"Bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdînin şakirtleri olabilir..." Bu tarih 2004’e tekabül ediyor, bu tarihte ne oldu, mahiyeti hakkında bilgi verir misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Bu tür meseleler kesin delillerle anlatılacak meseleler değildir. Zaten kesin delillere de dayanmaması gerekir. Üstadımız, bunu Yirmi Dördüncü Söz’de izah ediyor.
1. Allah’ın varlığı ve haşir gibi mevzularda kesin delil gerekir, ama bu tür meselelerde; “zann-ı galibî”, “kabul-u teslimi” ve reddetmemek yeter. “Esâsât-ı imaniyeden olmayan mesâil-i fer'iye veya vukuat-ı zamaniyenin her birinde bir iz'ân-ı yakîn ile bir burhan-ı kat'î istenilmez. Belki yalnız reddetmemek ve teslimiyetle ilişmemektir.” Yani bu konu kanaat meselesidir.
2. İstikbalde vuku bulacak meseleri açık ve net bir şekilde anlatmakta Kur’an’ın tarzına aykırıdır. Çünkü;
a. İmtihan sırrı ile çelişiyor.
b. Umuma hitap eden bir hâdiseyi, belli bir zamanla ve hususi meselelerle sınırlamak yanlıştır.
Mehdi meselesi de bunlardan biridir. Her asırda mehdi hükmünde zatlar çıkmışlar. Halk o zatın mehdi olabilmesi ihtimalinden dolayı daha çok bağlılık duymuş ve ümitle dolmuştur. Bu tam da ilahi bir maksat olduğu için, o mana ile o zatların ve etrafındaki insanların hepsinin sırtını sıvazlayıp teşvik etmesi gereklidir. Kur’an tüm asırlara hitap ettiği için, ondan beklenen de budur. Zira Üstadımız şöyle beyan ediyor:
“Cenâb-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe ve meydan-ı imtihanda, çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor… her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak Mehdî mânâsına muhtaçtır. Bu mânâda her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır.”(1)
Bunların ışığında bakılırsa, Üstad’ın soruda zikredilen müjdesinin de müphemlik ve çok cihetli olarak değerlendirilmesi şarttır. Üstelik Üstad'ın değişik vesilelerle ifade ettiği gibi, bu, bazen geniş siyaset âleminde görülür, bazen de tezahürleri, sırren tenevveret sırrıyla perde altında hissedilir. Bazen de çekirdek hükmünde meydana gelen bir inkişafın bir süre sonra ortaya çıkacak muhteşem ağacının müjdecisi olduğu için, o çekirdek hükmündeki inkişafı büyük bir hâdise olarak müjdeleyebilir. Bu türden müjdelerle şevklenmeye muhtaç zayıf kardeşlere kuvve-i maneviyeye vesile olması için zikredilmiş olması da muhtemeldir. Aşağıdaki ifadelerin ışığında meseleye bakarsak, bize düşenin “hizmet” olduğunu, şartlarını ve neticelerini düşünmememiz gerektiğini anlarız.
“Evet, insanın elindeki cüz-ü ihtiyarî ile işledikleri ef'allerinde, Cenâb-ı Hakka ait netâici düşünmemek gerektir. Meselâ, kardeşlerimizden bir kısım zatlar, halkların Risale-i Nur'a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete getiriyor. Dinlemedikleri vakit, zayıfların kuvve-i mâneviyeleri kırılıyor, şevkleri bir derece sönüyor.” (2)
Herkes şöyle bir etrafına baksa, daha önce hayal bile edilemeyen hizmetlerin akislerinin tüm dünyadan geldiğini duyabilir. Ayrıca mahiyeti itibarıyla perde altında kalması gereken nice mühim muvaffakiyetlerin olduğunu hissedebilir.
Dipnotlar:
(1) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz.
(2) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü