Birinci Mektup'ta geçen: "Mevt dahi hayat gibi mahlûktur; hem bir nimettir." cümlesinden yola çıkarak ve orada geçen sual-cevap bağlamında "mahluk" kavramını nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Mahluk" tabiri burada, ölüm kendiliğinden olan ve varlık alemini dağılmaya götüren failsiz bir fiil değildir, manasında olup, ölümün de hayat gibi intizamlı ve mevcut bir şey olduğuna işaret ediliyor.

Evet, ölüm kendiliğinden olan ve varlık alemini dağılmaya götüren failsiz bir fiil değildir. Ölüm, her fiilin sahibi olan Allah’ın kasıtlı ve intizamlı olarak yarattığı bir terhistir, bir mekan değişimidir. Yani hayat nasıl kendiliğinden olmayıp, Allah’ın bir sanatı, bir fiili ise, ölüm de aynı şekilde kendiliğinden cereyan etmeyen, kasıtlı ve planlı bir fiildir, faili de Allah’tır.

Nasıl asker alma dairesi ciddi bir manada çalışma ve gayret isteyip tam manası ile intizam isteyen bir kurum ise, aynı şekilde askere alınan erlerin terhis edilmesi de, alınması gibi ciddi gayret ve intizam isteyen bir kurumdur. "Canım bu terhistir, rast gele sal gitsin." diye bir mantık yürütülemez, aynı askere almak kadar ciddi bir plan ve itina ister. Yoksa kışlanın bütün düzeni allak bullak olur.

Aynı şekilde, kainat kışlasında vücuda gelen mevcudat, yani askere alınmak gibi, ciddi bir manada varlık sahasına çıkmak için sonsuz ilim ve kudret sıfatlarını nasıl istiyorlarsa, göveri bitmiş ve asıl vatanına terhis isteyen mahlukatın ölümleri de aynı şekilde sonsuz ilim ve kudrete muhtaçtırlar ve bu sıfatı isterler. Canlıların varlık sahasına çıkması nasıl bir intizam dairesinde oluyor ise, terhisleri hükmünde olan ölümleri de aynı şekilde bir intizam içinde olmak gerekir.

Ölüm hayat kadar intizamlı ve hikmetli bir fiil olduğu için, aynı hayat gibi tevhide işaret ve delalet ediyor. Ölümün zahiren bir zeval ve bozulmak olması, onu rastgele ve tesadüfi yapmaz. Nasıl askere alma dairesi ve çalışanları varsa, aynı şekilde askerleri gönderme ve terhis dairesi ve onun da çalışanları vardır. Hayat askere almak, ölüm ise terhis etmektir. Her ikisi de vücudi birer fiildirler. Malum, fiil failsiz olmaz. Öyle ise ölüm fiili de failsiz olmaz.

Hayat, nasıl sanat ve eserleri gün yüzüne çıkarıp nazarlara takdim ediyor ise, ölüm de bu eserleri ve sanatları mazi odasına arşivleyip külli bir delil kütüphanesine çeviriyor. Mazi insanlık için büyük bir kaynak ve büyük bir ispat malzemesi haline dönüşüyor. Mesela, altı bin yılda altı bin bahar ve kış mevsimi mazi arşivinde istif edilmiş muntazır bekliyor; bunların hepsi vukuattır, Allah’ın isim ve sıfatlarının mühürleri ve belgeleri hükmündedir.

Ölüm, bir hâlin bitip yeni bir halin başlamasıdır. Mesela, elma mideye girdiği zaman bir hali, yani elma olma hali bitmiş, yeni ve ikinci bir hal başlamıştır. İkinci hal bir terakki ve tekemmüldür; bitki olma makamından, insanın bedeninde bir hücre ve vitamin olma makamına erişmiştir. Ölümün "tahvili vücut" olması bu anlamdadır. İnsan öldüğü zaman yeni bir ukba hayatına yelken açıyor; bu da insanın tahvili vücududur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...