Bediüzzaman Said Nursi yönetim olarak nasıl bir ülke arzulardı?
Değerli Kardeşimiz;
Üstat, modern asrın şartları ile İslam’ın esası arasında mükemmel bir ahenk tespit etmiştir. Bu ahengi yaparken bidat ehlinin yaptığı gibi İslam’ın özünü ve ulvî hakikatlerini incitmeden ve usulünü bozmadan yapmıştır. Üstad reform değil, tecdit yapmıştır.
Meselâ; siyasi ve idari açıdan eski dönemlerin uygulaması olan saltanat, hukukta keyfilik, istibdat, esaret gibi şeyler yerine cumhuriyet, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve hukuk önünde mutlak eşitlik, hürriyet gibi şeyleri savunmuş ve bunların tatbiki için gayret sarf etmiştir. İstibdatın her çeşidine bayrak açmıştır. Bugün İslam âleminin en büyük sıkıntılarından biri de istibdatın bütün çeşitleri ile içimize girmesidir. Arap ülkelerindeki dikta ve cunta rejimleri en zararlı urlardandır.
İktisadi açıdan ise kapitalist ve komünist rejimlere karşı İslam’ın faizsiz ve yardımlaşma üzerine bina olmuş, serbest ve girişimci ekonomiyi savunmuştur. Ekonomi açıdan en mühim tespitlerinden biri de iktisatlı ekonomi anlayışıdır. Yani kapitalist rejiminin teşvik ettiği israflı ve tüketime dayalı bir ekonomiye karşı, üretime ve tutumlu olmaya dayalı bir iktisat anlayışını savunmuştur.
Bu iktisat anlayışı, insanın şahsi hayatından, dünyanın umumi kaynaklarına kadar, hepsini içine alan bir anlayıştır. Bediüzzaman’ın en mühim tespitlerinden biri de sınıf kavgasını ortadan kaldıracak yardımlaşma ve dayanışmadır. Kapitalist ve komünist rejimler ise, sınıflar arasında taraf tutarak, sınıf kavgasını körüklüme esasını benimsiyor. Oysa İslam, zengin ve fakir sınıfını uzlaştıran ve adaletli bir paylaşımı tavsiye eden ve bunu ibadetler ile takviye eden bir dindir.
Üstat, içtimaî açıdan ekseriyetin refahını ölçü alan bir anlayışa sahiptir. Üstat, içtimaî yapının İslami terbiye ile ayakta duracağını savunuyor. İçtimaî hayatta maddî ceza ve mükâfatın yeterli olmayacağını, bunun yanında imanın ve maneviyatında takviye olmasın şart olduğunu söylüyor. İçtimaî hayatın temelini oluşturan aile hayatına çok ehemmiyet veriyor bunun da iman ve helal dairesinde muhafaza edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Dünya siyasetinin menfaat üzerine değil, adalet üzerine tesis edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Siyasetin, her iki dünyanın saadetinde bir vasıta olduğunu ve insanların ekserisinin refahı hizmetinde kullanılması gerektiğini eserlerinden tahriç edebiliriz.
Üstat, bir meseleyi değerlendirmeye tabi tutarken, toptancı yaklaşımla değil, analitik bir yaklaşımla değerlendirir. Avrupa medeniyetine bakışı da bu şekildedir: "Avrupa ikidir," der.
"Biri: Hakiki İsevilikten ilham alarak, insanlığın hizmetine çalışan müspet Avrupa; diğeri, maddi felsefenin dalaletinde boğulmuş, insanlığı günah ve zulme teşvik eden menfi Avrupa'dır." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a Beşinci Nota)
Üstad, Avrupa’nın her şeyine karşı değildir; insanlığa faydalı ve müspet güzelliklerini almanın hiçbir mahzurunun olmadığını ifade eder.
Bütün insanlığın, Allah’ın rızası dairesinde yaşaması ve O’na kulluk etmesi, Üstad'ın eserlerinde en çok göze çarpan hususlardır. Onun ufkunda dünya, ahretin bir mezrası olmuştur. Dünya hayatı, onu hiçbir zaman yanlışlıklara yöneltmemiştir. Maalesef bugün bütün zulüm ve cinayetlerin temelinde iman zaafından gelen dünya sevgisi ve hırsı yatar.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü