"Avrupa, bizdeki cehalet ve taassup müsaadesiyle, şeriatı -hâşâ ve kellâ- istibdada müsait zannettiklerinden, nihayet derecede kalben üzülmüştüm..." Dördüncü Cinayeti açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"DÖRDÜNCÜ CİNAYET: Avrupa, bizdeki cehalet ve taassup müsaadesiyle, şeriatı -hâşâ ve kellâ- istibdada müsait zannettiklerinden, nihayet derecede kalben üzülmüştüm. Onların zannını tekzip etmek için, Meşrutiyeti herkesten ziyade şeriat namına alkışladım."(1)

Avrupa medeniyeti, İslam toplumlarının cahilliğinden ve bağnazlığından faydalanarak şeriat ve İslam’ı baskıcı, otokratik ve dayatmacı bir yönetimi benimsiyor, gibi göstermeye çalışıyor.

Üstad Hazretleri, Avrupa’nın bu sinsi tutumuna karşı İslam ve şeriat adına meşrutiyeti (demokrasiyi) alkışlamış ve Müslümanları bu yönetim biçimine davet etmiştir.

Meşrutiyet, bugünkü ifadesi ile cumhuriyet, dört hak mezhebin onayladığı ve kabul ettiği veya izin verdiği meşru bir yönetim şeklidir. Bu yüzden ifade edilirken meşrutiyet-i meşrua (şer’i cumhuriyet) denilmeli ki, insanlar bu rejime dinsiz ve gavur icadı gibi yabani bakmasınlar, ondan ürkmesinler.

Avam tabaka yeni şeylere karşı ürkek ve çekingen yaklaşır. Bu yüzden cumhuriyete onları ünsiyet ettirmek için, cumhuriyetin meşru ve helal olduğunun ifade edilmesi gerekir.

"Meşrutiyeti, meşruiyet ünvanı ile telâkki ve telkin ediniz. Tâ yeni ve gizli ve dinsiz bir istibdat, pis eliyle o mübareği ağrazına siper etmekle lekedar etmesin. Hürriyeti, âdâb-ı şeriatla takyid ediniz. Zira câhil efrad ve avâm-ı nas kayıtsız hür olsa, şartsız tam serbest olsa, sefih ve itaatsiz olur.

Özgürlük kavramı şeriatın sınırları içinde değerlendirilmelidir. Yoksa hiçbir sınır ve kural tanımayan mutlak anlamdaki bir özgürlük anlayışı, cahil ve sıradan insanları isyana, anarşiye ve günaha sevk eder.

Sınırsız ve kayıtsız bir özgürlük çatışma ve kaos getirir ve nihayetinde meşru özgürlüğü de yok eder. Çünkü insanlar güç, kuvvet, kabiliyet ve imkan bakımından eşit değildirler. Şayet herkes her istediğini yapmakta özgür olursa, güçlüler zayıfların temel özgürlük alanlarını gasp edip onları kendilerine köle yaparlar. Bu yüzden özgürlük meşru sınırlar içinde olmak zorundadır, bu sınırları ise İslam belirler.

İslam dairesinde kalmak şartı ile insan özgür ve hürdür, hiç kimse kimsenin üstünde baskı ve üstünlük kuramaz. Kimse kimsenin temel hak ve özgürlüklerini gasp etme yetki ve salahiyetine sahip değildir. Kimse kimsenin üstünde fazilet-füruşluk taslayamaz. Hiçbir kavim diğerinden üstün ve ayrıcalıklı değildir.

"Adalet namazında kıbleniz dört mezhep olsun. Tâ ki namaz sahih ola. Zira, hakaik-i meşrutiyetin sarahaten ve zımnen ve iznen dört mezhepten istihracı mümkün olduğunu dâvâ ettim."(1)

Ehl-i sünnetin halihazırda yaşayan, devam eden, işleyen ve tabilerinin devam ettiği dört mezhep vardır. Bunlar Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli mezhepleridir. Bunların dördü de hak mezheptir. Bu dört mezhep ameli ve fıkhi mezheplerdir.

Ehl-i sünnet inancına sahip olan bütün Müslümanlar, bütün meselelerini bu dört mezhebe göre çözerler ve çözmeleri gerekir. İbadet, muamelat, feraiz vesaire bütün konularda bizim referansımız ve mihengimiz bu dört mezhebin görüş ve fetvalarıdır.

Muamelât, fıkhın ibadetler dışında kalan kısmını, yani hukukun tamamını ifade eder. Buna, “kişinin diğer fertlerle ve cemiyetle münasebetlerini tanzim eden fıkıh kaideleri” de diyebiliriz.

"Adalet namazında kıbleniz dört mezhep olsun." cümlesi, yukarıda ifade etmeye çalıştığımız cevabın veciz bir özeti niteliğindedir.

Üstadımız burada İslam adabı ile yoğrulmuş bir cumhuriyet ve demokrasinin dört mezhebe uygun olduğunu da ayrıca ifade etmektedir. Demokrasi ve cumhuriyeti İslam dışı gibi gören sapkın ve terörize olmuş örgütlerin, baskıcı ve totaliter rejimleri İslami gibi göstermeye çalışmaları tam bir ahmaklık ve cinayettir.

(1) bk. Divan-ı Harb-i Örfî, Dördüncü Cinayet.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...