Block title
Block content

"Melâikenin ibâdâtı hem gayet muntazamdır, mükemmeldir; hem gayet küllîdir, geniştir." Devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Soruya konu olan cümle, hemen bir cümle önce nakledilen şu hadîs-i şerif münasebetiyle zikredilmiştir:

“Meselâ: Ferman etmiş ki: 'Bazı melâikeler bulunur, kırk başı veya kırk bin başı var. Her başta kırk bin ağzı var, her bir ağızda kırk bin dil ile kırk bin tesbihat yapar.' Şu hakikat-ı hadîsiyenin bir mânası var, bir de sureti var. Mânası şudur ki: Melâikenin ibadatı, hem gayet muntazamdır, mükemmeldir, hem gayet küllîdir, geniştir.”(1)

Her kelimenin bir sureti, bir de manası vardır. Suret, kelimeyi meydana getiren harflerin şekilleri ve diziliş sıralarıdır. Böylece ortaya bir mâna çıkar. Söz konusu hadis-i şerifte, bazı meleklerin kırk veya kırk bin başı olduğu şeklindeki ifadeler suretle ilgilidir. Üstadımız hadisin mâna cihetini meleklerin faaliyetlerinin “gayet muntazam, mükemmel, külli ve geniş” olması şeklinde açıklamış bulunuyor. Yani melekler birbirinden uzak olan birçok işi birlikte yaptıkları halde işlerinde hiçbir intizamsızlık bulunmaz. Halbuki bir insanın iki başı olsa, her biri ayrı bir şey düşünse ve farklı bir tarafa yönelse o insanın muntazam iş görmesi beklenemez. Kırk bin başı olduğu, her başta kırk bin dil ile kırk bin tesbihat yapan meleklerin, hiçbir işinde bir karışıklık söz konusu olmaz. Bunun temeli ise ibadet ve tesbihihi temsil ettikleri varlıklardaki intizama dayanmaktadır. O varlıklar, binlerce işi birlikte ve muntazam yaptıkları gibi, onlara müekkel melekler de onların ibadetlerini birlikte ve gayet muntazam olarak temsil ederler.

Bu bahsin sonunda Üstadımız bir müşahedesini şöyle nakletmektedir:

“Hattâ ben, mutavassıt bir badem ağacı gördüm ki: Kırka yakın baş hükmünde büyük dalları var. Sonra bir dalına baktım, kırka yakın dili hükmünde küçük dalları var. Sonra o küçük dalının bir diline baktım, kırk çiçek açmıştır. O çiçeklere nazar-ı hikmetle dikkat ettim, her bir çiçek içinde kırka yakın incecik, muntazam püskülleri, renkleri ve san’atları gördüm ki; herbiri Sâni’-i Zülcelal’in ayrı ayrı birer cilve-i esmâsını ve birer ismini okutturuyor."

"İşte hiç mümkün müdür ki, şu badem ağacının Sâni’-i Zülcelal’i ve Hakîm-i Zülcemal’i, bu camid ağaca bu kadar vazifeleri yükletsin; onun mânasını bilen, ifade eden, kâinata ilân eden, dergâh-ı İlahiyeye takdim eden, ona münasib ve ruhu hükmünde bir melek-i müekkeli ona bindirmesin?"(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, Birinci Maksat.
(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...