"Bu fevkalâde enâniyetli ehl-i dünyanın enâniyet işinde o kadar hassasiyet var ki, eğer şuuren olsaydı, keramet derecesinde veyahut büyük bir dehâ derecesinde bir muamele olurdu." cümlesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu zamanda ene, yani benlik duygusu o kadar inkişaf etmiş ki, herkes onu rahatlıkla hissedip görebiliyor. Benlik duygusu âdeta rutubetleri ölçen hassas hava cihazları gibi, insanların benlik hissiyatlarını ölçer ve tartar bir hassasiyete gelmiş.

Üstad Hazretleri, "Şayet bu benlik duygusu ve buna dair hassasiyet şuurlu bir şey olsaydı, ya keramet gibi olağanüstü bir durum alacaktı ya da deha derecesinde bir şekle girecekti" diyerek, bu asrın benlik noktasında ne kadar tehlikeli bir hastalık seviyesine çıktığına işaret ediyor.

Üstad Hazretleri bahsin devamında bu ince meseleyi kendi hayatından bir kesit ile şöyle ifade ediyor:

"Kendimce câ-yı hayret ve medar-ı şükran bir taarruz:"

"Bu fevkalâde enâniyetli ehl-i dünyanın enâniyet işinde o kadar hassasiyet var ki, eğer şuuren olsaydı, keramet derecesinde veyahut büyük bir dehâ derecesinde bir muamele olurdu. O muamele de şudur:"

"Kendi nefsim ve aklım bende hissetmedikleri bir parça riyâkârâne enâniyet vaziyetini, onlar enâniyetlerinin hassasiyet mizanıyla hissediyorlar gibi, şiddetli bir surette, ben hissetmediğim enâniyetimin karşısına çıkıyorlar. Bu sekiz dokuz senede, sekiz dokuz defa tecrübem var ki, onların zalimâne bana karşı muamelelerinin vukuundan sonra, kader-i İlâhîyi düşünüp, 'Niçin bunları bana musallat etti?' diye nefsimin desiselerini arıyordum. Her defada, ya nefsim şuursuz olarak enâniyete fıtrî meyletmiş veyahut bilerek beni aldatmış, anlıyorum. O vakit, kader-i İlâhî, o zalimlerin zulmü içerisinde, hakkımda adalet etmiş derdim."

"Ezcümle, bu yazın arkadaşlarım güzel bir ata beni bindirdiler. Bir seyrangâha gittim. Şuursuz olarak, nefsimde hodfuruşâne bir keyif arzusu uyanmakla, ehl-i dünya öyle şiddetli o arzumun karşısına çıktılar ki, yalnız o gizli arzuyu değil, belki çok iştahlarımı kestiler. Hattâ, ezcümle, bu defa Ramazan'dan sonra, eski zamanda gayet büyük, kudsî bir imamın bize karşı gaybî kerametiyle iltifatından sonra kardeşlerimin takvâ ve ihlâsları ve ziyaretçilerin hürmet ve hüsn-ü zanları içinde, ben bilmeyerek, nefsim müftehirâne, güya müteşekkirâne perdesi altında riyâkârâne bir enâniyet vaziyetini almak istedi. Birden bu ehl-i dünyanın hadsiz hassasiyetle ve hattâ riyâkârlığın zerrelerini de hissedebilir bir tarzda, birden bana iliştiler. Ben Cenâb-ı Hakka şükrediyorum ki, bunların zulmü bana bir vasıta-i ihlâs oldu."(1)

Burada ehl-i dünyanın enaniyeti ziyadesi ile geliştiği için, hassas bir terazi gibi harika bir derecede hissedip biliyor. Nasıl ki, her bir hayvanda bir hasse inkişaf eder ve onunla mümtaz olur. Mesela kelb, en ince kokuları mükemmel hisseder. Aynı şekilde ehl-i dünya da menfi bir tarzda bu ene duygusunda ziyade inkişaf ettiği için, hassas bir cihaz gibi farklı ince ve derin enaniyetleri hissedebiliyor.

Ehli dünya, benlik hastalığına müptela olduğu için, her şeyi bu hastalığın su-i zan penceresinden değerlendiriyor. Dolayısı ile herkesi benlik hastalığı ile müptela zannediyorlar. Bu hastalıkta derinleştikleri için, su-i zan penceresi de ona göre derin ve hassastır.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi İkinci Lem'a, Hâtime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...