"Şahsiyetini unutmakla riyâ ve tasannudan kurtulup ihlâsı elde etmektir." İzahı nasıldır; kişi kendi ile ilgilenmeyecek mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"وَتَعَاوَنوُا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوى âyetinde, hayat-ı içtimaiyece gayet hikmetli emr-i İlâhîyi düstur-u hareket etmek ve ihtilâfın İslâmiyete ne derece zararlı olduğunu ve ehl-i dalâletin ehl-i hakka galebesini ne derece teshil ettiğini düşünüp, kemâl-ı zaaf ve acz ile o ehl-i hakkın kafilesine fedakârâne, samimâne iltihak etmektir, şahsiyetini unutmakla riyâ ve tasannudan kurtulup ihlâsı elde etmektir."(1)

Burada şahsiyet, benlik manasındada kullanılıyor. Egosunu ve benliğini terk etmeyen bir adamın, ihlası elde etmesi mümkün olmadığı gibi; samimi ve halis müminlerle dayanışma içinde olması da pek mümkün değildir.

Bu sebeple mümin bir buz parçası hükmünde olan enaniyetini ve benliğini ihlas ve uhuvvet havuzunda eritmelidir.

Enaniyet; benlik, kendine güvenmek, gurur, hodbinlik, taraftarlık ve her yaptığı işi kendinden bilmek gibi mânalara geliyor.

Benlik, kişinin devamlı surette kendisini ön plana çıkarması ve kendini yüceltmesidir. Herkes benlik davasına girerse o zaman müminlerin birbiri ile iyilik ve takvâda yardımlaşması asla ve kat’a mümkün olmaz.

Şahsiyeti terk etmek; insanın haysiyet, şeref, vakar ve kişiliğini terk etmesi manasına gelmiyor. Her insanın kendine mahsus bir kimliği ve kişiliği vardır ve bu yönü ile mümtaz bir varlıktır. Allah her bir insanı farklı bir âlem olarak yarattığı için, her bir fert çok kıymetlidir.

Bu sebeple burada, insanın kendi kimliğini ve kişiliğini terk etmesi değil, bir buz parçası hükmündeki benliğini ve enaniyetini terk etmesi istenmektedir.

Üstadımız eneyi terk etme sadedindeki mükemmel bir dersi de şöyle vermektedir:

"Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz, sizi enâniyette vurmasınlar, onunla sizi avlamasınlar. Hem biliniz ki, şu asırda ehl-i dalâlet eneye binmiş, dalâlet vadilerinde koşuyor. Ehl-i hak, bilmecburiye, eneyi terk etmekle hakka hizmet edebilir. Enenin istimalinde haklı dahi olsa, madem ki ötekilere benzer ve onlar da onları kendileri gibi nefisperest zannederler, hakkın hizmetine karşı bir haksızlıktır. Bununla beraber, etrafına toplandığımız hizmet-i Kur’âniye, eneyi kabul etmiyor, nahnü istiyor. 'Ben demeyiniz, biz deyiniz.' diyor."(2)

“Beşinci Desise-i Seytaniye” bahsinde, insanın en zayıf ve en tehlikeli damarlarından birisi olan enaniyetin ehl-i dalâlet tarafından istismar edilerek, Nur talebelerini Üstad'dan ve hizmetten çekmeye çalıştıkları anlatılıyor ve bu desiseden kurtulmanın yolları gösteriliyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Yirminci Lem'a, Beşinci Sebep.
(2) bk Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Beşinci Desise-i Şeytaniye.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...