Tekfir ve küfür mevzuları hususunda Risalelerde bilgi var mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur her hususta olduğu gibi, bu hususta da Ehl-i sünnet çizgisindedir ve bu meseleyi eserlerinin bazı yerlerinde izah etmiştir.

Şimdi Haremeyn-i Şerîfeyne hükmeden Vehhâbîler ve meşhur, dehşetli dâhîlerden İbnü't-Teymiye ve İbnü'l-Kayyim-i Cevzî'nin pek acip ve cazibedar eserleri İstanbul'da çoktan beri hocaların eline geçmesiyle, hususan evliyalar aleyhinde ve bir derece bid'alara müsaadekâr meşreplerini kendilerine perde yapmak isteyen, bid'alara bulaşmış bir kısım hocalar, sizin, muhabbet-i Âl-i Beytten gelen ve şimdi izharı lâzım olmayan içtihadınızı vesile ederek hem sana, hem Nur şakirtlerine darbe vurabilirler. Madem zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer'î yok, fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer'î var. Zem ve tekfir, eğer haksız olsa, büyük zararı var; eğer haklı ise, hiç hayır ve sevap yok. Çünkü tekfire ve zemme müstehak hadsizdir. Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-ü şer'î yok, hiç zararı da yok."

"İşte bu hakikat içindir ki, ehl-i hakikat, başta Eimme-i Erbaa ve Ehl-i Beytin Eimme-i İsnâ Aşer olarak Ehl-i Sünnet, mezkûr hakikate müstenid olan kanun-u kudsiyeyi kendilerine rehber edip, İslâmlar içinde o eski zaman fitnelerinden medar-ı bahis ve münakaşa etmeyi caiz görmemişler, menfaatsiz, zararı var demişler." (1)

Birisine kâfir dememekte hiçbir tehlike bulunmuyor; ama birisine kâfir demekte büyük bir tehlike bulunuyor.

"Herhangi bir kimse, din kardeşine 'Ey kafir!' derse, bu tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner. Eğer o kimse dediği gibi ise ne ala. Aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner." (2)

"Tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner", ifadesinin manası "tekfirin günahı kendine döner" demektir, kendisi kâfir olur demek değildir. Kendisi kâfir olur sözü, dinden çıkar manasında değil, o sözün günahı kendine döner manasındadır. (3)

Birisinin kötülüğünü ya da kâfirliğini araştırmaya, ona kötü ya da kâfir demeye İslami bir emir bulunmuyor. Ama birisine kâfir ya da kötü demenin şeriatta bir karşılığı ve hükmü bulunuyor. Şayet kâfir dediğin kişi hakikatte mümin ise, o kâfir ve kötü demenin büyük günahı ve vebali sana dönüyor. Şayet o kimse gerçekten kâfir ise hiçbir hayır ve sevap kazanmıyorsun. Öyle ise tekfir ve zem hususunda niçin kendimizi tehlikeye atalım. Ehl-i sünnetin ve Risale-i Nur'un tekfir konusundaki bakışı bu şekildedir.

“Said’i bilenler bilirler ki, mümkün olduğu kadar tekfirden çekinir. Hatta sarih küfrü bir adamdan görse de yine te’vile çalışır.” (Şualar)

Karşımızda büyük bir günahı aşikâre işleyen, tanımadığımız biri. İç âlemimizde bir kavga başlıyor: Kötüye yormakla (su-i zan), iyiye yormak (hüsn-ü zan) arasında kalıyoruz.

Nefis diyor ki, bu adam kâfir olmasa bu büyük günahı işlemez... Kalp ve vicdan ise, “Büyük günah işlemek kişiyi kâfir etmez, belki bu günahı nefsine hâkim olamadığından yahut cehaletinden işlemektedir” diyerek tedbir yolunu tutuyorlar.

“Günah-ı kebâir (büyük günahlar) işleyen kâfir midir?” tartışması Ehl-i Sünnet âlimleri ile Haricîler ve Mûtezile arasında asırlarca sürdü. Haricîler, büyük günah işleyenin kâfir olup ebediyen Cehennemde kalacağını iddia ederlerken, Mûtezile büyük günah işleyenin ne kâfir ne de mü’min olmayıp, imanla küfür arasında kalacağını savundu. Böylece her iki grup da hakikatten uzaklaşarak “dalâlete” düştüler.

Bu kavganın sonunda galibiyet Ehl-i Sünnetin oldu. Bu galibiyet bayrakları sayılacak gibi değil. Ben sadece ikisini nakletmekle yetineceğim: Yahya bin Muaz buyuruyor: “Bir anlık iman, yetmiş yıllık küfrü mahveder, yok eder. Nasıl oluyor ki yetmiş yıllık iman, bir anlık günahla yok oluyor.”

İman, nasıl kalbin tasdiki ve lisanın ikrarıyla sabit oluyorsa, küfür de aynı yolla sabit olur. Bu noktada karşımıza “elfaz-ı küfür” bahsi çıkıyor, yâni küfür olan sözler.

Bu sözleri söylediğini işittiğimiz bir kimseye hemen kâfir diyebilir miyiz? Burada âlimlerimiz bize şu soruyu yöneltiyorlar: Onun kalbi hakkında bilgin var mı? O sözü cehaletinden mi söylüyor, yoksa mukaddesata düşmanlık namına yahut onunla alay etmek niyetiyle mi?

Bu nokta çok mühimdir. Buna göre, bir insan Kur’an-ı Kerim’in namaz emrini inkâr ederse küfre girer; ama bu emri kabul ettiği halde namaz kılmazsa kesinlikle kâfir olmaz. Haramları işlemek de böyledir. Kur’ânın faizi yasak ettiğini kabul eden bir insanın, nefsine mağlûp olarak bu haramı işlemesi hâlinde kâfir olmayacağı açıktır.

Bir de Ahmet Ziyaeddin Gümüşhanevî Hazretlerini dinleyelim:

“Bir kimsenin sarfettiği bir söz, birçok yönleriyle küfrü gerektiriyor da bir yönüyle küfürden kurtarıyorsa, müftünün onu tercih etmesi gerekir. Zira Müslümanlar hakkında hüsn-ü zan esastır.”

Bu ilim ve irfan saçan ifadelerde iki yaramızı birden seyrediyoruz. Birisi, “su-i zan”, yâni kötüye yormak, olumsuz değerlendirmek. Diğeri de, müftünün görevini herkesin yüklenmesi.

  • Kafirlere kafir demenin hükmü

Sulh halinde olduğumuz ya da Müslümanların içinde yaşayan gayri müslimlere kâfir denilmez ve denilmemelidir. Nitekim kör adama, hey kör demediğiniz gibi... Çünkü eziyettir. (bk. Nursi, Münazarat) Peygamber Efendimiz (asm) Müslümanların içinde yaşayan gayri müslimlere eziyet etmeyi yasaklamış; "Kim zimmî olan birine eziyet ederse ben onun hasmı olurum."(4) buyurak, İslamiyet'in tahkir ve eziyet dini olmadığını vurgulamıştır.

Kör bir adama kör demek bir nevi hakarettir, eziyetti. Bu üslup ile şayet İslamı tebliğ etme gibi bir niyet varsa, bunu hakaret ederek değil, seviyeli bir üslup ile yapmak Kur'an ve sünnetin icabıdır. Çünkü: Allah Hz. Musa (as) ve Hz Harun (as) 'mı, Firavun'a gönderirken:

"Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar." (Tâhâ Suresi, 20/44)

Yine Peygamber Efendimiz (asm) için:

"(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!.." (Nahl Suresi, 16/125)

vaz etmektedir.

Allah'ın ayetlerini inkâr eden ve Peygamber Efendimiz (asm)'i yalanlayanlar için şöyle buyurulmaktadır:

"Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et." (Hicr Suresi, 15/85)

"Sen yalnızca Allah'ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer katı yürekli biri olsaydın kesinlikle etrafından dağılıp gitmişlerdi." (Âl-i İmran Suresi, 3/159)

Bir müminde kabil-i tevil yüz tane küfür alameti olsa bir tane de sarih ve açık bir mümin alameti bulunsa, bu şahsın mümin olduğuna hükmedilir. Yüz tane mümin alameti olup bir tane tevile açık bir küfür sıfatı olan birisine kâfir demek çok büyük bir günahtır. Bu yüzden, hiçbir sevabı ve faydası olmayan, ama tehlikesi ve günahı çok büyük olan tekfir yoluna sapmak, ancak ahmak Hariciler ve Neoselefilerin gidebileceği bir yoldur.

Radikal ve dalalet ehlinin arkasından gitmek insanı ateşe götürür, ama Peygamber Efendimiz (asm)'in sünnetini ve ümmetin ortak aklını temsil eden Ehl-i sünnet yolundan gitmek hem selametli hem de cennete giden bir yoldur.

Dipnotlar:
(1) bk. Emirdağ Lâhikası-I, (152. Mektup)
(2) bk. Müslim, 1/319.
(3) bk. Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi, 2/51.
(4) bk. El-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr: VI /19, hadis no: 8270.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...