"Hukukullah tabir olunan menafi-i umumiyeyi bostan-ı medeniyette Mebus-u İlahi'nin aynü'l-hayat şeriatıyla iska ediniz, ta ki medeniyetimiz bu hayat ile..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Hukukullah: Allah’ın hukuku, Allah’ın gönderdiği emir ve kurallar; kamu hukuku, toplum düzenini sağlayan hukuk.
"Hukukullah tabir olunan menafi-i umumiyeyi bostan-ı medeniyette Mebus-i İlahinin aynülhayat şeriatıyla iska ediniz; ta ki medeniyetimiz bu hayat ile gençliğini ebedîleştirsin ve adalet-i İlahiye de hakkıyla tezahür etsin. Zira, adalet-i İlahiye arş-ı Şeriatta tecellî ediyor. Oradan nazil olan ahkâmı düsturu’l-amel yapınız; ta ki hukukullahta izinsiz tasarruf lazım gelmesin. Sahib-i hakkın izni olmasa tasarruf caiz olmaz. İnsanlar hür oldular, lakin yine ibadullahtırlar..." (Asar-ı Bediiyye, Makale: 5; Mebusana Hitap)
Menafi-i umumiye bugünkü ifadesi ile kamu yararı demektir. Kamu ise toplumun bütününü ve tamamını temsil eden bir kavramdır. Yani kamu yararı, Allah’ın bir hakkı, hukuku ve bir nevi emri anlamına geliyor.
Mesela, devlet bir yasa çıkarırken, kamu yararı ilkesine uygun ve uyumlu olmak zorundadır. Kamunun zararına sebep olacak bir yasa ya da mevzuattan Allah razı olmaz. Onun hukukuna uygun düşmez demektir.
Hem Allah’ın hukukuna uygun olması hem de kamu yararını gözetmek için, Allah’ın insanlar içindeki temsilcisi ve mebusu olan ve aynı zamanda hayatın kaynağı hükmünde olan ilahi şeriata uygun bir medeniyet inşa etmek gerekiyor.
Özellikle Müslüman Asya milletlerinin kurduğu ve ilahi şeriata uygun olmayan bir medeniyetin yaşaması gelişmesi ve devamı mümkün değildir. Aynı zamanda böyle bir medeniyette ilahi adalet hakkı ile tezahür etmez ve edemez. Allah’ın adaleti ancak şeriatı ile tecelli edebilir.
Allah’tan gelen hükümler ile amel ediniz, ta ki hukukullahta izinsiz tasarruf lazım gelmesin. Allah’ın izni olmassa tasarruf caiz olmaz. İnsanlar her ne kadar terakki edip medeni anlamda hür olsalar da yine Allah’ın kullarıdır. Onun rızası ve hükmüne boyun eğmek zorundadır.
"İstibdat denilen dev-i derendenin pençe-i gaddarında hanım-ı hatime-i edyan sükût ile ibka edilmişti."
İstibdat, yani otoriter ve baskıcı rejimler, şeytanın gaddar bir pençesine benzetiliyor. Son din olan ve nazik nazenin olan İslam, özü itibariyle bu tarz bir yönetim anlayışını benimsemiyor, onaylamıyor. Nitekim dört halife döneminde de bu baskıcı ve keyfi anlayış fiilen bitirilmişti. Lakin dört halifeden sonra zamanın ruhunun da yardımı ile maalesef istibdat yeniden dirildi ve bu medeniyet asrına kadar hüküm sürdü.
"...Şimdi elbette, taht-ı medeniyette oturan ve efkâr-ı umumî denilen Süleyman-ı meşrûtiyetin engüşt-i mübareğine, her hasiyet-i teshire malik nigîn-i Şeriat-ı Garra layık görülecek. Evet bunu layık görünüz, fiilen de tebrik ve inkıyat ediniz. Bırakmayınız, meşrûtiyetin yed-i âdilânesine yakışan o seyfullah-ı beyzaya istibdadın pis pençesi ilişsin ve ağrazına vesile ederek o mübareği lekedar etmesin." (bk. age.)
Üstad Hazretleri burada dindar cumhuriyetin ve meşruiyet anlamındaki meşrutiyetin İslam ile çelişmediğine işaret ediyor. Şeriat, insanları diğer insanların keyfi tahakküm ve baskısından kurtarıp, sadece Allah’a kul yapan ilahi bir rejimdir. Şeriatın özü istibdat rejimleri ile bağdaşmaz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü