"Aynen öyle de Sâni’-i Hakîm, cenneti ve dünyayı, semavatı ve zemini, nebatat ve hayvanatı, cin ve insi, melek ve ruhaniyatı, külli ve cüz’î bütün eşyayı..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Aynen öyle de Sâni’-i Hakîm, cenneti ve dünyayı, semavatı ve zemini, nebatat ve hayvanatı, cin ve insi, melek ve ruhaniyatı, küllî ve cüz’î bütün eşyayı; cilve-i esmasıyla eşkâlini tahdid ediyor, tanzim ediyor, birer miktar-ı muayyene veriyor. Onun ile bunlara 'Mukaddir, Munazzım, Musavvir' isimlerini okutturuyor. Öyle bir tarzda şekl-i umumîsinin hududunu tayin eder ki 'Alîm, Hakîm' ismini gösterir." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf.)

Sâni’-i Hakîm, semavatta ve zeminde, dünya ve ahirette yarattığı bütün mahluklarını esmâsının tecellilerine mazhar kılarak her birine bir şekil tayin etti ve yarattığı her mahlûkun şeklini tanzim etti ve muntazam bir şekilde yarattı. Böylece onlarda "Mukaddir, Munazzım, Musavvir" (takdir eden, nizama koyan, tasvir eden) isimlerini tecellî ettirdi. Bu tasvir yani suret verme, şekillendirme fiili öyle bir şekilde icra edildi ki, o varlık bu suretten en iyi şekilde faydalanabilsin. Bu ise ilim ve hikmeti gerektirdiğinden her varlıkta Alîm ve Hakîm isimleri tecellî etti.

Kendi bedenimizden sadece bir misal verelim: Ruhumuza ilim tahsil etme kabiliyeti veren Rabbimiz ellerimizi de kalem tutacak şekilde yarattı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...