"Bu ikinci nefs-i emmârede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki onlarla ıslah olsun ve kusurunu anlasın..." Devamıyla izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Bu ikinci nefs-i emmârede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki onlarla ıslah olsun ve kusurunu anlasın. Yalnız tokatlar ve elemlerle nefret edip veya tam bir fedailiğe her hissini maksadına feda etsin. Ve Risale-i Nur'un erkânları gibi, her şeyini, enaniyetini bıraksın."
"Bu acip asırda dehşetli bir aşılamak ve şırıngayla hem hakikî, hem mecazî iki nefs-i emmâre ittifak edip öyle seyyiata, öyle günahlara severek giriyor. Kâinatı hiddete getiriyor. Hattâ kendim, bir dakika zarfında, yirmi paralık bir sıkıntıyla, altmış liralık bir haseneye tercih etmeye çalıştım."(1)
Bilgisayar oyunlarında level ya da aşamalar vardır, her aşamadan sonra oyun biraz daha zorlaşır. Tabiri caiz ise nefsin de böyle merhaleleri var, insan bu merhaleleri geçtikçe nefsin mukavemeti de ona göre artar ve daha da zorlaşır. Ta ki mücadele ve terakki ilanihaye devam edebilsin.
Şayet nefsin merhalesi bir yerde bitse, o zaman insanın manen terakki kapısı kapanır ve hayat yeknesak bir vaziyete girer. Bu da insanın yaratılış gayesine ve terakkisine uygun değildir. İkinci nefsin daha mukavemetli ve söz dinlemez olması bu yüzdendir.
İkinci nefs-i emmarenin en iyi anladığı dil dünyevî tokat ve elemlerdir. Nasihat ve ikaz gibi şeyleri pek takmıyor ve anlamıyor.
Hakikate göre mecaz çok zayıf düşüyor, ama burada durum tam aksi. “Daha ziyade söz dinlemez ve daha ziyade ahlâk-ı seyyieyi idame eden” tâbirleri bu gölge nefsin, nefs-i emmareyi bazen çok gerilerde bıraktığını ifade ediyor. “Bu da nasıl olur?” diye bir sual aklımıza gelebilir. Ama biraz dikkat ettiğimizde bunun nice misalleriyle hayatımızın âdeta kaynaştığını görürüz. Bakıyoruz, nefsimiz bize kumar oynamayı hoş gösteremiyor, içkiyi emredemiyor, "Namaz kılma!" diyemiyor. Demek ki, bu konularda nefs-i emmarenin üzerimizde bir hâkimiyeti kalmamış, diyoruz.
O büyük insanlara birkaç hususta da olsa birazcık benzeyebilmenin hazzını yaşıyoruz. Ama gel gör ki, dünyanın fâni olduğunu çok iyi bildiğimiz ve mü’minlerin kardeş olduklarına inandığımız halde, bir mü’min kardeşimizin eline geçen fâni bir makamı yahut menfaati kıskanmaktan kendimizi alamıyoruz. Kıskançlık damarı bizde hükmedince, iç âlemimiz altüst oluyor, huzurumuz kaybolup gidiyor. “Dünya öyle bir metâ değil ki, bir nizâa değsin” diyen Sadi-i Şirazî’den nice ışık yılı uzaklarda kaldığımızı vicdanımız bize teessüfle haber veriyor. Ama biz kıskançlık damarıyla bu dersi de rahatlıkla kulak ardı edebiliyoruz.
“Bu acip asırda dehşetli bir aşılamak ve şırıngayla hem hakikî, hem mecazî iki nefs-i emmâre ittifak edip öyle seyyiata, öyle günahlara severek giriyor. Kâinatı hiddete getiriyor. Hattâ kendim, bir dakika zarfında, yirmi paralık bir sıkıntıyla, altmış liralık bir haseneye tercih etmeye çalıştım.” Bu asrın insanına hitap eden bir tespittir ki, Nur talebeleri de bu dairenin şumulündedir.
Bu asırda günahlar ve dünya meşgalesi öyle bir teşvik ediliyor ki, âdeta insanlar üstünde ikinci bir nefis cephesi olarak başımıza açılıyor. Tabiî bu açılan cephe ile insandaki nefis birleşince, mağlubiyet kaçınılmaz bir hale geliyor. Bu yüzden, insanların ekserisi bilerek ve severek kendini ateşe atıyor ve kendini mecbur hissediyor. Nefse kuvvet veren ikinci bir nefis; muhit oluyor.
(1) bk. Kastamonu Lâhikası, 148. Mektup.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Yalnız tokatlar ve elemlerle nefret edip, veya tam bir fedailikle her hissini maksadına feda etsin." ifadesi manevi nefsi-i emmarenin ıslahının mümkün olduğunu mu gösteriyor. Her hissini maksadına feda etmek nasıl olur?
Bu ifade, Risale-i Nur perspektifinden bakıldığında nefs-i emmarenin tamamen yok edilmesini değil, yönünün değiştirilerek (terbiye edilerek) ıslah edilmesini çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyar.
Nefis, yaratılışı gereği hep kötüye meyillidir; ancak bu enerji doğru bir "maksada" yönlendirilirse, o büyük potansiyel en yüksek manevi derecelere çıkmak için bir yakıt haline gelir.
Nefs-i Emmarenin Islahı Mümkün müdür?
Evet, mümkündür. Ancak bu ıslah, nefsin "hislerini" öldürmekle değil, o hislerin yüzünü dünyadan ahirete, nefisten rızay-ı İlahiye çevirmekle olur.
Tokatlar ve Elemler: İnsan bazen sadece şefkatle yola gelmez. Hayatın içindeki musibetler, hastalıklar ve acılar (tokatlar), nefsin o kibirli "ben merkezli" yapısını kırar. Bu elemler, nefse acizliğini ve fakirliğini hatırlatarak onu boyun eğmeye (teslimiyete) mecbur bırakır.
Manevi Dönüşüm: Üstad Hazretleri'nin belirttiği üzere, nefis "amma" (kör) olduğu için akıbeti görmez. Islah süreci, nefse bu körlüğünü hissettirip onu kalbin ve ruhun komutasına sokma sürecidir.
"Her Hissini Maksadına Feda Etmek" Ne Demektir?
Bu ifade, tam bir manevi odaklanma ve istiğna halidir. Bir dava veya ulvi bir gaye uğruna, insanın kendi şahsi arzularından vazgeçmesidir. Bunu şu maddelerle somutlaştırabiliriz:
Hissiyatın Kanalize Edilmesi: İnsanda bulunan inat, aşk, hırs gibi şiddetli duygular vardır. "Feda etmek", inadı batıl şeylerde değil hakta sebat etmekte kullanmak; hırsı dünya malına değil, marifetullahı (Allah'ı tanımayı) kazanmaya harcamaktır.
Benlikten Geçmek: Kişi, kendi izzetini, rahatını, makamını ve hatta bazen manevi hazlarını bile "hizmet-i imaniye" gibi yüce bir maksat için feda eder. "Maksadım Allah'ın rızasıdır, benim ne hissettiğim veya ne halde olduğum önemli değildir" diyebilme halidir.
Fedailik Ruhu: Bir fedai, hayatını adadığı gaye için kendi canını nasıl hiçe sayıyorsa; manevi bir fedai de nefsinin "şu an ne canım çekiyor?" veya "bu durum canımı çok yaktı" gibi sızlanmalarını, davasının selameti için duymazdan gelir.
Risale Işığında Pratik Örnek
Risale-i Nur'un birçok yerinde Üstad'ın şu yaklaşımını görürüz:
"Saadet-i ebediyeyi kazanmak yolunda, dünyevi küçük lezzetleri ve nefsin geçici heveslerini terk etmek, aslında bir feda değil, bir ticarettir."
Özetle: Her hissini maksadına feda etmek; duyguları yok etmek değil, o duyguların tamamını Lillah (Allah için), Fillah (Allah yolunda) ve Maallah (Allah ile beraber) dairesinde istihdam etmektir. Nefs-i emmare bu disipline girdiğinde, artık bir düşman değil, insanı kemalata taşıyan bir binek haline dönüşür.