemez ve yine hiçbir akıl kendi varlığından şüphe etmez. Bu, İlâhi hikmetin bir şifresidir. İnsan bu şifreyi çözerse, ne bu âlemin bir sahibi olduğundan şüphe eder, ne de O’nun kudsî zâtını anlamaya zorlanır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü