Barla Lahikası'nda Mevlana Halid ile Üstad'ımızın arasında hangi hikmete binaen bağ kurulmuş, başka büyükler ile kurulmamış?
Değerli Kardeşimiz;
Barla Lahikası'nda ve Risale-i Nur Külliyatının genelinde, Hz. Mevlana Halid-i Bağdadi ile Üstad Bediüzzaman Said Nursi arasında kurulan özel bağın birkaç temel hikmeti ve manevi dayanağı bulunmaktadır. Bu bağ, sadece bir hürmet ilişkisi değil, aynı zamanda bir vazife tevdii ve veraset ilişkisidir.
Bu bağın diğer İslam alimlerinden farklı olarak bu kadar vurgulanmasının temel nedenleri:
Yüz Yıllık Müceddidlik Mirası
İslam geleneğindeki "Her yüzyıl başında bir müceddid gelir." hadisi çerçevesinde; 12. Asrın müceddidi Hz. Mevlana Halid, 13. asrın müceddidi ise Bediüzzaman Hazretleri olarak kabul edilir. Aralarındaki bağın en somut delili, Hz. Mevlana Halid’in cübbesinin, vefatından tam yüz yıl sonra talebeleri vasıtasıyla Bediüzzaman’a ulaştırılmasıdır. Bu, manevi bir nöbet değişimi olarak görülür.
Hizmet Metodundaki Dönüşüm
Hz. Mevlana Halid, Nakşibendi tarikatını Hindistan’dan getirerek Anadolu ve Orta Doğu’da büyük bir iman hizmeti başlatmıştır. Ancak Üstad, kendi döneminde şartların değiştiğini, artık "Tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanı." olduğunu belirtir. Hz. Mevlana Halid ile kurulan bağ; aynı kaynaktan beslenip, o hizmeti modern çağın ihtiyaçlarına göre hakikat mesleğine dönüştürme hikmetine dayanır.
Siyasi ve Sosyal Tehditlere Karşı Duruş
Her iki zat da yaşadıkları dönemde ağır siyasi baskılar, sürgünler ve dini değerlerin yıpratılmaya çalışıldığı süreçlerden geçmiştir. Hz. Mevlana Halid’in dönemindeki fitnelere karşı gösterdiği mukavemet ile Bediüzzaman’ın Barla’daki ve sonrasındaki dik duruşu arasında bir meşrep benzerliği kurulur.
Şeriat ve Sünnet-i Seniyye Hassasiyeti
Diğer pek çok evliya ve alim daha ziyade kalbi keşiflerle meşgul olurken, hem Hz. Mevlana Halid hem de Bediüzzaman, sünnet-i seniyyeye ittibaı ve şeriatın zahiri hükümlerini muhafaza etmeyi her şeyin önünde tutmuşlardır. Bu ortak payda, onları manevi bir zincirin birbirini takip eden iki güçlü halkası yapmıştır:
"Birincisi: Hazret-i Mevlânâ 1193’te dünyaya gelmiş. Üstad'ım ise, Arabî 1293’te. Tam Mevlânâ Hâlid’in yüz senesi hitam bulduktan sonra dünyaya gelmiş.
İkincisi: Hazret-i Mevlânâ’nın tecdid-i din mücahedesine başlangıcı ve mukaddemesi, Hindistan’ın payitahtına 1224’te girmiş. Üstad'ım ise, aynen yüz sene sonra, 1324’te Osmanlı Saltanatının payitahtına girmiş, mücahede-i maneviyesine başlamış.
Üçüncüsü: Ehl-i siyaset, Hazret-i Mevlânâ’nın fevkalâde şöhretinden tevehhüm ederek diyar-ı Şam’a nakl-i mekân ettirilmesi, 1238’de vaki olmuştur. Üstad'ım ise, aynen yüz sene sonra 1338’de Ankara’ya gidip, onlarla uyuşamayıp, onları reddederek, küserek tekrar Van’a gidip, bir dağda inziva ederken 1338 senesini müteakip, Şeyh Said hadisesinin vukuu münasebetiyle ehl-i siyasetin vehmine dokunmuş. Üstad'ımızdan korkarak Burdur ve Isparta vilâyetlerinde dokuz sene ikamet ettirilmiş.
Dördüncüsü: Hazret-i Mevlânâ Hâlid, yaşı yirmiye bâliğ olmadan evvel allâme-i zaman hükmünde, fuhûl-u ulemânın üstünde görünmüş, ders okutmuş. Üstad'ım ise, tarihçe-i hayatını görenlere ve bilenlere malûmdur ki, on dört yaşında icâzet alıp a’lem-i ulemâ-i zamanla muarazaya girişmiş, on dört yaşında iken, icâzet almaya yakın talebeleri tedris etmiştir.
Hem Hazret-i Mevlânâ Hâlid, neslen Osmanlı olduğu ve Sünnet-i Seniyeye bütün kuvvetiyle çalıştığı gibi, Üstad'ım da Kur’ân-ı Hakîme hizmet noktasında, meşreben Hazret-i Osman-ı Zinnûreyn’in arkasında gidip, Hazret-i Mevlânâ gibi, Risale-i Nur eczâlarıyla, bütün kuvvetiyle Sünnet-i Seniyenin ihyasına çalıştı.
İşte bu dört noktadaki tevafukat, tam yüz sene fasılayla Risale-i Nur’un takviye-i din hususundaki tesirâtı, Hazret-i Mevlânâ Hâlid’in tarik-i Nakşiye vasıtasıyla hizmeti gibi azîm görünüyor." (Barla Lahikası, 142. Mektup: Şamlı Hafız Tevfik’in Fıkrası)
Neden Diğerleri ile Bu Kadar Sıkı Bir Bağ Kurulmamış?
İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani gibi diğer İslam alimleri; Üstad tarafından büyük bir saygıyla anılır ve "Üstadlarım" diye hitap edilir. Ancak onlarla olan bağ daha ziyade feyz ve ilim seviyesindedir. Hz. Mevlana Halid ile olan bağ ise zamanın sahibi olma ve doğrudan mirasçı olma üzerine kurulu olduğu için Barla Lahikası'nda bu özel vurgu öne çıkar...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü