"Hem mesela, adaletperver, ihkak-ı hakkı sever ve ondan zevk alır bir hâkim, mazlumların haklarını vermekten..." Devamıyla izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Hem mesela adaletperver, ihkak-ı hakkı sever ve ondan zevk alır bir hâkim, mazlumların haklarını vermekten ve mazlumların teşekkürlerinden ve zalimleri tecziye etmekle mazlumların intikamlarını almaktan nasıl memnun olur, bir zevk alır."
"İşte Hakîm-i Mutlak ve Âdil-i Bi’l-hak ve Kahhar-ı Zülcelâl, değil yalnız cin ve inste, belki mevcudatta ihkak-ı haktan, yani her şeye hakk-ı vücudu ve hakk-ı hayatı vermekten ve vücud ve hayatını mütecavizlerden muhafaza etmekten ve dehşetli mevcudları tecavüzlerden tevkif ve durdurmaktan, hususan mahşerde ve dar-ı ahirette cin ve insin muhakemesinden başka bütün zihayata karşı tecelli-i kübra-yı adl ve hikmetten gelen maani-i mukaddeseyi kıyas edebilirsin." (Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.)
Bu üçüncü misalde, şuunat-ı İlahiyeden olan adalet ve onun bir şubesi olan ihkak-ı hak esas alınıyor ve adaletperver bir hâkimin mazlumların hakkını vermekten ve zalimleri cezalandırmaktan aldığı lezzet örnek verilerek, Cenab-ı Hakk’ın da her şeyin hakkını vermekten, varlığını ve hayatını tecavüzlerden korumaktan, ahirette cin ve insi muhakeme ederek her birine hikmet ve adaletiyle muamele etmekten ulvi ve manevi bir lezzet aldığı nazara veriliyor.
Tekrar ifade edelim ki, Allah’ın vacib olan varlığına has olan bu mukaddes lezzet, insanların ihkak-ı haktan aldıkları lezzete benzemekten münezzehtir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
ÜÇ MİSAL
“üç misal” ifadesi, hemen önceki paragraflarda geçen üç ayrı İlâhî isim tecellisi örneğine işaret ediyor.
O üç misal şunlar:
1. Rahmân ve Rahîm isimlerinin tecellisi
Bütün canlılara hayatları boyunca gereken rızkı vermesi, şefkat ve merhametini göstermek.
Özellikle anne şefkati, yavruya süt gelmesi gibi tabiatta görülen merhamet sahneleri bunun örneği olarak verilmişti.
2. Hakîm isminin tecellisi
Kâinatta her şeyin hikmetle, faydalı ve yerli yerinde yaratılması.
Mesela organların görevlerine tam uygun yaratılması, elementlerin canlıların ihtiyacına göre yerleştirilmesi.
Burada Hakîm ismi ön planda olur çünkü mesele, canlıların veya kâinattaki sistemin maksatlı, ölçülü, uyumlu ve hikmetli şekilde işlemesiyle ilgili.
Hakîm ismi, Allah’ın bütün işlerini hikmetle, faydayla, ölçüyle yapmasını ifade eder. Otomatik gibi görünen biyolojik veya fiziksel düzenler, aslında kör tesadüflerin değil, hikmetli bir iradenin eseridir.
Musavvir ismi ise daha çok yaratılışın şekil, suret, form ve güzellik verme yönünü anlatır. Yani bir çiçeğin rengi, insan yüzünün simetrisi, kuşun kanat yapısı gibi.
Dolayısıyla, otomatik işleyen sistemlerde “niçin böyle” sorusunun cevabı hikmete dayandığı için Hakîm ismi öne çıkar, Musavvir ise bu hikmetli düzenin estetik ve şekil boyutunu tamamlar.
Fonograf örneğinde amaç, insan beynindeki kayıt ve hatırlama mekanizmasının kendi irademizle icat edilmediğini göstermek.
Yani beynin “kaydetme sistemi” bir teknolojik cihaz gibi tasarlanmış ve programlanmış.
Risale bunu "Musika-i İlâhî" benzetmesiyle, şunu demek istiyor:
Bizim hafızamız, kulaklarımız, sinir sistemimiz öyle mükemmel ayarlanmış ki, bu tıpkı mükemmel bir müzik aletinin çalınması gibi — ama icracısı biz değiliz, Allah’ın kudreti.
Yani, evet biz yaşıyoruz, duyuyoruz, hatırlıyoruz ama o sistemi kuran ve işleten irade bize ait değil, doğrudan Allah’ın iradesi.
Böylece hem fonograf (kayıt cihazı) benzetmesiyle teknik işleyişi,
hem de musika-i İlâhî tabiriyle bu işleyişin sanatsal, hikmetli ve ilahî yönünü vurguluyor.
3. Âdil isminin tecellisi
Bütün varlıklara hayat hakkı vermesi, onların varlığını saldırılardan koruması, tecavüzleri durdurması.
Mahşerde adaletin en büyük tecellisi ile insanların ve cinlerin muhakeme edileceği hakikati.