"Bu âlemde o derece intizamla küllî işler yapılıyor ve umumî inkılaplar oluyor ki, adeta bütün bu saraydaki mevcut taşlar, topraklar, ağaçlar, herbir şey, birer fâil-i muhtar gibi bütün bu âlemin nizâmât-ı külliyesini gözetip..." izah?

Soru Detayı

Yedinci bürhanı ayrıntılı olarak, misâllerle biraz açabilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Altıncı Bürhan’da yeryüzü sayfasında yazılan ayrı ayrı kitaplardan, serilen muhtelif sofralardan söz edilmişti. Bu derste ise, o cüzi fertler yerine, onların misafir edildiği bu kâinat sarayındaki küllî icraatlar nazara veriliyor.

Meselâ, “hava unsurunun bütün canlıların teneffüsünde gördüğü çok önemli hizmet”, “güneşin bütün gözlere ışık göndermesi, bütün bitkileri bir cihette beslemesi, büyütmesi yanında dünyayı döndürmekle gece ve gündüzün değişmesine, mevsimlerin gelip göçmelerine yaptığı harika hizmet”, “her elementin görev aldığı cisimlerde verdiği emsalsiz hizmetler” bu küllî icraatlardan sadece birkaç misâldir.

Yapılan bu küllî icraatlarda elementler, taşlar, topraklar da belli görevler üstleniyorlar ve bunu yaparken bütün kâinattaki umumî nizama uygun hareket etmeye de sanki büyük bir hassasiyet gösteriyorlar. Sonsuz bir ilim ve hikmet gerektiren bu işi o maddî varlıkların kendi ilimleriyle bilemeyeceklerine, kendi irade ve kudretleriyle yapamayacaklarına dikkat çekilmiş oluyor.

Bu derste düşüncemize sunulan önemli bir nokta da, bu küllî hizmetleri görenlerin tek başlarına çalışmayıp, birlikte, tam bir dayanışma ve yardımlaşma içinde görev yapmalarıdır. “Birbirinden en uzak şeyler birbirinin imdadına koşuyor.” cümlesi kâinat çapında gerçekleşen bu akıl almaz yardımlaşmalara dikkatimizi çekiyor.

Yüzümüzü yıkadığımızda ellerimizle yüzümüz arasında gerekleşen yardımlaşmanın, çok daha büyük ölçüde, bulutlarla yeryüzü arasında da sergilendiğini görüyoruz.

Dersin devamında bu küllî icraatların bir diğerine dikkat çekiliyor; o da gaipten gelen ve “umum hayvanâtın erzakını taşıyan nebâtât ve eşcar kafileleri.”

Gelecek baharda yaratılacak bütün sebzeler ve meyveler şu anda gayb âlemindeler. Zamanı geldiğinde, kervanlara yüklenip sevk edilen mallar gibi, onlar da kafileler halinde yaratılacaklar ve hayvanların imdadına gönderilecekler.

Üstat Hazretleri bir dersinde “Cenab-ı Hakkın zâtı mümkinata benzemediği gibi ef’ali de benzemiyor.” buyuruyor. Bu hakikatin bir misâli de işte bu erzak kafileleri ve onlara yüklenen rızıklardır. Bu kafileler bir başka ülkeden değil gaybdan geliyor. Rızıkların taşıyıcılara yerden çıkıyorlar, o taşıyıcıların içinden de rızıklar çıkıyor.

Bir sonraki Bürhan’da da bu konuya ayrıca değiniliyor.

Küllî icraatlardan bir başkası da şu paragrafta dikkatimize sunuluyor:

“Bu bîçare zayıf, nahif, kuvvetsiz hayvancıklar nasıl onların başı önünde, latîf gıdâ ile dolu iki tulumbacık takılmış. İki çeşme gibi, yalnız o kuvvetsiz mahlûk, onu ağzına yapıştırması kâfidir.”(1)

Nur Külliyatının bir dersinde, memeler musluklara benzetilir.

İnsanlardan, ineklere, koyunlardan kedilere kadar bütün memeli hayvanları yavrularını emzirirken hayalen birlikte seyredelim. Bir şehirdeki merkezi su deposundan şehrin bütün evlerine su dağıtılması gibi, bütün memeler âlemine de gayb âleminden süt dağıtılmaktadır.

Suyu yapan ne musluklardır, ne de onların takılı oldukları apartman daireleri.

Süt yapmak Allah’a mahsus bir kudret mu’cizesidir. Anne, domates yer ondan beyaz süt yaratılır, koyun yeşil çimenlerde otlar onlardan yine süt yaratılır, kedi çöp bidonlarında ne bulsa yer onlardan da süt yaratılır ve Hindistan cevizi topraktan su emer, o sudan da süt yaratılır. Demek ki, bütün sebepler birer perdedirler, “İş gören kudret-i Samedaniyedir.”

“İşte, bütün bu haller, iki kere iki dört eder derecesinde kat'î gösterir ki; şu saray-ı acîbin ustasına, yâni şu garip âlemin sahibine her şey musahhardır, her şey O’nun hesâbına çalışır, her şey O’na bir emirber nefer hükmündedir, her şey O’nun kuvvetiyle döner, her şey O’nun emriyle hareket eder, her şey O’nun hikmetiyle tanzim olur. Her şey O’nun keremiyle muâvenet eder, her şey O’nun merhametiyle başkasının imdadına koşar; yâni koşturulur. Ey arkadaş, haddin varsa buna karşı bir söz söyle.”(2)

Son paragrafta her şeyin Allah’ın emrinde olduğu, O’nun emriyle hareket ettiği, O’nun hikmetiyle tanzim edildiği ve O’nun merhametiyle başkasının imdadına koştuğu gibi çok önemli dersler verilir.

İmtihan sırrına binaen insanların İlâhî emirlere uyup uymama konusunda serbest bırakılmaları dışında bütün eşyanın kendi iradeleriyle değil Allah’ın emriyle hareket ettikleri güneş gibi aşikar olarak görülüyor.

“Her şey O’nun hesabına çalışır.” hakikatinin sayılamayacak kadar çok şahitleri vardır. Ne güneş kendi yolunu görmek için ışık saçmakta, ne ağaçlar meyvelerini kendileri için vermekte, ne de dünya kendi işine koşmaktadır. Bunların hepsi, Allah’ın emriyle insanlara ve diğer canlılara hizmet etmektedirler.

“Her şey O’nun keremiyle muâvenet eder.” hakikati için de sadece bir örnek vermekle yetinelim:

Kurumuş toprağın imdadına koşan buluta baktığımızda, onun kaynağı olan denizin buharlaşmasından, rüzgârların onu taşımasına kadar pek çok sebebin bir araya gelmesi, birlikte çalışmalarıyla bu yardım gerçekleşiyor. Denizin de güneşin de bulutun da Allah’ın emriyle iş gördükleri, yine O’nun emriyle birbirlerine yardımcı oldukları kabul edilmediği takdirde, bu cansız varlıkların hepsinin o kurumuş toprağı tanımaları, ona merhamet etmeleri, bir araya kendi iradeleri ile gelip ortak hareket etmeye karar verdikleri ve güzel bir iş bölümü ile bu yardımı gerçekleştirdikleri kabul edilecektir.

Bunun akıldan ne kadar uzak olduğu izahtan varestedir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi İkinci Söz.

(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yükleniyor...