Beni İsrail'den ve Yahudilerin İslamiyete girmesi ile onların bazı yanlış telakki ve düşüncelerinin Müslüman olması ve İslam'ın malı olarak tevehhüm edilmesini nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir kimse Müslüman olunca, elbise değiştirir gibi her şeyiyle değişmiyor, değişemiyor. Eski bilgileri, âdetleri, gelenek ve görenekleri de beraberinde gelebiliyor.

Kur’ân, birçok kıssaların tafsilatlarını müphem bıraktığı için, Vehb b. Münebbih ve Ka'bu'l-Ahbar gibi İslâm’a sonradan girmiş makbul âlimler, bu gibi teferruat kabilinden olan konuları eski malumatlarıyla yani Tevrat ve İncil’deki kıssalarla izah etmişlerdir. Böylelikle bu gibi malumatlar İslâm dairesine girmiş oluyor.

Ayrıca bu konuda Peygamber Efendimizin de (asm) bazı teşvikleri olmuştur:

"Be­nim tarafımdan (teblîğ edilen Kur'ân'dan) bir âyet olsun halka ulaş­tırınız. İsrâîloğulları'ndan da (ibretli kıssalar) haber verebilirsiniz. Bunda bir sakınca yoktur. Her kim (benim söylemediğim bir şeyi söyledi diye) bile bile bana yalan isnâd ederse, o da cehennemdeki yerine yer­leşmeye hazırlansın."(1)

Şunu hemen belirtelim ki; Hz. Âdem'den Resul-i Kibriya Efendimize (asm.) kadar gelen bütün peygamberler aynı davayı anlatmış, aynı hakikati ders vermiş ve aynı çizgide ittifak etmişlerdir. Her gelen peygamber, bir önceki peygamberi kabul ve tasdik edip, daha sonra gelecek peygamberi de müjdelemiştir. Kur’ânî ıstılahta bu yolun adı İslâm'dır.

Peygamberlerden birine indirilen kitap, kendinden öncekine indirilen kitabın veya suhufun tasdiki gibidir. Ancak bir kitabın kendinden önceki kitabın tasdik edici olması, o kitabın birebir aynısı olması mânâsında değildir. Hepsinde itikat konuları aynıdır, ama pratik hayatla alâkalı meselelerde birtakım farklılıklar vardır.

İşte bu gibi farklılık arz eden konularda bir sonraki kitap, bir önceki kitabı nesh eder. Yani o farklı konulardaki hükümlerini iptal eder. Ayrıca eğitim üslupları açısından da aralarında birtakım farklılıklar söz konusu olabilir. Çünkü eğitimde takip edilecek usuller, milletlerin yapıları, tarihî tecrübeleri ve ruhî durumlarına göre tespit edilir.

İsrailiyatı çeşitli açılardan kısımlara ayırmak mümkündür. Ancak bizi ilgilendiren, İslâm'a uyup uymama, bir de onları nakletmenin caiz olup olmaması gibi hususlardır. İşte bu açıdan İsrailiyatı üç kısma ayırabiliriz:

- İslâm'a uygun olan İsrailiyat.

- İslâm'a uygun olmayan İsrailiyat.

-Hakkında hüküm bulunmayan; doğrulanması ya da yalanlanması için elde bir kıstas bulunmayan İsrailiyat.

Tevrat ve İncil, bütünüyle tahrif edilmiş kitaplar değildir. Bu nedenle hak ile batılı bir arada bulundururlar. Bunlardan Kur’ân ve sahih sünnete uygun düşenler haktır. İslâm'a uygun olan İsrailiyattan maksat da bu tür hususlardır. Başta aktardığımız Peygamber Efendimizin (asm), "İsrâîloğullarından da (ibretli kıssalar) haber verebilirsiniz. Bunda bir sakınca yoktur." mânâsındaki hadisi bu nevi İsrailiyat için söz konusudur.

Kur’ân ve sahih sünnetle bağdaşmayan İsrailiyat ise batıldır ve bu gibi İsrailiyat, ancak reddedilmek ve tenkid edilmek kaydıyla nakledilebilir. İsrailiyatı nakletmeyi yasaklayan rivâyetler de(2) bu tür İsrailiyata yorumlanmıştır.

Bir kısım İsrailiyat ise, dini hüküm taşımayan hususlarla, olması da olmaması da ihtimal dâhilinde olan hâdiseleri nakleden İsrailiyattır. Bu tür İsrailiyatın nakledilmesini bazı âlimler caiz görmüştür. Kimi de İsrailiyattan olduklarının belirtilmesi kaydıyla caiz olduğunu söylemişlerdir.

Özetle, İslâmiyete ait olmayan bazı İsrailiyat bilgileri, İslâm’ın malı zannedilmiş, onlardaki eksikler, hatalar ve kusurlar da İslâma mal edilmiştir. Bunların İslâmiyete ait olmadığı anlaşılırsa, itirazlar da ortadan kalkacaktır.

(1) Buhari, Enbiya 50; Müslim, Zühd 72; Tirmizi, İlim 13; Müsned, III/39.

(2) Ahmed b. Hanbel, III/387; Ibnu Kesir, V/329.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

nurcu56

İsrâiliyat ve Nasara âlimlerinin malumatından misaller verebilir misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)

İsrailiyyat, israiliyye kelimesinin çoğuludur. İsrailî bir kaynaktan aktarılan kıssa veya hâdise mânâsındadır. İsrail kelimesi Allah’ın kulu mânâsında Hz. Ya'kub’un (as) ismi veya lâkabıdır.

İslâm’a ve bilhassa da tefsirlere girmiş olan Yahudi, Hristiyan ve diğer dinlere ait kültürlerden Hz. Peygamber'e, (sav) sahabelere ve müteakip nesillere izafe edilen her türlü haber, israiliyyat kelimesinin içine girer. Bu gibi haberler en çok Tevrat ve İsrail kültüründen geldiği için, sonradan İslâm’a girmiş bütün haberlere de "İsrâiliyat" denilmiştir.

Misal: Huzeyfe İbn el-Yeman'dan rivâyet edildiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle demiştir:

"İsrail oğulları azıp taşkınlıkları başlayınca... Allah (cc) onlara Fars hükümdârı Bahtûnnassar'ı gönderdi. Allah (cc) Bahtünnassar'a 7.800 yıl hükümdarlık nasip etti."

Bu haber tamamıyla uydurma olan bir İsrailiyyattır.

Meselâ: Hz. Süleyman’ın (as) yüzüğünü şeytanın çalması ve onun yerine geçip insanlara hükmetmesi ve Hz. Süleyman'ın (as) şeytanı tesirsiz hale getirmesini anlatan hikâye...

Kadı Beydavî, Harut ile Marut hakkında söylenen meşhur hikâye Yahudilerin uydurmasıdır, diyor.(1)

(1) Abdullah AYDEMİR "Tefsirde İsrailiyat"
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...