Block title
Block content

Bediüzzaman'a Göre En İyi Yönetim Şekli Nedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri, modern çağın gerekleri ile İslam’ın esası arasında mükemmel bir uyum ve ahenk tespit etmiştir. Bu ahengi ve uyumu yaparken bidat ehlinin yaptığı gibi İslam’ın özünü ve hakikatlerini incitmeden ve usulünü bozmadan yapmıştır. Reform değil, tecdit yapmıştır.

Mesela, siyasi ve idari açıdan eski dönemlerin uygulaması olan, saltanat, hukukta keyfilik, istibdat, esaret gibi şeyler yerine cumhuriyet, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve hukuk önünde mutlak eşitlik, hürriyet, bağımsızlık gibi şeyleri savunmuş ve bunların tatbiki için gayret sarf etmiştir. İstibdatın her çeşidine karşı bayrak açmıştır. Bugün İslam aleminin en büyük sorunlarından biri de istibdatın bütün çeşitleri ile içimize girmesidir. Arap ülkelerindeki dikta ve cunta rejimleri ve bizdeki her on yılda yapılan askeri darbe en zararlı ur ve hastalıklardandır.

İktisadi açıdan kapitalist ve komünist rejimlere karşı İslam’ın faizsiz ve yardımlaşma üzerine bina olmuş, serbest ve girişimci ve aynı zamanda üretici ekonomiyi savunmuştur. Ekonomik açıdan en önemli tespitlerinden biri de iktisatlı ekonomi anlayışıdır. Yani kapitalist rejiminin teşvik ettiği israflı ve tüketime dayalı bir ekonomiye karşı, üretime ve tutumlu olmaya dayalı bir iktisat anlayışını savunmuştur. Bu iktisat anlayışı, insanın şahsi hayatından, dünyanın umumi kaynaklarına kadar, hepsini içine alan bir anlayıştır.

 En önemli tespitlerinden biri de sınıf kavgasını ortadan kaldıracak yardımlaşma ve dayanışma anlayışıdır. Kapitalist ve komünist rejimler sınıflar arasında taraf tutarak, sınıf kavgasını körüklüme esasını benimsiyor. Oysa İslam, zengin ve fakir sınıfını uzlaştıran ve adaletli bir paylaşım ve bölüşümü öneren ve bunu ibadetler ile takviye eden bir dindir.

Sosyal açıdan, Üstad Hazretleri ekseriyetin refahını ölçü alan bir anlayışa sahiptir. Sosyal yapının İslami terbiye ile ayakta duracağını savunuyor. Yani insanların genelinin yaşam ölçüsü ne ise ona uygun bir hayat yaşamak, kamil bir Müslümanın şiarıdır.

Mesela, İslam toplumunun ekserisi et ve bal yiyemezken, takva sahibi bir Müslümanın et ve bal yemesini kerih görüyor. Sosyal düzende maddi ceza ve mükafatın yeterli olmayacağını, bunun yanında imanın ve maneviyatında takviye olması gerektiğini söylüyor. Sosyal hayatın temelini oluşturan aile hayatına çok önem veriyor, bunun da iman ve helal dairesinde muhafaza edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Dünya siyasetinin menfaat üzerine değil, adalet üzerine tesis edilmesi gerektiğini vurguluyor. Siyasetin, her iki dünyanın saadetinde bir araç, bir vasıta olduğunu ve insanların ekserisinin refahı hizmetinde kullanılması gerektiğini eserlerinden tahric edebiliriz. Şimdiki emperyalist zihniyetin kudurmuş bir köpek gibi zayıf ülke ve toplumlara saldırması, her şeyi menfaat renkli bir obje gibi algılaması, onun inanç ve ruh dünyası hakkında ciddi ipuçları veriyor. Üstad Hazretlerinin şu özlü ifadesi bu konunun özeti gibidir:  

"Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır."(1)

Üstad Hazretleri, bir meseleyi değerlendirmeye tabi tutarken, toptancı bir yaklaşımla değil, analitik bir yaklaşımla değerlendirir. Mesela Avrupa medeniyetine bakışı bu ölçü için güzel bir sermeşktir:

 "Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san'atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa'ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa'ya hitap ediyorum."(2)

"Biri: Hakiki İsevilikten ilham alarak, insanlığın hizmetine çalışan müspet Avrupa; diğeri, maddi felsefenin dalaletinde boğulmuş, insanlığı günah ve zulme teşvik eden menfi Avrupa'dır." Onun için, Avrupa’nın her şeyine karşı değildir. Avrupa müktesebatlarının hayırlı ve müspet tarafını almakta bir sakınca yoktur.

Özet olarak Üstad Hazretlerinin hedef ve maksadı bütün insanlığın, Allah’ın rızası dairesinde yaşaması ve ona kulluk etmesidir. Üstad Hazretlerinin eserlerinde en çok göze çarpan husus iman ve ahlaktır. Onun ufkunda ve aleminde -hadis-i şerifte de buyurulduğu gibi- "dünya ahiretin bir mezrası" olmuştur. Dünya hayatı asla bir amaç ve gaye olmamıştır. Zaten insanların ekserisini yanıltan ve yanlışa iten sebep de dünyanın amaç ve gaye addedilmesidir. Maalesef bugün bütün zulüm ve cinayetlerin temelinde de yine iman ve ahlak zafiyetinden gelen dünya sevgisi ve hırsı yatmaktadır. Öyle ise yegane çözüm ve kurtuluş reçetesi Allah’ın ipi olan İslam dinine sarılmaktır.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri

(2) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a

 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...