Bulunduğum yerde oturmuş bir cemaat, yıllardır aynı simalar var. Hizmetler inkişaf etmiyor, yeni katılımlar olmuyor, ya da yeni gelenler küstürülüyorsa ne yapmalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvelâ, bazen kendimizin derslere gidip hizmette devam etmemiz bile büyük bir hizmettir. Bu yüzden, yeni simalar gelmiyor diyerek ümitsizliğe kapılmamalı. Öyle peygamberler gelip geçmiş ki, yıllarca tebliğ etmesine ve uğraşmasına rağmen ümmetsiz gitmişler. Ama ümmetsiz olması nübüvvet sevabından bir şey eksiltmemiştir, aynı sevabı yine almışlar.

"Ey sevaba hırslı ve a’mâl-i uhreviyeye kanaatsiz insan! Bazı peygamberler gelmişler ki, mahdut birkaç kişiden başka ittibâ edenler olmadığı halde, yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etbâ’ ile değildir." (Lem'alar, Yirminci Lem'a.)

"Cenâb-ı Hakkın rızası ihlâs ile kazanılır; kesret-i etbâ’ ile ve fazla muvaffakiyetle değildir." 20. Lem’a)

Allah kemiyete yani çokluğa değil, keyfiyete, amel ve ibadetlerin rıza için için yapılıp yapılmadığına bakar.

Çok zengin birisi, sırf “namım yürüsün, çok cömert desinler” niyeti ile fakir fukaraya yardım etse, milyarlarca lira dağıtsa Allah indinde hiçbir kıymeti yoktur. Diğer tarafta maddî durumu iyi olmayan birisi, cebindeki az bir paranın yarısını sırf Allah rızası için kendinden daha fakir birisine verse, bu daha makbuldür.

Demek ki esas olan Allah’ın rızasıdır. Alkışlayanlarının ve sevenlerinin çok olması, kişiyi Allah katında makbul ve salih bir kul yapmaya yetmiyor. Allah ihlaslı ve samimi olandan razı oluyor.

Bu cümle çok hizmet edenlere; "Dikkat edin, çok hizmetinize aldanmayın. Kalbinizdeki ihlasa bakın, ona göre meseleyi değerlendirin. Çünkü esas olan Allah'ın rızasıdır." dersini veriyor.

Bununla beraber, samimi ve ihlaslı bir şekilde hizmet etmiş, ama zahiri nazarda muvaffak olamamış kişilere de şu dersi veriyor: "Ümitsizliğe gerek yok, Allah isterse ve hikmeti iktiza ederse bütün dünyayı senin etrafına toplayabilir. İhlası esas tut, neticeye karışma."

İkincisi, tecrübeli ve birikimli ağabeyler daha fedakâr ve daha anlayışlı olmalıdır. Yeni gelenlere azami itina ve hassas davranmalı, ihtilaf olsa alttan almalıdırlar. Nasıl maddî ticarette müşterinin kahrını çekiyor isek, manevî ticarette daha ziyade sabırlı ve hoşgörülü olmalıyız.

Üçüncüsü, cemaatin hatasını bir kişinin tek başına düzeltmesi çok zordur. Bu yüzden, hatanın düzelmesini zamana bırakmak ve usulü ile ikaz etmek daha güzel bir yoldur. Yoksa Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oluruz. Bazen hasen ahsenden daha ahsen olabilir. Öyle ise hâlihazırdaki cemaati muhafaza edip, niza ve ihtilafa meydan vermemeliyiz.

Dördüncüsü, derse gelip, daha sonra vazgeçenlerin sıkıntı ve şikâyetlerini dinleyerek meselenin ne olduğu hususunda bir tespit yapılmalıdır. Belki sıkıntı, gelmeyenlerde değil de gelenlerdedir. Ya da ders tarzında bir sıkıntı vardır. Malum, Risale-i Nurların dili şimdiki nesle ağır geldiği için, anlamıyoruz diye şikâyet ediyorlar. Bu şikâyetleri gidermenin en güzel yolu, izahlı ve müzakereli dersler yapmaktır. Bunlara da dikkat etmek gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.522
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...