"Bir şah bir gedayı öldürse, şeriat kısasa hükmeder, ikisini bir görür." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Yüksek tabakadaki birinin öldürülmesiyle, çok seneler matem tutulur. Hâlbuki, onun cinayetiyle tabaka-i avamda yüzer, belki binler kişi telef olsa, bir iki günde unutulur. Şu ise, adalet-i Kur’âniyeye zıttır. Bir şah, bir gedayı öldürse, şeriat kısasa hükmeder, ikisini bir görür." (Tulûât, Zulmün Şedit Bir Nev’i)
Bu cümle, İslam’ın evrensel hukuk anlayışını, yani şahısların değil, hakkın esas alındığı adalet sistemini yansıtır. Bediüzzaman bu sözüyle Batı'da ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki “statüye dayalı hukuk anlayışını” tenkit eder.
Burada geçen “şah”, yani padişah en üst seviyedeki yönetici demektir. “Gedâ” ise en fakir, en zayıf kişidir. Ama şeriat, yani İslam hukuku bu iki kişiyi öldürme meselesinde eşit tutar. Zengin de olsa, fakir de olsa, birinin canına kıyan kişi kısasla cezalandırılır.
Çünkü İslam’da adalet; şahsa göre değil, hakka göredir. Hükümdar da olsa, bir canı haksız yere alırsa, onun da cezası vardır.
İslam hukukunda ve adalet anlayışında bütün insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir. Statü, makam, mevki, zengin, fakir, köle veya efendi ayrımı söz konusu değildir.
Mesela, bir başbakan bir vatandaşı, bir şah bir köleyi, bir komutan bir askeri, bir zengin bir fakiri haksız yere öldürürse, kısas tatbik edilir. İslam öldüren kimsenin makam ve statüsüne bakmaz aynen onun da canını alır.
Zira hukuk ve adalet önünde herkes eşittir, kimsenin bir imtiyaz ve ayrıcalığı söz konusu değildir.
Bu, Kur'anın tarif ettiği "adalet-i mahza"dır. Burada adaletin özü;
Şahısların mevkiine, zenginliğine bakılmadan hüküm verilir.
Her ferdin hakkını ayrı ayrı korur.
Hiçbir menfaat için ferdin hakkı feda edilmez.
Makam, mevki, zenginlik gibi faktörler hükme tesir etmez.
Yani “Bir şah, bir gedâyı öldürürse...” ifadesi, sosyal statünün hükmü değiştirmediğini anlatır. İslâm hukukunda bir padişah da olsa, suç sabitse cezadan muaf tutulmaz. Modern hukuk sistemlerinde çoğu zaman:
Güçlü olanlar ceza almaz.
Fakirlerin hakları çiğnenir.
Adalet statüye göre işler.
Netice; Bediüzzaman mana itibariyle der ki “Zenginlere af, fakirlere kısas; bu, adalet değil, zulümdür.” Bu nedenle, İslam’ın adalet anlayışı "menfaat temelli" değil, "hak temellidir.",
“Adalet, kuvvetin elinde değil; hakkın elinde olmalı.”, “Bir ferdin hakkı, umumun menfaati için feda edilemez.”
- İslam’da adalet herkese eşittir.
- Makamı, mevkii, şöhreti ne olursa olsun, bir can haksız yere alınmışsa cezası vardır.
- Bu, Allah’ın "el-Adl" isminin tecellisidir.
- Bediüzzaman bu sözüyle şunu ilan eder: “Hak, büyüklere ayrı, küçüklere ayrı olmaz. Adalet terazisinde herkes eşittir.”
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü