Bediüzzaman'ın "zihin yorgunluğu" olarak ifade edilen rahatsızlığını nasıl değerlendirmek gerekir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Şu bir gerçek ki, eşya ve hâdiseleri değerlendirirken varacağımız netice, meseleye nasıl ve nereden baktığımızla yakından alakalıdır. Aksi takdirde, mevcudatı, tevhidin en büyük delili olarak gören müminin bakışı ile aynı mevcudatı inkâra sebep gösteren münkirin bakışı arasındaki farkı nasıl izah edebiliriz.

Demek ki hâdiselere nereden baktığımız çok mühimdir. Bakış açısı değişmeden, netice değişmez. Bu nedenle meselenin tahliline girmeden önce, bakış açısının ehemmiyeti üzerinde biraz durmak gerekiyor.

Bakış açısından kaynaklanan farklılıkların boyutunu bir misal üzerinden değerlendirmek istiyorum:

Güzel bir yaz sabahında aile efradınızla birlikte oturmuş kahvaltı yapıyorsunuz. Beyaz sofranın üzerinde, çay tabağınızın hemen yanında gözünüze bir şey ilişiyor. Hafifçe eğilip dikkatlice bakınca, bir kirpik olduğunu fark ediyorsunuz. Sofradakilerden birinin gözlerinden süzülerek masaya düşmüş bir kirpik tanesi.

Sizinle birlikte bunu fark eden eşiniz, softadakilerin dikkatini çekmeden, büyük bir titizlikle, peçete ile kirpiği alıyor ve çöpe atıyor.

Bunu sizin de fark ettiğinizi anlayan eşiniz, kirpikler arasında parlayan gözlerinize bakarak bir tebessüm gönderiyor ve kahvaltıya kaldığınız yerden devam ediyorsunuz.

Özetle tasvir etmeye çalıştığım bu tabloyu birkaç soru paralelinde biraz tahlil edelim:

- Her gün göz göze geldiğimiz ve bakmaya doyamadığımız kirpiklerimiz, birer sanat harikası değiller midir?

- Neden sofraya düşen kirpik tanesi, sanat değerini yitirmiş bir çöp muamelesi görerek, gizlice imha edildi?

- Sofradaki kirpiği, mide bulandırmasın diye imha eden eşiniz, neden gözünüzdeki kirpiklerde aynı şeyi hissetmedi ve hatta onlara tebessüm ederek baktı?

İşte bütün bu soruların tek cevabı vardır: Hâdiseye farklı yerlerden ve farklı açılardan baktığı içindir.

Gözde iken, göze değer ve güzellik kazandıran bir kirpik tanesi, gözden ayrılıp, midemize hitap eden sofranın üzerine düşünce; hem nezahetini, hem de estetiğini kaybetti. Birincisi içimizi açarken, ikincisi iştahımızı kapatabiliyor.

Demek ki, göz üzerinden kirpiklere bakmak ile gözden yere düşen kirpiklere bakmak farklı neticeler doğurur.

Şimdi asıl mevzumuza bir soru ile dönmek istiyorum: Bediüzzaman’ın, hayatının belli bir döneminde yaşadığını bildiğimiz bu rahatsızlığına nereden bakıyoruz?

Zamanın bir harikası olduğunu, yaşamış olduğu seksen küsur senelik müstesna hayatıyla dünyaya ispat eden, yazdığı eşsiz Külliyatı, yaşadığı müspet hizmet tarzı ile kimsenin burnunun kanamasına meydan vermeden âdeta sessiz bir inkılap yapan bir Bediüzzaman zaviyesinden mi bakıyoruz, yoksa, bunların hiçbirini dikkate almadan, sıradan bir insan penceresinden mi bakıyoruz?..

Gözden ayrı düşen bir kirpiğin akıbeti gibi, Bediüzzaman’dan ayrı düşünülen bir şey de aynı neticeyi doğurmaz mı?

Kirpik tanesine göz üzerinden baktığımız gibi, buna da Bediüzzaman ile yan yana koyup öyle bakalım. Bakışımızın nasıl değiştiğini hemen fark edeceksiniz.

Bu bakış açısı tahlili sadece Bediüzzaman için geçerli değildir.

On bir sene ortadan âdeta kaybolan ve doktorların kendisi hakkında bunalım teşhisi koyduğu İmam Gazzali’ye, insanlarla konuşamama durumuna gelen ve hatta bir süre işaretlerle ancak kendini anlatabilen Ahmet Bedevi’ye, İlköğretime başladıktan yaklaşık dört ay sonra idrakinin yavaşlığı teşhisi ile okuldan uzaklaştırılan Edison’a, sürekli okuldan kaçan ve zar zor liseyi bitiren Albert Einstein’e kadar yüzlerce alim ve bilim adamının hayatını tahlil ederken de yanlış bir neticeye varmamak için aynı formüle, ihtiyacımız vardır. Bu, parçaları birleştirerek bakma formülü.

Esasen bu formülle, yani “Toptan bakış açısı” ile bakan kişiler, soruyu da farklı sorarlar. Mesela, Bediüzzaman için bu soru şöyle sorma ihtiyacı hissedeceklerdir:

Doksan tane kitabı ezberleyen ve üç ayda bir bunları tekrarlayan; İstanbul’da “Her türlü soruya cevap verilir…” ilanatı yaparak, gelen herkese tam ve ikna edici cevap veren ve İbni Sina gibi dâhilerin, “Bu konu akılla izah edilemez” dedikler en derin imani meseleleri harika bir şekilde ilmen izah eden, zamanın harikası unvanı kendisine verilen Bediüzzaman’ın bu rahatsızlığının içyüzü ve aslı ne olabilir?

Elcevap: Bu rahatsızlığa illa bir isim vermek icab ederse, buna “zihin patlaması” denir. Bir çekirdeğin kabuğunu parçalayarak ağaç olması gibi, Bediüzzaman kendisine verilen hafıza ve akıl nimetini geliştirmek adına, öyle bir yoğun çalışmanın içine girmiştir ki, yapılan egzersizler onda bir zihin patlaması yapmıştır.

Birr haltercinin, yoğun çalışmalar neticesinde sıradan insanların kaldıramayacağı yükleri kaldırması ve bunun neticesinde bir takım bel, kol, bacak ağrıları yaşadıktan sonra rekorlara imza atması gibi, Bediüzzaman da yaşadığı ülkenin ve İslam dünyasının içinde bulunduğu zor durumdan çıkması adına, küçüklüğünden itibaren öyle zihni egzersizler yapıyordu ki, bazen zihin buna dayanamıyor ve yorgun düşüyordu. Ancak bu yorgunluk daha fazla yükü kaldırmayı netice veren zihin patlamasına dönüşüyordu.

Nitekim bu zihni tekamül süreci tamamlandıktan sonra, zihni yorgunluğu da kendiliğinden kaybolmuştur. Artık en ağır meselelerin altından kalkacak bir zihin ve zekâ seviyesine çıkarak, sığınılacak bir liman haline gelmiştir.

İşte bu zihni ve fikri çalışmalardır ki, Anadolu’nun tenha bir köyünden bir Bediüzzaman’ı netice vermiştir.

Hayatının ilk dönemlerinde bu zihin ve zekâ patlamasını yaşayan Bediüzzaman, daha sonraları en derin ve en zor ilmi ve imanî sualleri ve en sıkıntılı ülke meselelerini yağdan kıl çekercesine çözmüştür.

Günübirlik yaşayarak gününü gün etmeye çalışanlar, koskoca İslam âleminin içinde bulunduğu sıkıntıları ve geleceğini, hatta elli, yüz sene ötesini düşünerek plan ve projeler geliştirmek adına şakaklarını patlatanları nasıl anlasınlar ki? Hele; “Dert benimdir, deva Kur’an’ındır…” diyen, dertli bir Bediüzzaman’ı hiç anlayamazlar.

Hâsılı kelam, göz üzerinde iken göze değer katan kirpik gibi, bu zihin yorgunluğu da, “İslam âlemine inen darbeleri evvela kalbimde hissediyorum.” diyen bir Bediüzzaman’a değil nakise ve kusur, tam aksine değer ve güzellik katmaktadır...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

m.kurt
slm aleyküm, bu cevabı hazırlayan ehl-i gayretten Allah razı olsun. Bu meselede Üstad Hz.'ne bir nakıslık atfetme hevesine kapılanlara şunu demek lazım belki de; siz de zihninizi o derecelerde kullanmaya çalışın, hadi o olmadı, o derecelerin yarısı nispetinde zorlayın.. (tabi o derecelerde çalıştırabileceğiniz bir haldeyse zihniniz!).. acaba ne olacak?... Bilim diyor ki, zeka da tıpkı kaslarımız gibi, kullanılma oranına bağlı olarak zayıflar ya da kuvvetlenir. Üstün zekalı insanların yaşadıkları o türden zihinsel patlamalar, aslında onların zihinlerini ne kadar zorladıklarını gösterir; üstelik öylesi ehl-i imanın ise, vazifelerini sırtladıklarını, ellerini taşın altına koyduklarını gösterir. Diğer türlü, örneğin on-on iki yıl kadar önce İngilterede 5-6 yaşlarındaki özel eğitime alınan bir dahi çocuğun. dünya yaşanılacak kıymette değil diyerek intihar etmesi gibi, çoğu insana o zekası -o zihni zorlayacak o zihinsel çabaya girmediklerinden dolayı- sebep olur, ziyan edenlerden olmasına sebep olur... Bütün bunlardan dolayı, yazınızda da belirttiğiniz üzere; bu türden meselelerde kendimize ve yakınlarımıza hemen şunu soralım: Bu konuda eşyaya bakış açımız tabiat hesabına olan bir çizgiye mi kaymış durumda yoksa?.... tekrar selamlarımı sunuyorum, dualarla...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
azizsiddik
Allah ebeden razı olsun. Allah'ın izniyle her vicdan sahibini tatmin edecek bir cevap. Bir program seyretmiştim orada zihin yorgunluğu vb. cümlelerle Üstad'a hasta demişlerdi. Benim anlamadığım şuydu ki, bu işi nasıl yapıyorlarsa, benim gibi o programı seyreden nur kardeşlerim bunu hissetmediler bile...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
kartal1444
bende yılcu isimli belgesel de izledim. ama ilk dakikalrında bile anladım ki bunu nur talebelerinin hazırlamadığını ve yarıda bırakıp kimlerin hazırladığını araştırdığımda sol görüşlü insanların hazırladığını buldum. belgesel çok sathi olarak hazırlanmış vebir çok yerinin tashih edilmesi gerekli dir
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...